Taksim Gezi Park’la başlayan eylemlerle ilgili düşünce ve duygularımı yazmak üzere masamın başına geçtiğimde Mehmet Karaboncuk’tan gelen mail hislerime tercüman oldu. Özetleyerek aktarıyorum:

“Taksim Gezi Park’la başlayan eylemler…
Parasız eğitim için pankart açan ve hapiste çürütülen, hayatı karartılan öğrenciler için,
Yıllardır neden tutulduklarını bilmeyen, gazeteciler, askerler, doktorlar ve binlerce kişi için,
İnsanların temiz duygularını istismar ederek, yardım paralarını tokatlayan ve bu yolsuzluğa hâlâ devam eden dernekler için,
Yok pahasına yabancılara satılan, limanlar, fabrikalar, madenler, araziler için,
Her fırsatta Atatürk’ü, arkadaşlarını ve eserlerini küçümseyen ve aşağılayanlar için,
İstediğini yazan, istediğini saklayan kişiliksiz medya için,
Tomalarla, panzerlerle ezilen, sürüklenen, tabancayla, tüfekle, gaz bombasıyla vurulan çocuklar, gençler, yaşlılar için,
THY’de başlayan ve şimdilik kaldırılan kırmızı ruj yasağı için,
Milli Eğitim Bakanına bile sormadan eğitim sistemini bir gecede 4 + 4 + 4 yapan uygulama için,
Kapanan yollar, engellenen meydanlar ve herkesin sayabileceği binlerce neden için,
Ama bulunduğumuz coğrafyada uzun yıllardır büyük güç savaşlarının ne kadar büyük oyunlar oynadığını, İran’da, Yugoslavya’da, Irak’ta, Libya’da, Mısır’da, Suriye’deki savaşlardan, katliamlardan görüyoruz ve biliyoruz. Türkiye’deki demokrasi ve insan hakları üzerine övgüler düzen ancak cılız eleştiriler yapan Batı basının, AB’nin, ABD’nin, sanatçıların, sporcuların konuya ilgisi yeni oyunun önemli bir göstergesidir.
Taksim Gezi Parkında başlayan, ülkeye yayılan ve aşırı sertlikle durdurulmaya çalışılan örgütsüz eylemler ve gelebilecek örgütlü veya örgütsüz karşı eylemler kolaylıkla yönlendirilebilir ve kontrolden çıkabilir.
Burada kitleleri ortak bir ideal etrafında toplayabilecek tek unsur insan hakları ve gelişmiş demokrasi olacaktır. Bunun dışında her dayatma, her zorbalık her baskı felaketle sonuçlanacaktır.
Bu saatten sonra yapabileceğimiz tek şeyin insanlara; insan haklarına saygının, özgürlüğün, sevginin, demokrasinin erdemlerini, bıkmadan usanmadan anlatmak olduğunu düşünüyorum.”

Başbakanın basın toplantısında söylediği kimi küçümseyici kimi tehditkâr sözler, halkı kışkırtıcı nitelikte. Özellikle seçmenini evde zor tuttuğunu söyleyerek “çapulcu” olarak nitelediği direnişçilere hodri meydan demesi, kendisini halkın başbakanı olarak değil, kendi seçmeninin başbakanı olarak gördüğü anlamına geliyor. Başbakanın bu halk hareketinin birikmiş öfkelerin, birikmiş mutsuzlukların isyanı olduğunu anlayabildiğini sanmıyorum. Öyle bir intiba vermiyor. Mutlak güce sahip olduğunu sanma yanılgısının, insanın gerçekleri görebilme yetisini köreltici etkisi vardır.

Taksim’de yaşananlar uyuyan devin uyanışını simgeliyor.

Apolitize olmuş bir gençliğin, korkutularak sindirilmiş bir toplumun “Artık yeteeeeer!” deyip ayağa kalkmasının gücü bu.

Birliğin, dayanışmanın, insanlık onurunu koruma ihtiyacının gücü bu.
Bu güzel cennet ülkede insanca, hakkaniyetle, özgürce, barış içinde bir yaşam sürme arzusunun derin özlemi bu.

Halkın uzun zamandır kullanamadığı gücünü yeniden kullanabildiğini görmenin, kendi gücüne yeniden inanmaya başlamasının coşkusu bu.

Böylesine bir dayanışmayı ilk kez deneyimledi çoğu insan. Taksim’de bir milyonu aşkın insanın bir araya gelmesi ne demek? Bu kadar insanın bir araya gelmesi en son 1977 yılında olmuştu. Bu kadar çok ve bu kadar farklı insanın bir araya gelmesi çok önemliydi; taraftarlığın, ideolojilerin, etnik kökenin ötesinde bir beraberlik bu.

Ülke olarak, halk olarak geleceğe dair azalan umutların yeniden yeşermesinin sevincini hissediyoruz. Bu harika başkaldırıya tencere tava vurarak bile katılmamak rahatsızlık duygusu uyandırıyor insanların içinde. Sağcısı solcusu, dindarı, ateisti, kadını erkeği, genci yaşlısı… Herkes bir şeyler yapma, bir ucundan tutma, katkıda bulunma, bütünün bir parçası olma ihtiyacını iliklerinde hissediyor. Bu birlik ve beraberlik duygusuyla kendiliğinden oluşan Taksim hareketini, bilinçli bir örgütlenme ile hiçbir ideoloji sağlayamazdı.

Artık hiçbir şey eskisi gibi olamaz ve olmayacak. “Taksim Gezi Halk Hareketi” Türkiye’nin bir miladı olabilir.

Birlikten gerçekten güç doğuyor. Yeter ki bu gücümüzü, yasal vatandaşlık hak ve özgürlüklerimizi kullanırken kışkırtmaya gelmemeye özen gösterelim.

Sevgiyle

Nil Gün

<div class="social4i" style="height:82px;"> <div class="social4in" style="height:82px;float: left;"> <div class="socialicons s4twitter" style="float:left;margin-right: 10px;"><a href="https://twitter.com/share" data-url="https://dergi.kuraldisi.com/korku-kulturu-isyani/" data-counturl="https://dergi.kuraldisi.com/korku-kulturu-isyani/" data-text="Korku Kültürü İsyanı" class="twitter-share-button" data-count="vertical" data-via=""></a></div> <div class="socialicons s4fblike" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="fb-like" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/korku-kulturu-isyani/" data-send="true" data-layout="box_count" data-width="55" data-height="62" data-show-faces="false"></div> </div> <div class="socialicons s4plusone" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="g-plusone" data-size="tall" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/korku-kulturu-isyani/"></div> </div> </div> <div style="clear:both"></div> </div> <p><img class="alignleft wp-image-3760 size-thumbnail" src="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/4/2018/02/JW0rM3p-150x150.jpeg" alt="" width="150" height="150" />1952 yılında doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nda okudu.<br /> 1972 yılında gittiği Amerika’nın Kaliforniya eyaletinde on dört yıl sürekli, on iki yıl da aralıklarla yaşadı. Kaliforniya’da alternatif sağlık, alternatif eğitim, insan potansiyeli ve hümanistik psikoloji alanlarında eğitim gördü.<br /> Zihin Bilimi, Hipnoterapi, Reiki, Rebirthing, NLP ve kinesiyoloji eğitimleri aldı. California Jaycee’s organizasyonunda uzun yıllar bireysel gelişim alanında hizmet verdi. Sorunlu çocukların gittiği okullarda gönüllü çalıştı.<br /> International Council for Self-Esteem Türkiye temsilcisidir.<br /> Türkiye’de ilk kez 1993 yılında hipnoterapi yöntemiyle ağrısız ve ilaçsız, suda doğum yaptırdı.<br /> Basın dünyasında birçok dergide ve Güneş gazetesinde araştırmacı gazeteci ve köşe yazarı olarak çalıştı. Dört yıl Bilar ve Bilsak’ta haftalık konferanslar verdi. Değişik radyolarda (Enerji FM, Show Radyo, Best FM ve Radyo TRT1) Kuraldışı ve Ötesi adlı psikoloji ve bireysel gelişim eksenli programlar hazırlayıp sundu. TGRT’de hafta içi her gün, Nil Gün ile Yeni Bir Gün adıyla bir sohbet programı yaptı. Radikal gazetesinde psikoloji ağırlıklı dizi yazıları yayımlandı.<br /> Cine-5 kanalında Çekim Yasası programını hazırlayıp sundu. (2007)<br /> Amerika’da 1981, Türkiye’de 1989 yılından beri, bireysel ve kurumsal workshop çalışmaları yapıyor.<br /> Bireysel gelişim kavramının Türkiye’ye girmesinde ve birçok yayınevine yaptığı danışmanlıkla bu alandaki yayınların tanınmasında öncü oldu. Ayrıca uzun yıllardır ideali olan, okullara Özsaygı (Self-Esteem) derslerinin girmesi için ilk adımı attı ve özel bir okulda Özsaygı dersleri vermeye başladı.<br /> Çok sayıda kitabı, çevirisi; hipnomeditasyon, zihin programlaması, motivasyon ve çocuk eğitimi CD’si vardır. Ayrıca Bütünsel Kinesiyoloji alanında yaptığı çalışmaları içeren, Bedenin Bilgeliği adında kapsamlı bir DVD çıkarttı.<br /> Öncelikli hedefi, Bütünsel Kinesiyoloji (PiKi) eğitmenleri ve danışmanlar yetiştirerek eğitim, sağlık ve iş hayatı alanlarında topluma yararlı olmaktır.</p>