“Küçük Siyah Yas Kitabı”nı yazma süreci içinde ister istemez kendimi hayatımın değerlendirmesini yaparken buldum. Zaten arada bir hayatımızın muhasebesini yapmaya ihtiyacımız var.

Bugün hayatımın son günü olsaydı, yaşamaya değer bir hayat sürmüş olduğumu düşünür müydüm?

Siz hayatınızın değerlendirmesini en son ne zaman yaptınız?

Sürekli koşuşturmak… Ne adına ve niye? Hayatımızı hiç bitmeyecekmiş gibi yaşıyoruz. Zamanı değersiz bir şeymiş gibi fütursuzca harcıyoruz. Aslında ziyan ettiğimiz şey hayatımızın ta kendisi.

Olumsuz, karamsar düşünceler içinde boğuluyoruz. Kurban hikâyelerimizin ardına sığınıyoruz. Medyanın, geleneklerin, inançların ve diğer insanların dayattığı fikirler içinde kendi düşüncelerimizin sesini duyamıyoruz. Statü, maddiyat ve daha çok şeye sahip olma yarışı içinde tükeniyoruz. Kozmetik ve lüks tüketim ürünlerinin boş vaatleriyle oyalanıyor, bu ürünleri satmak için pazarlamacılar tarafından yaratılan illüzyonlara kanıyoruz.

Affetmeyi beceremiyor, acılarımıza sımsıkı sarılıyor ve mutsuzluğumuz için insanları, olayları, durumları suçluyoruz. Endişe, stres ve depresif ruh hallerini adeta hayatımızın olmazsa olmaz, vazgeçilmez parçası yapıyoruz. Bu duyguların bizi uyandıracak alarm zili olduğunu anlayamıyoruz. Bu rahatsızlık veren duygular aracılığıyla ruhumuz, “Uyan bebeğim, gittiğin yol, yol değil; artık değişim zamanı!” diyor.

Rüyalarımızdan vazgeçiyoruz, hayallerimizden vazgeçiyoruz. Ne uğruna? Hayatımızı sürdürmek için kazanacağımız para uğruna. Sevmediğimiz, yeteneklerimizi değerlendiremediğimiz, bizi geliştirmeyen işlerde çalışarak ömrümüzü tüketiyoruz. Elbette, yaşamak için para kazanmamız şart ama bu uğurda, hayallerimizden vazgeçiyor, bize özgü yeteneklerimizi ziyan ediyor, iç dünyamızla bağlantımızı koparıyoruz. Kendimizi, özümüzün zenginliklerinden, devasa potansiyelinden uzaklaştırıyoruz. Kendimize yabancılaşıyoruz. Parasız mutluluk olmuyor ama parayla da olmuyor.

Hayatta kalma yarışı içinde, zihnimiz paralize oluyor. Kanatları kırılmış bir kuş gibi, uçabilme yeteneğimizin olduğunu unutuyoruz.

Böyle bir yaşam çok yorucu… Çok tüketici… Ve bu koşuşturma çılgınlığının sonu yok. Yok. Yok.

Çoğumuz hayatı böyle yaşadığımız için, böyle yaşamayı normal hatta doğal sanıyoruz. Kendi özgünlüğümüzün değerini bilmiyor, etrafımızı kuşatan güzelliklerin, zenginliğin, bolluğun, sevginin ve olanakların farkına bile varamıyoruz.

Ne olduğunu anlamadan kum saatimizdeki kumlar azalıyor, bitiyor ve bu gezegendeki kısa yaşamımız sona eriyor. Kumlar iyice azaldığında bunca koşuşturmadan sonra hâlâ doyumsuz olduğumuzu fark ediyoruz… Ama bu geç fark ediş, akşam yemeğinden sonra günaydın demeye benziyor. Ziyan ettiğimiz hayatımızın, ertelediğimiz mutlulukların, harcadığımız ilişkilerin, hırslarımız, bencilliklerimiz, kıskançlıklarımız yüzünden kaybettiğimiz arkadaşlıkların yarattığı pişmanlık içimizi yakıyor.

Gerçeklerle yüzleşmek acı veriyor.

Oysa henüz vakit dolmadan, sonsuza yol alan gemi limandan kalkmadan bu yüzleşmeyi yaşayabilir, yüzleşmenin ve uyanmanın motivasyonuyla, ilham gücüyle hayatımızı farklı bir şekilde yaşamaya başlamayı da seçebiliriz. Yaşam tarzımızı, önceliklerimizi, varlığımızın başkalarına ne kattığını gözden geçirebiliriz. Hayatımızı sil baştan yaratabiliriz.

Hayatımızın her anını nasıl daha dolu yaşayabiliriz? Her anını nasıl daha değerli kılabiliriz? Çünkü her an çok değerli.

Her şeyin başı sevgi denir ya.

Belki de gerçekten tek önemli şey sevgi.

Belki, tüm koşuşturmalarımız sadece yanlış hedeflere yönlendirdiğimiz mutluluk ve sevgi arayışı yüzünden.

Belki, yaşadığımız stresin tümü gereksiz.

Hayat çok karmaşık denir ya.

Belki hayatı böylesine karmaşık hale getiren biziz.

Belki, affedemediğimiz ve bize acı veren geçmişimizden özgürleşmeyi seçmediğimiz için hayatımızda karmaşa eksik olmuyor.

Tüm koşuşturmalarımızı gelecekte mutlu olmak adına yapıyoruz ya.

Belki, mutluluğun bir kısa yolu var. İyi işler yapmaya odaklanmak, topluma değer katan bir birey olmak, sevdiklerimizle hayatımıza keyif katan deneyimleri paylaşmak… Ve gülü koklamak için yavaşlamayı hatırlamak. Gülü koklarken de yerdeki papatyaları ezmemeye dikkat etmek.

Peki, hayatın anlamı ne? Hayatın amacı ne? Bu büyük sorunun tek bir cevabı olamaz. Bana göre hayatın anlamı, bizim ona ne anlam verdiğimize bağlı. Biz ona bize “iyi gelen” herhangi bir anlamı verebiliriz. Hayat tablomuzun sanatçısı biziz. İstediğimiz resmi yapmakta özgürüz. Yaptığımız resmi beğenmezsek değiştirmekte de özgürüz.

Hayatın amacı bizi nelerin mutlu ettiğini keşfetmektir. Sonra da bizi mutlu eden şeyleri bol bol yapmaktır. Hayatın amacı, bizim yaşam enerjimizi arttıran, bizi yaratıcı ve üretken kılan, kendimizi canlı hissetmemizi sağlayan şeyleri yapmaktır. Bunları yapmayı bıraktığımızda ölüyoruz. Bedenimiz varlığını sürdürse bile ruhumuz ölüyor. Yaşam enerjimiz azalıyor, keyif gidiyor, kendimizi cansız, bitkin, tükenmiş hissediyoruz.

Sizi neler canlandırıyor? Örneğin, beni sürekli öğrenmek ve öğrendiklerimi paylaşmak canlandırıyor.

Sizi canlandıran şeylerin listesini yapın.

Özetle;

Hayat çok kısa.

Hayat çok değerli.

Neleri hayal ediyorsun? Git hayallerini gerçek kılmak için adım at. Korkuna rağmen… Şüphelerine rağmen… Başkalarının heves kırıcı düşüncelerine rağmen…

Git yap, çünkü yapmak seni mutlu kılacaktır.

Git yap, çünkü yapmak seni canlı kılacaktır.

Git yap, çünkü yapmak yaşam enerjini arttıracaktır.

Kimlere öfkelisin?

Bugün onları affetmeye karar ver.

İyileşmeye karar ver.

Kurban hikâyelerinden vazgeçmeye karar ver.

Kendine acımaktan vazgeçmeye karar ver.

Kendine başka bir hikâye anlatmaya karar ver.

Daha keyifli, daha pozitif bir hikâye anlatmaya karar ver.

Kendine özgür olma izni ver.

Nereyi ziyaret etmek, nereleri görmek istiyorsun?

Plan yapmaya başla.

Henüz paran olmasa bile, enerjini o yöne doğru yöneltmeye başla. Yol açılacaktır.

Kimi seviyorsun?

Onlarla birlikteyken, tüm dikkatini onlara ver.

Onlarla bağlantı kurmak için zaman ve ortam yarat.

Sevgiyi öncelikler listesinin en tepesine koy.

Her şey yapıldıktan her şey söylendikten sonra önemli olan tek şey sevgi. Kendimizi sevmek, başkalarını sevmek, işimizi sevmek, hayat denilen mucizenin tüm deneyimlerini sevmek.

Hayat çok basit. Onu karmaşık hale getirmekte ısrarcı olan biziz. Hayatı yeniden sadeleştirelim, hayatı yeniden basitleştirelim… Sadece gerçekten önemli olanlara odaklanarak. Henüz vakit varken. Henüz geç olmadan. Zira hiçbirimiz kum saatimizde ne kadar kum kaldığını bilmiyoruz.

Sevginin mutluluk verici gücüyle hoşça olun.

<div class="social4i" style="height:82px;"> <div class="social4in" style="height:82px;float: left;"> <div class="socialicons s4twitter" style="float:left;margin-right: 10px;"><a href="https://twitter.com/share" data-url="https://dergi.kuraldisi.com/kum-saati/" data-counturl="https://dergi.kuraldisi.com/kum-saati/" data-text="Kum Saati" class="twitter-share-button" data-count="vertical" data-via=""></a></div> <div class="socialicons s4fblike" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="fb-like" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/kum-saati/" data-send="true" data-layout="box_count" data-width="55" data-height="62" data-show-faces="false"></div> </div> <div class="socialicons s4plusone" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="g-plusone" data-size="tall" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/kum-saati/"></div> </div> </div> <div style="clear:both"></div> </div> <p><img class="alignleft wp-image-3760 size-thumbnail" src="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/4/2018/02/JW0rM3p-150x150.jpeg" alt="" width="150" height="150" />1952 yılında doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nda okudu.<br /> 1972 yılında gittiği Amerika’nın Kaliforniya eyaletinde on dört yıl sürekli, on iki yıl da aralıklarla yaşadı. Kaliforniya’da alternatif sağlık, alternatif eğitim, insan potansiyeli ve hümanistik psikoloji alanlarında eğitim gördü.<br /> Zihin Bilimi, Hipnoterapi, Reiki, Rebirthing, NLP ve kinesiyoloji eğitimleri aldı. California Jaycee’s organizasyonunda uzun yıllar bireysel gelişim alanında hizmet verdi. Sorunlu çocukların gittiği okullarda gönüllü çalıştı.<br /> International Council for Self-Esteem Türkiye temsilcisidir.<br /> Türkiye’de ilk kez 1993 yılında hipnoterapi yöntemiyle ağrısız ve ilaçsız, suda doğum yaptırdı.<br /> Basın dünyasında birçok dergide ve Güneş gazetesinde araştırmacı gazeteci ve köşe yazarı olarak çalıştı. Dört yıl Bilar ve Bilsak’ta haftalık konferanslar verdi. Değişik radyolarda (Enerji FM, Show Radyo, Best FM ve Radyo TRT1) Kuraldışı ve Ötesi adlı psikoloji ve bireysel gelişim eksenli programlar hazırlayıp sundu. TGRT’de hafta içi her gün, Nil Gün ile Yeni Bir Gün adıyla bir sohbet programı yaptı. Radikal gazetesinde psikoloji ağırlıklı dizi yazıları yayımlandı.<br /> Cine-5 kanalında Çekim Yasası programını hazırlayıp sundu. (2007)<br /> Amerika’da 1981, Türkiye’de 1989 yılından beri, bireysel ve kurumsal workshop çalışmaları yapıyor.<br /> Bireysel gelişim kavramının Türkiye’ye girmesinde ve birçok yayınevine yaptığı danışmanlıkla bu alandaki yayınların tanınmasında öncü oldu. Ayrıca uzun yıllardır ideali olan, okullara Özsaygı (Self-Esteem) derslerinin girmesi için ilk adımı attı ve özel bir okulda Özsaygı dersleri vermeye başladı.<br /> Çok sayıda kitabı, çevirisi; hipnomeditasyon, zihin programlaması, motivasyon ve çocuk eğitimi CD’si vardır. Ayrıca Bütünsel Kinesiyoloji alanında yaptığı çalışmaları içeren, Bedenin Bilgeliği adında kapsamlı bir DVD çıkarttı.<br /> Öncelikli hedefi, Bütünsel Kinesiyoloji (PiKi) eğitmenleri ve danışmanlar yetiştirerek eğitim, sağlık ve iş hayatı alanlarında topluma yararlı olmaktır.</p>