Adam çok doğulu, Kadın çok batılı idi. Niyetleri bir araya gelmekti.

Adam fazla ısrarlı, Kadın çok nazlıydı.

Kadın’ın bir yanı nazlanırken öte yanı istiyordu. Adam’ın bir yanı ısrar ederken öte yanı ‘’kaçsam da kurtulsam’’ diyordu.

Kadın, Adam’ın sertliğinin kendisini ufalayıp yok edeceğini sanıyordu. Adam, Kadın’ın yumuşaklığının kendisini eriteceğini sanıyordu.

Korkuyorlardı!

Korkuları onları adım adım uzaklaştırıyordu birbirlerinden.

Ah o korkuların itelemesiyle o kadar uzağa savruldular ki iki kutba ayrıldıklarının farkına bile varmadılar.

Farkına vardıklarında ise iş işten geçmişti. Artık iki ayrı kutupta ve sırt sırtaydılar.

Daha ötesi yoktu.

Gidecek başka yerleri kalmamıştı. Diğerinden başka….ve kazara ve mecburen göz göze geldiler.

İşte o an, kaçınılmaz olan oldu.

Diğerinin gözünde kendiyle karşılaştı Kadın ve Adam. Gözlerinden birbirlerinin içine aktılar.

Aşktı bu!

Kendini diğerinde bulmanın, aslında BİR olduğunu yüreğinin derininde anlamanın armağanı.

Öylesine, gelişigüzelmiş gibi, rastlantıymış gibi geliveren bir duygu işte.
    
Bilincine varamadılar olan bitenin. Kaderlerinin o andan itibaren kaçınılmaz bir biçimde onları birleştirdiğini anlayamadılar.

Hâlâ öyle uzak olduklarını sanıyorlardı ki.

Ama, henüz bilincinde olmadıkları, sadece yüreklerinin farkettiği o duygu aralarındaki engelleri yıktı geçti.

İlkin gönül diliyle değdiler birbirlerine. Baktılar. Gördüler. Dokundular. Hissettiler.

Ardından söz geldi kaçınılmaz olarak.

Söz onları birbirinden uzaklaştırıyor muydu ne?

Paniklediler bir an. Kaçmak istediler yine.

Gönül dili yetişti imdatlarına. Sözün sivriliklerini törpülemeye koyuldu.

Cesaretlendiler. Söze devam ettiler.

İlk başladıkları noktada büyük bir uçurum vardı aralarında.

Konuştukça sözler birbirine değmeye ve birbirinin biçimini almaya başladı.

Bazen Adam’ın, bazen de Kadın’ın sözleri kapkara idi. Yavaş yavaş kapkaralar yerlerini grilere bıraktı.

Grinin sonu vardı, bitti…ve grinin bittiği noktada gökkuşağı renkleri oluşmaya başladı.

Biraz Adam çekti Kadın’ı kendi merkezine, biraz Kadın Adam’ı.

Birbirlerine yaklaştıkları her adımda, her sözde gökkuşağının tüm renkleri bir arada ve daha da parlaklaşarak dans etmeye başladı

Merkezde buluştuklarındaysa ne Adam’ın doğululuğu kalmıştı artık, ne de Kadın’ın batılılığı.

Başlangıçtaki coşkunun yerini, birbirlerinden ayrı olmadıklarının, aslında BİR olduklarının idrakinden doğan haz almıştı.

Artık sözler onları ayırsa bile karanlığa yer yoktu ışıltılı dünyalarında.

Olsa olsa gökkuşağı renklerine ayrışan farklı sözleri bundan böyle hayatlarına daha çok coşku, daha çok haz olarak geri dönecekti.

Varlığın gerçek anlamının dengeyi bulmak olduğunu anladıkları an, tekliğe ulaştıkları an oldu.

Coşku ve hazzın simyası iki kutbu sevgide birleştirmişti. Maksat hâsıl olmuştu.

*Arşivden