Özümün gürlüğüdür/özgürlüktür/özgür öz!!

İlk, özgürlük daima isyana açılan bir kapıdır, cümlesini öğrenmiştim senden Baba…

İsyan haykırılası bir şeydi öyle değil mi?

Sonradan, bi’şey daha öğrendim bu konuda: Özgürlüğün baş döndürücü olması için, büyük hatalar yapma tercihini kullanmalıymışız!

Tercihli hata hakkını hiç kullanmamak nasıl bir şey acaba Baba?

Varsın gelenek bilmesin beni, sonraki zamanlar da…

Aklımda, martı Jonathan Livingston Baba.

O martı Jonathan ki, martıların uçuş sınırı olan yetmiş metre yüksekliği zorlamış ve “Hayır,” demişti, “hayır! Bu bir yazgı olmamalı… Bu yüksekliğin üzerinde de uçabilmeliyim; madem kanatlarım var denemeliyim!”

Kendi doğasını ve yerleşik kuralları zorlamaktan başına gelmedik kalmamıştı Jonathan’ın; hem her şeyle inatlaşmaktan yargılandı hem de kanatları telef oldu…

Kolay mı yetmiş metreyi zorlamak; kanat mı yeter, güç mü… Gene de aferin ona, becerdi…

Zaten sadece martı yasaları mı, hangi yasa yerleşmiş sınırlarının zorlanmasına izin verirdi ki?

Öldü mü acaba martıların Jonathan’ı Baba? Yoksa o zaten hiç olmadı mı?

Dikenlerin açtığı yaraları daha da yırtacak çalılıklara gideceğim birazdan…

Renkleri işittim Baba, renkleri kokladım… Renklerle çoğalıp eksilirken sonunda kırmızı oldum!

İlerlemiş saatlerindeyim gecenin, herkes uyuyor…

İnce, ipince bir serinlik, gündüzün bunaltıcı sıcağına inat yapmakta…

Ben, kendi bunaltımdan uyuyamıyorum…

O da ne? Ay… Koskocaman ay… Takılmış küçücük bir yıldızın peşine, gidiyor…

Kızgın cümleler kuruyorum kendime huzursuzca: Özgürlük kanadın kadardır kızım; ruhuna, içerilere hangi yolla çıktın sen? Otostop? Business class uçaklar? Çıplak ayak dikenlerden geçerek, kan revan?

Ya o yolculuklarda ne aldın yanına? En sevdiğin imla işareti olan soru çengelini mi?.. Yok canım; sen o işareti çadır yapıp gölgesinin serinliğinde yanıtlar beklemenin rehavetini nereden bileceksin ki?..

Hangi ruh ruhunu verir tanrılığa soyunur Baba?

Kendinden iyiyi doğuranın yarını vardı…


Gerçek özgürlük Baba, herkesin gözü önünde uçmak değil, herkesin gözü önünde olmamakmış, öyle diyordu dün geceki rüya dede. “Büyüyebilmek için kapladığın alanı küçült,” dedi ve devam etti: “Kendini genişletecek duvarlar nasıl örülür, iyi bak şu hayata…”

Geceler boyu kendimden kendimi sağıyorum Baba…

Share This