Funda Mehter

Kasım 2010

 

Los Angeles’a “Melekler Şehri” derler; ‘los angeles’ İspanyolcada ‘melekler’ demek. Sebeplerini dayandırabileceğim gerçekler yok ama orada bu sebepleri hissederek geçirdiğim birkaç yıl var.

Kendinizi bir Hollywood filminde gibi hissetmek istiyorsanız Los Angeles’a gidin. Bu hissi gerçekten anlamak için şansınız ve vaktiniz var ise orada hayatınızın bir dönemini geçirin.

Her an toparlanıp da kamyonlara yüklenecekmişçesine bir şehir. Bir sabah uyandığınızda içerisinde bulunduğunuz film seti değişip yerine yenisi gelecekmiş gibi… Işıklarla dolu, film ekipleri, senaryolar ve Hollywood yıldızları ile. O çocukluğunuzdan beri izlediğiniz herhangi bir filmin sahneleri ile dolu; sahneleri kendinizce tecrübe edip, meleklerin varlığına inanabilmek için gidin. Ezberlediğiniz replikleri ve şarkıları sokaklarda söylemek için gidin.

Ve eğer giderseniz de tavsiyelerimi not edin.

Los Angeles’da insanı en mutlu hissettiren yerler plajlardır. Özellikle ‘Santa Monica’ plajı. O iskeleyi, dönme dolabı ve devamındaki Venice plajını gördüğünüzde ne demek istediğimi anlayacaksınız. Santa Monica plajında yalın ayak yürüyün, ayaklarınız buz gibi okyanusa bir değsin. İskeleye çıkın, küçük atıştırmalıklardan deneyin. (Favorim ‘churros’)

Venice plajında bisiklet kiralayıp sahil boyunca bisiklete binin. Etrafı izleyin. Venice sahil kenarı boyunca akan enerjiyi hissedin ve bunun bir parçası olun. Plajda Pazar günleri gün batımında oluşan, bir çok insanın bir araya gelerek çeşitli perküsyonlar çalarak hayatı kutladığı ‘drum circle’ı mutlaka tecrübe edin.

Malibu sahili ve Malibu’ya giden yol ‘Pacific Coast Highway’ ise başka bir dünya. Üstü açık bir araba ve uçuşan eşarp ile…Yol boyunca göreceğiniz evler, okyanusta büyük balık sürülerini andıran sörfçüler. Yol üzerinde bir bira ve yiyebileceğiniz kadar deniz mahsülü için mutlaka durun. 1958 yılında kurulan ve hâlâ motorcularla sörfçülerin en sık uğradığı yer olan ‘Neptune’s Net’ (www.neptunesnet.com) hem lokasyonu, hem denizden çıkan lezzetleri  hem de enteresan kalabalığı ile görülmeye değer. O ahşap masalar üzerinde ellerinizle yediğiniz her şeyin tadı tamağınızda kalacak.

Bir akşamüstü içkisi için Paradise Cove (www.paradisecovemalibu.com) Okyanusa saplanmış o kocaman ahşap  koltuklara yaslanın, fıçıların içerisindeki yer fıstıklarından bir avuç alıp martılar ile paylaşın. Bir bloody mary burada çok iyi gider. Akşam yemeğine veya birer içki daha’lara burada devam edebilirsiniz ama bir başka Malibu klasiği olan Moonshadows’a giderseniz, okyanus üzerinde güzel müzik, iyi bir menü ve popüler barı ile daha sofistike bir yemek yiyebilirsiniz (www.moonshadowsmalibu.com).

Amerikan kahvatı kültürünü sevenler için Los Angeles kahvaltıları çok lezizdir. 3rd Street üzerinde karşılıklı duran Toast ve Doughboys (www.doughboyscafe.com / www.toastbakerycafe.net) her daim kalabalık, hep lezzetli. Mutlaka denemesi gereken o müthiş kek: Red Velvet. Her ikisi çok güzel yapıyor.  Hiç görmediğiniz kadar büyük pancakeler ve yumurtalar  ve hemen yanı başınızdaki masada ünlüler için Griddle Cafe.  (www.thegriddlecafe.com) Önünde hep bir sıra ve uzun beklemek listesi, ama beklediğine hep deyen bir masa. Biraz mesafe ile gidebileceğiniz diğer en  iyi kahvaltı,  brunch ve hatta hafif bi öğlen menüsü mekanları: Alcove Cafe ,  Coral Tree Cafe ve Aroma Bakery (www.alcovecafe.com / www.coraltreecafe.com / www.aromabakery.com)

Günün herhangi bir saatinde mutlaka Urth Caffe’ye uğrayın. (www.urthcaffe.com) Los Angeles sağlıklı beslenme kültürünün en önemli temsilcilerinden olan bu yerde organik kahveler, çaylar, kurabiyeler, salatalar ve çorbalardan tadın.  Birkaç semtte yeri olan Urth Caffe bir LA sosyalleşme klasiğidir. Eğer vaktiniz bolsa, Melrose’dakinde saatler geçirebilirsiniz. İnsanlarla tanışıp, sohbetler edin.  Her yeni saatte yeni bir içecek deneyin, dergi ve gazetelrinizi burada karıştırın. Gerçek Hollywood insanları ile onlar gibi vakit geçirin. Buradan çıktığınızda sokak üzerindeki minik butikleri gezinin. Parapisikoloji, astroloji ve spirituel konulara meraklarınız varsa 1970’lerde kurulan Bodhi Tree’den alacağınız birşeyler mutlaka olabilir. (www.bodhitree.com) Bu bölgedeki ara sokaklarda kaybolup bir zen bahçesinde çayınızı yudumlarken kendinizi bulabilirsiniz.

Beverly Hills bölgesine gittiğinizde bence yapılması gereken en önemli şey araba ile veya yürüyerek ara sokaklarda kaybolmaktır. Bütün yollara saparak, o ihtişamlı evlere bakmak, hangi evlerin kimlere ait olduğunu düşünerek yol almak. Sık sık gökyüzüne bakarak o ince uzun palmiyeleri ve arasından süzülen ışığı izleyin. Tam da meşhur Beverly Hills Hotel’in önüne geldğinizde kendinizi siyah beyaz bir Beverly Hills fotoğrafı içerisinde zannedebilisiniz. (www.beverlyhillshotel.com)

Moda ve marka tutkunları için ellerinizde karton poşetler ve içinizden ‘Pretty Women’ şarkısını söylerken gezebileceğiniz yerler tabii ki Rodeo Drive ve etrafındaki sokaklar. Ellerinizde onlarca poşet bile olsa benim tavsiyem mutlaka bir Sprinkles cupcake’i denemenizdir. Her güne özel ve hiç aklınıza gelmeyecek aromaları ve muhteşem görüntüleri ile Sprinkles hayal dünyasından bir yer gibi. (www.sprinkles.com) Cupcake Mix’lerden bir kutu alıp eviinizde de kendiniz yapmayı deneyebilirsiniz.

Benim gibi kâğıt, kalem, kırtasiye, davetiye meraklıları varsa Paper Source’a uğrayabilirler. Kâğıtlar ile yaratılan hayal gücünüzü zorlayan bu küçük dünyaya dalıp, kendi yaratıcılığınzı keşfedin. (www.paper-source.com)

Rodeo Drive ve yan sokaklarında yürürken yemek molası vermek isteyenler için diğer mekan önerileri: Cheese Cake Factory, Amerika’daki gerçek büyük porsiyonlar ve Amerikan mutfağı ile tanışın. Tabağınızdaki herşeyi bitirmeye çalışmayın. California Pizza Kitchen veya dünyanın en meşhur pizzası olduğunu iddia eden Mulberry Pizzeria, en iyi pizza dilimlerini bulabileceğiniz yerler.(www.thecheesecakefactory.com / www.cpk.com / www.mulberrypizza.com)

Aynı destinasyonlar içerisinde kalan ünlü şef Wolfgang Puck’in bol ödüllü restoranı Spago şık bir akşam yemeği tercihi olabilir. Los Angeles’dayken bu, yemek âşığı, yetenekli şefin çok şık veya daha rahat konseptlerden oluşan olan restoranlarından birinde mutlaka kendinizi şımartın. (www.wolfgangpuck.com) Önünde her zaman paparazzilerin kol gezdiği The Ivy, buradan çok da uzakta değil. (www.theivyla.com) Dekorasyonu, yemekleri, ve ambiyansı ile her zaman Los Angeleslılar’dan tam not alan, yıldızların sık uğradığı gözde mekânlardan. Size kendinizi özel hissettiren yerlerden ve yemeklerden.

Kendinizi şımartmak demişken ‘Bir masal diyarı’ diye tanımlayabileceğim The Grove, Los Angeles’da görmeden dönülmemesi gereken yerlerden biri. (www.thegrovela.com) Frank Sinatra müzikleri ile dans eden suların kenarında oturun. İnsanları izleyin, gözlemleyin. Burada bana göre mutlaka girilmesi gereken mağazalar: Nordstrom, Crate&Barrel, Antropologie ve kitap diyarı Barnes&Nobles. Küçük atıştırmalıklar için Nordstrom’un sıcak kafesi harika. Grove’a hava kararırken gidin ve ışıkların büyüsüne kapılın. Burada yemek için Maggiano’s Little Italy, Morels French Steakhouse&Bistro gibi çok güzel seçenekler olsa da yemek için hemen yanındaki Farmer’s Market’ı tercih edebilirsiniz. (www.farmersmarketla.com) Dünyanın pek çok yerinden yeiyecek ve içecek lezzetleri sunan bu mekan, bambaşka bir deneyim. Tarihi 1934’lere dayanan Farmer’s Market bir pazarken, şuanda şehrin en çok tercih edilen salaş yeme-içme adresi. Daha önce hiç tadmadığınız Meksika, İspanyol, Lousiana, Kore, Brezilya ve Sinagapur yemekeleri ile tanışın. Burada bu kültürel zenginlik içerisinde kaybolmuş masal kahramanı insanların neşesini sizde paylaşın. Kahvaltı, öğlen ve akşam yemeği..Bir bütün günü Grove ve Farmer’s Market arasında gidip gelerek geçerebilirsiniz. Pacific Theatres’ın önünden geçerken mutlaka en sevdiğiniz dizi oyuncularından birine rastlayabilirsiniz.

Grove ve Farmer’s Market’ın yakınlarından yine bir o kadar sevdiğim ve bana göre en romantik akşam yemeklerinin yenebileceği The Little Door. (www.thelittledoor.com) İsmi, logosu, dekorasyonu kadar, her detayı sizi cezbediyor. Muhteşem bahçesinde oturup da buranin büyüsüne kapildiktan sonra hemen yan kapısındaki Little Next Door’da gözünüzden kaçmayacak. Ve bir bakmışsınız siz buraya, gurme lezzetler almak ve bir gurme olmak için sıkça uğrar olmuşsunuz.

Gittiğiniz yerlerde mutlaka California şaraplarını tadın. Fiyatlarının makullüğüne ve lezzetlerine inanamayacaksınız. Kişisel olarak önerim, White Zinfandel. Şarap dışında birşeyler içmek isteyenler için Chaya’da martiniler (www.thechaya.com) ve leziz margaritalar için ise otantik Meksika restaurantları.

Zaten Meksika’ya gitmeden de en iyi Meksika yemeklerini yiyebileceğiniz tek yer Los Angeles olsa gerek. En yerel ve otantikleri: Birriería Jalisco (https://birrieriajalisco.com), Guelaguetza (www.guelaguetzarestaurante.com), Juquila (https://juquilarestaurante.com), Lares (www.laresrestaurant.com), The gardens of Taxco (https://gardensoftaxco.com)

Hem eğlenceli hem de romantik olabilecek bir yer varsa o da : Gyu-Kaku (www.gyu-kaku.com) Kendiniz pişirdiğiniz nefis soslu etleri yerken Japon Berbeküsü sevdikleriniz arasına girecek ve sevdiğiniz insanlarla buraya bir daha gelmeyi dileyeceksiniz. Gyu-Kaku’nun Beverly Hills lokasyonunun olduğu La Cienega sokağı üzerinde birçok alternatif mevcut. La Ceinega’dan yukarıya yürüdüğünüze karşınıza Beverly Center çıkar. (www.beverlycenter.com) Alışveriş merkezi arayanlar için her yere yakın olan tek adres burasi.

Los Angeles’da kültürel etkinlikler dosyasinin en başında bence ihtişamlı J. Paul Getty Museum yer alıyor.(www.getty.edu) Sergilerinin dışında ayrıca manzarası, mimarisi ve bahçesi ile sizi büyüleyecek. Çağdaş sanat meraklıları için MOCA (www.moca.org). LACMA (www.lacma.org) ise batı Amerika’nın en büyük sanat müzesi olam özelliğini taşıyor. Bunların dışında, kendi ilgi alanınıza göre gezip görebileceğiniz birçok küçük müze de mevcut.

Los Angeles geceleri denince insanın aklına ilk gelen yer Sunset Strip’dir. Sunset Strip üzerinde gidebileceğiz birçok restoran ve gece kulübü vardır ama bana göre en havalı ve en gidilesi yer Sky Bar. Sky Bar, bir Phlippe Starck tasarımı olan Mondrian Hotel’in içerisinde yer alır. (www.mondrianhotel.com) Buraya girebilmek çok kolay değildir. Eğer başaramazsanız moralinizi bozmadan diğer Sunset barlarına devam edin. Önerilerim: Chateau Marmont’un eksantirik barı Bar Marmont (www.chateaumarmont.com), standart dışı the Standart Hotel’in barı (www.standardhotels.com) Downtown’daki Standart Hotel’in teras barı da mutlaka görülmeliler arasına eklenebilir.

Bu araba diyarında aslında yürümek pek bir alternatifmiş gibi görünmese de, eğer benim gibi yürüyerek keşfetmeyi sevenlerdenseniz Venice’ deki Abboy Kinney, Los Angeles’da yürünebilecek en renkli sokaklardan. 3rd Street Promenade ise zevkle yürüyeceğiniz başka bir yer. 3rd Street’i mutlaka keşfedin. (www.downtownsm.com)

Yazarken bile Los Angeles’dan ayrılmak kolay değil. Beni Los Angeles’a yollarken sevdiklerim bana ‘kendi kutup yıldız’ımı bulmamı tembihlemişti; hem de bütün yürekleri ile.

Ben orada birçok yıldız buldum, hatta bu yıldızların bir kısmını ceplerime doldururarak eve geri döndüm. Dediğim gibi. Los Angeles’a gidin.

Siz de bu büyülü şehirde meleklere inanın ve kendi yıldızlarınızı toplayın.

fundamehter@hotmail.com