2010 baharında bir dolunay akşamı. Bir hızlanıp bir yavaşlayan upuzun bir doğumunun ardından saat sekize beş kala ilk bebeğim, Tane’m, içimden çıktı, ilk nefesini aldı. Zaten tanıdığım çocuğumla ilk kez göz göze geldik. Kendi zamanında, kendiliğinden doğan bir bebeğin büyük olasılıkla uyanık, ayık olacağını, annesinin gözlerini arayacağını biliyordum. Olacaklara hem çok hazırlıklıydım, hem de hiç değildim. Çıkar çıkmaz göğsüme konulan Tane’nin gözleri kocaman açıktı ve benim gözlerimin içine depderin, delici, dimdik bakıyordu. O gözlerin içinde gördüklerimin tarifi yok. Önce bana, sonra babasına daha önce hiç görmediğim bir yoğunlukla bakan, bakarken saniye saniye renk değiştiren, sanki bu dünyadan olmayan gözlerle “İşte geldim. Sizi tanıyorum” deyişini bir film sahnesi gibi içimde saklıyorum. Her şeyi kolaylıkla unutan ben o saniyeleri hiç unutmuyorum. Şimdi bile aklıma gelince kalbim ısınıyor, daha hızlı atıyor, kızıma ve hayata karşı sonsuz bir sevgiyle doluyor.

Doğum şekli ne olursa olsun her anne ve bebeğin ilk karşılaşması özeldir, kutsaldır. Doğum zor da olsa, kolay da olsa; bebek doğduğunda uyanık da olsa, uykuda da olsa, kendini hemen annesinin bağrında da bulsa, aylarca kuvözde de kalsa, anneyle bebeğin kavuşması biriciktir. Hem anne hem bebek için belki de hayatının en önemli anıdır. Ancak doğal doğum coşkusu bambaşkadır. Yaşayan, gören bilir. Hiç müdahalesiz, bilinçli bir doğumdan sonra aramıza katılan uyanık bebeğin gözlerindeki bakış kelimelerle tarif edilemez, görenin beynine kazınır, ömür boyu unutulmaz. Anneyle bebeğin ilk karşılaşmasını, daha önce kimsenin el sürmediği bebeğini annenin bağrına basışını görmeyen doğum nedir tam olarak bilemez. Doğanın bu mucizesine bir kez şahit olan da “Doğum şeklim ne olsun?” diye sormaya gerek duymaz.

Günümüzün ateşli tartışması “Normal doğum mu, sezaryen mi?” konusuna uzun uzadıya yer vermemeye çalışacağım. Hayattaki yönümü doğal yöntemlerle ve iç sesiyle bulmaya çalışan bir kadınım. Anneliğim de böyle. Olumlu bir doğal doğumun anne, bebek ve ilişkileri açısından artılarını hem aklımla hem de bütün kalbimle biliyorum. Anne ve bebeğin sağlığını ciddi şekilde tehdit eden bir durum veya annede aşılamayacak bir doğum korkusu olmadıkça sezaryen ile doğum yapmayı tercih etmezdim. Diğer yandan kadının seçme hakkına, istiyorsa sezaryen ile doğum yapma tercihine sonuna kadar saygılıyım; ancak gerekli bilgileri tarafsızca paylaşmadan, kadına korkuya dayalı seçimler yaptıran sisteme değil.

Güncel araştırmalar anne ve bebeğin sağlığı için vajinal doğumun avantajlarından bahsederken ülkemizde sezaryen oranları 2015 yılında yüzde 53’ü bulmuş durumda. Dünya Sağlık Örgütü 1985’ten beri yüzde 15 sezaryen oranını aşılmaması gereken bir eşik olarak öne sürüyordu. Uzun yıllar devam eden tartışmaların ardından, 2015 yılında yayınladığı güncelleme ile sezaryen ihtiyacının bir hedef oran belirlemeksizin, vaka bazında değerlendirilmesini ancak tıbbi gerekliliği olmayan sezaryenlerden kaçınılmasını önermeye başladı.3 İdeal rakam kaç olursa olsun gelişmiş ülkelerdeki sezaryen oranlarıyla karşılaştırdığımızda ülkemizdeki oranlar bize burada bir şeylerin ters gittiğini söylüyor.

Biliyorum, böyle bir ortamda doğal doğumu tercih etmek her zaman kolay değil. Mutlaka bir tanıdığınız kendi doğumuyla ilgili korkutucu bir hikâye anlatacak, belki doktor yakınınız “Ben kendi kızıma sezaryen yapardım” diyecek. Öte yandan doğal doğumun hem kendiniz hem de bebeğiniz için getirilerinden haberdar olmak için artık ufacık bir araştırma yeterli. Doğumun mucizevi güzelliğiyle tanışmak için de önce bu kitabı sonra da başka kaynaklardan muhteşem doğum hikayeleri okuyabilirsiniz.

“Nasıl doğurmak istiyorum?” ise tüm bunların ötesinde bir soru. Ina Mayder ki “Kadınlar 80’lerine, 90’larına geldiklerinde, hatta bazıları bunayıp artık çocuklarının isimlerini dahi hatırlayamadığında çok büyük olasılıkla doğumlarını hatırlarlar. Eğer güzel anıları varsa bunları anlatıp gülümserler. Doğum deneyimlerimiz içimize işliyor. Onları en derinlerde saklıyoruz.”

Nasıl bir doğum deneyimi yaşadığımız önemli. Bunu belirleyen etmenler arasında sizin denetiminiz altında olanlar da var, olmayanlar da. Tercihleriniz ve bu konuda yaptıklarınız sizin denetiminizde. Geri kalanı ise sizden bağımsız: bebeğiniz, günün şartları, bedenin işleyişi, hayatın akışı…

Kendinize sorabileceğiniz üç temel soru var:

  1. Doğumum konusunda tercihlerim var mı?

Nasıl bir doğum yapacağınız konusunda tercihleriniz olup olmadığı konusunda kendinize karşı dürüst olun. “Ben her şeyi akışına bırakacağım. Doğum zaten doğal bir olay” diyenlerdenseniz kendinizi iç rahatlığıyla sağlık sistemine ve akışa teslim edebilecek misiniz? Eğer doğumunuz konusunda gerçekten bir tercihiniz yoksa hayal kırıklığına da uğramazsınız. Ancak “Ben aslında epizyotomi, lavman istemiyorum” veya “onu, bunu, şunu istiyorum” diye düşünüyorsanız ama bir yandan da her şeyi akışa bırakacaksanız istemediğiniz müdahalelerle karşılaştığınızda hayal kırıklığına uğrama olasılığınız var.

Doğum tıpkı hayat gibidir. Hiçbir zaman plana göre gitmez. Ama doğa, şans, akış, Yaradan’ın takdiri, adına ne derseniz deyin, hayatın başımıza getirdiklerini olduğu gibi kabul etmekle biz hiçbir şey yapmamayı seçtiğimiz için başımıza gelenleri kabul etmek aynı derecede kolay değil. Kabul için eylemi bırakmak gerekmiyor. Dürüst olun. Doğumunuz hakkında “Bebeğim sağlıklı olsun” duasının ötesinde tercihleriniz var mı? Eğer varsa yapmanız gerekenler de var.

  1. Varsa benim doğum tercihlerim neler?

Gözlerinizi kapatıp bebeğinize kavuştuğunuz anın hayalini kurduğunuzda neler canlanıyor gözünüzün önünde?

Oturduğunuz yerde kapatın gözlerinizi. Üç derin nefes alıp verin. Ve hayal kurmaya başlayın. Kendinize zaman tanıyın. Bitirdikten sonra defteri kalemi alıp yazmaya başlayın. Her şey hayalinizdeki gibi olsa neler isterdiniz?

Daha sonraki adım isteklerinizi somutlaştırmak. Cevap arayacağınız soruları aşağıdaki formda bulabilirsiniz. Bunlardan bazılarını belki hemen cevaplayabilirsiniz, bazılarını kitabın bitiminde, bazılarını ise çok sonra doğum için hazırlığınız tamamlandığında… Kimseyle paylaşmayacak da olsanız sırf kendiniz için şu soruları cevaplamanızı öneririm.

Doğum Tercihlerim

Doğumunuzda yanınızda kimlerin olmasını istiyorsunuz? (Doktor, ebe, doula/doğum destekçisi, aile, arkadaş…)

………………………………………………………………………………………………………………………………….

Nerede doğum yapmak istiyorsunuz?

…………………………………………………………………………………………………………………………………

Nasıl bir ortam hayal ediyorsunuz?

………………………………………………………………………………………………………………………………….

Doğum kasılmalarıyla baş etme yöntemleriniz neler olabilir? (Kitabın 12. bölümünden faydalanabilirsiniz.)

………………………………………………………………………………………………………………………………….

Doğum sırasındaki medikal ve rutin uygulamalar hakkında tercihleriniz nelerdir? (Kitabın 10. bölümünden faydalanabilirsiniz.)

Doğumdan sonra bebeğinizin kontrol ve bakımı ile ilgili tercihleriniz nelerdir? (Kitabın 17. bölümünden faydalanabilirsiniz.)

………………………………………………………………………………………………………………………………….

III. Bu konuda ne yapacağım?

Eğer doğumunuz hakkında belli tercihleriniz varsa onlara saygı gösterilmesi için bir miktar çaba harcamanız gerekiyor.

Yapabilecekleriniz arasında şunlar var:

Doğru doktoru, hastaneyi, sağlık personelini seçmek.

Etrafınızı tercihlerinize saygı gösterecek insanlarla donatmak. Eşiniz, doğum destekçiniz vb.

Doktorunuz ve diğer sağlık personeli ile zamanında, yapıcı bir iletişim içine girerek tercihlerinizi bildirmek.

Doğumu hayal etmeyi ve planlamayı ertelememek.

Doğumunuza hazırlanmak. (Doğuran kadın bilgili ve kendine güvenli olduğunda tercihleri daha çok saygı görüyor.)

Elbette tüm bunları yapmak hayalinizdeki gibi doğuracağınız anlamına gelmiyor. Hatta büyük olasılıkla doğumunuz hayal ettiğinizden oldukça farklı gelişecek. Hayal kurup plan yaparken içinizden bir yerden bunu da bilmek mümkün mü? Burada hassas bir denge söz konusu:  istemek,  elinizden geleni yapmak, gerisini beklentiye girmeden akışa bırakabilmek. Doğum sırasında tek yapmanız gereken rahatlayıp geleni olduğu gibi karşılamak olmalı. Bunu mümkün kılmanın bir yolu ise olası tercihleriniz adına elinizden geleni şimdi, vakit varken yapmak. Bu dengeyi anlayıp hayata güvenebiliyorsak zaten doğuma da güvenebiliyoruz.

Doğum hayatın ta kendisi.