David Lieberman
Anında Analiz

Giyeceğim kıyafetten yiyeceğim yemeğe kadar pek çok basit konuda seçim yapmakta zorlanıyorum. Hangi filme gideceğime, hangi ayakkabıyı satın alacağıma, hangi marka mayonez kullanacağıma karar vermek için inanılmaz bir vakit harcıyorum. Ne marka araba alacağıma beş dakikada karar verebiliyorum ama rengini seçmek iki haftamı alıyor.

Hepimiz uğraşmayı gerçekten istemediğimiz işleri erteleme hatasına düşeriz. Ama bu, kendinizi, yapmayı istediğiniz ve yapma ihtiyacını duyduğunuz işlerle ilgili en basit kararları bile vermekten aciz hissetmekten oldukça farklıdır. Bu tepkiyi bir ya da birden fazla neden ortaya çıkarır: Hata yapmaktan bıkıp usanmışsınızdır ve bir karar vermezseniz işlerin de çığırından çıkmayacağını düşünürsünüz. Her zaman kararlarınızı sorguluyor ve tekrar tekrar gözden geçiriyorsunuzdur. Harekete geçmeden önce hep “en doğru zamanı” ve her şeyin “en doğru şekilde” olmasını bekliyorsunuzdur. Her geçen gün, karar vereceğiniz konuda biraz daha bilgi sahibi olup aklınızın daha iyi çalışacağı mantığından yola çıkarak zaman geçtikçe daha doğru kararlar verebileceğinizi düşünüyorsunuzdur.

Ancak mesele şudur ki, bilgimiz tecrübe edindikçe artar ve tecrübelerimizi de hata yaparak kazanırız. Herhangi bir konuda karar vermek, en doğru kararı verdiğinizden emin olduğunuz bir konu bile olsa, fikrinizi değiştirme olasılığını ortadan kaldıracaktır. Bunun yarattığı çaresizlik duygusu karar verme korkunuzu artırır. Artık fikrinizi değiştirmeye karar verebileceğiniz bir çıkış noktası kalmamıştır size. Bir kerede birden çok karar vermeniz gerektiğinde yapmanız gereken işlerin çokluğu karşısında donup kalabilirsiniz. Genellikle buna, işlerin yolunda gitmediği duygusu eşlik eder. Aklınızdan şu düşünce geçer; “Zaten hayatım karmakarışık. Bir de yanlış kararlar vererek daha da karmaşık hale getirmeyeyim.”

Bir karar alınması gerektiği durumlarda ve kararı daha fazla geciktiremediğiniz koşullarda işlerin yolunda gitmemesi olasılığına karşı pek çok mazeret hazırlarsınız. Bunun yanı sıra, bir karar verdikten çok sonra bile verdiğiniz kararı sorguluyor olursunuz.

Basit kararlar verirken yazı tura yöntemini uygulayın. Ne marka araba alacağınıza beş dakikada karar veriyor fakat arabanın rengine karar vermeniz iki haftanızı alıyorsa, öncelikleriniz yer değiştirmiştir. Zayıflık veya yetersizlik duygusu nedeniyle küçük şeylere gereğinden o kadar fazla zaman ayırıyorsunuzdur ki, sıra önemli şeylere geldiğinde kendinizi çaresiz ve bunalmış hissedip çabucak karar veriyorsunuzdur.

Yer değiştiren önceliklerinizi tekrar sıraya koyun ve önemli kararlara yeterince vakit ayırmak için kendinizi disipline sokun. Gelecek ay bütün önemsiz işlerinize yazı tura atarak karar vereceğinize dair kendi kendinize söz verin. Sözünüzü tutun ki önemsiz bir olay hakkında karar vermek istediğinizde üzerinde düşünerek vakit kaybetmeyesiniz. Önemsiz bir karar nedir? Bana göre, yüz bin doların altındaki her harcama; on yıldan daha az zaman verilmiş her emek ya da Batı uygarlığının kaderiyle ilgili verilecek her karar önemsizdir.

Bu alıştırmayı bir ay yaptıktan sonra, hangi filmi seyredeceğinizden çok daha önemli konularda karar vermeye daha “hevesli” olacak ve meseleleri ele alırken daha akılcı mantık yürüttüğünüzü göreceksiniz.

Bilerek yanlış kararlar verin veya sonuçlarına katlanın ya da kararınızı değiştirin. Yanlış bir karar verdiğinizde başınıza gelebilecek en kötü şey nedir? Verdiğimiz kararların sonuçlarına gereğinden fazla önem atfetmeye eğilimimiz vardır; kararlarımızın bizi bir ömür boyu etkileyeceğini düşünürüz. Oysa aslında verdiğimiz kararların çoğunu yeniden gözden geçirebilir ve gerekirse fikrimizi tamamen değiştirebiliriz. Hayat durağan değildir. İnsanlar da öyle. Değişim doğamızda vardır. Hayat bir tek basit karardan ibaret değildir; bir süreçtir ve yaşamımız boyunca binlerce kez karar veririz.

Bunun bilincine vardığınıza göre kendi şartlarınızı daha geniş bir bakış açısından görebilirsiniz. Bilerek “hatalı” bir karar verdikten sonra sonuçlarına katlanıp katlanamadığınıza ve kararınızı değiştirip değiştiremediğinize bakın. Eğer kararlarınızı değiştirebildiğinizi fark ederseniz, sonucun istediğiniz gibi olabilmesini sağlamak için elinizden geleni yapın. Gerekirse gururunuzu bir yana bırakın. Kararlarınızı değiştirmenin kötü bir şey olmadığını fark edin.

Hatalı kararlarınızı edindiğiniz tecrübeler olarak görün. Zamanlama her şeydir, fakat doğru zamanı beklerseniz hiçbir şey elde edemezsiniz. Mükemmel zamanlama diye bir şey yoktur. Ne zaman harekete geçmeniz gerektiğini söyleyecek büyülü, gizemli bir güç yoktur. Yanlış bir karar, kararsızlıktan iyidir. En azından ne durumda olduğunuzu öğrenirsiniz. Thomas Edison ampulü bulmadan önce en az on bin kez başarısız olmuştu. Her başarısızlıkta nasıl yapılamayacağının bir yolunu daha bulduğunu düşünmüştü. Sonuca varabilen biri olun. Eğer kararınız sizi istediğiniz sonuca ulaştıramazsa, gelecekte daha iyi kararlar verebilmenizi sağlayacak değerli bir tecrübe edineceğinizi düşünerek harekete geçin.

İşlerinizi geciktirmek size hiçbir şey kazandırmaz. Aksine harekete geçmeyerek bir gün, bir hafta, bir ay ya da bir yılınızı daha harcamış olursunuz. Yeni bir iş için parlak bir fikriniz olduğunu ve iş planınızı muhtemel yatırımcılara sunacağınızı düşünelim. Hangisi sizi sonuca daha çabuk götürür? Yatırımcılara teklifinizi iletmek ve pek çok kez reddedilmeyi göze almak mı, yoksa reddedilmekten korkarak teklifi bir sonraki yıla ertelemek ve bu arada daha girişken birinin yatırımcılarla irtibat kurması riskini göze almak mı? Bana göre cevap belli. Tek bir kişiden bile olumlu bir yanıt alamadıysanız, hiç değilse hangi konumda olduğunuzu görüp işle ilgili planlarınızı değiştirebilecek duruma gelirsiniz ve sonunda mutlaka sonuç alabileceğiniz biriyle karşılaşırsınız.