Birkaç gün önce, erkek arkadaşım benimle, onu heyecanlandıran, üzerinde çalışmak istediği yeni ve güzel bir fikri paylaştı. İlk cümlem ne oldu biliyor musunuz ? “Kesin daha önce biri düşünmüştür bunu” dedim. “Şu ana kadar piyasaya çıkmadığına göre ya çalışmıyordur ya da maliyetini kurtarmıyordur.”  Hem de bunu o kadar normal o kadar olağan bir cümle gibi söyledim ki onun neden bir anda sessizleştiğini ve konuyu kapattığını bile anlayamadım, hatta biraz kızdım bile.

Ta ki birkaç dakika sonra, ortaokul öğrencilerinin yaptıkları buluşlarla ilgili bir sergiye katıldığını anlatırken, bana “Sen gelsen çocuklara bu buluşların neden uygulanamayacağını anlatırdın herhalde,” diyene kadar.

Bir anda çok sinirlendim, kendim bile anlam veremedim niye bu kadar sinirlendiğime. Sonra anladım. Haklıydı ve o haklı olduğu için ben bu kadar sinirlenmiştim.

Yaşama pozitif bir bakış açısı ile yaklaştığıma inanan ben, aslında gerçeğin pek de öyle olmadığını görmüştüm ve can havliyle saldırıya geçmiştim.

Peki neden olumsuzluyordum her şeyi, aslında olumlamak daha doğal ve güzelken?

Benim için bardağın yarısı neden hep boştu, aslında diğer yarısı doluyken ve ben o boşluğu türlü şekillerde doldurabilecekken?

O günden beri bu konuyu düşünüyorum. Fark ettim ki , bir fikir ya da öneri ile karşılaştığımızda, o fikir bizim aklımıza gelmiş olsa bile, fikrin içeriğinden çok, ona nasıl tepki gösterdiğimiz şekillendiriyor daha sonra olacakları. Fikir aynı fikir ama sonuçlar çok farklı oluyor. 

Burada çok basit bir öneriden, yeni ve yaratıcı fikirlere kadar uzanan geniş bir yelpazeden bahsediyorum. Yani evde sıkıldığınız yağmurlu bir gün, eşinizin “Hadi sinemaya gidelim,” önerisine nasıl tepki gösterdiğinizden, girişimci bir dostunuzun yeni kurduğu, daha önce pek denenmemiş işine nasıl yaklaştığınıza kadar.

Bana sıkıldığım bir anda birisi “Hadi sinemaya gidelim,” dese hiç düşünmeden şunları söyleyebilirim.  “Güzel film yok ki”, “Yer bulamazsak boşu boşuna çıkmış olmaz mıyız?” “Çok da trafik vardır şimdi” , “Sinemaya gitmekten daha yaratıcı bir şey bulamadın mı?”…

Bu şekilde belki onlarca cümle sıralayabilirim.  Aynı durumda, aynı öneriye, sadece başka bir bakış açısı ile bakarak ne kadar farklı tepkiler verilebilir aslında. “Ne güzel bir fikir, ne zamandır sinemaya gitmiyoruz, hem biraz hava almış oluruz” ya da “Hadi hemen sinemalardaki filmlere bakalım, ikimizin de seveceği bir tane buluruz mutlaka”, “Hem belki Ayşelere de haber veririz, ne zamandır beraber bir şey yapmıyorduk,”…

İki yaklaşımın sonuçlarının, hem kendimiz için, hem de çevremizdekiler için ne kadar farklı olacağını söylemeye herhalde gerek yok. İlkinde, bir yandan evde sıkılmaya devam ederken belki de nedenini bile anlamadan ilişkimiz gerilecek, tartışacağız, negatif enerjilerimizi evrene yollayacağız.

Diğerinde ise hiç hesapta yokken güzel bir film izleyip, sonra da sevdiğimiz arkadaşlarımızla hoş bir sohbete dalacağız, pozitif enerjimiz evrene yayılacak.

Gün aynı gün, an aynı an, biz aynı biz, ama deneyim bambaşka. Sadece olumsuzlamayı değil olumlamayı seçtiğimizde.

Hepimizin girişimci, yaratıcı bir dostu ya da tanıdığı vardır elbet. Fikirlerini ilk duyduğunuzda “Nerden buluyorsun bu zihni sinir projeleri, olmaz o iş, olsa biri yapardı şimdiye kadar,” diyerek coşkusunu mu öldürüyorsunuz, yoksa “Ne kadar yaratıcı güzel bir fikir, üzerinde çalışıp olgunlaştırmalısın, seninle beyin jimnastiği yapmamı ister misin?” diyerek güç ve cesaret mi veriyorsunuz? 

En basit öneriden, en yaratıcı fikirlere kadar,  bir fikre “Olmaz o iş” diyorsanız,  bilin ki aslında içinizden şunu söylüyorsunuz. “Bunu neden ben düşünemedim? Niye ben böyle şeyler bulamıyorum?  İşe yaramazın biriyim. Hiç yaratıcı değilim. Ancak kimsenin yaratmasına izin vermezsem ve yarattıklarını eleştirirsem onlardan daha değersiz olduğum gerçeğini gizleyebilirim.”

Bunları söyleyerek, gerçekte içimize var olan yaratıcı gücün potansiyelini ortaya çıkarmasına izin vermek yerine onu daha derinlere iterek yok ettiğimizin ve sınırladığımızın farkında bile değiliz.  Kendi yaratıcı fikirlerimizi bile “olmaz o iş” diyerek zihnimizin tozlu raflarına kaldırıyoruz. Ve her seferinde kendimize değersiz olduğumuzu bir kez daha ispatlıyoruz.  

Aslında ne güzel bir duygu, yaratıcı bir fikre, yeni bir öneriye heyecanlanabilmek….Benim aklına gelmiş olsun ya da bir başkasının, ne fark eder. 

Ne fark eder, daha önce bir başkası denemiş ve başaramamış olsun.
Boş ver, dünyayı değiştirmesin. Boş ver, beni zengin etmesin. 

Yeni bir fikir, sadece bir fikir olduğu için bile değerlidir.

Yaratmanın çoğaltıcı enerjisini, zenginliğini taşır içinde. Bilginin, birikimin, özgür düşüncenin, açık yürekliliğin en güzel meyvesidir. İşte ancak o enerji ve zenginlik, artarak evrene yayıldıkça değişir dünya.

Tek bir fikir değildir dünyayı değiştiren, fikirlerin oluşturduğu sinerjidir, kolektif yaratıcılıktır.

Ve ben,  bu kolektif yaratıcılığın bir parçası olmayı seçiyorum. 

Bir fikri yaratmak kadar, onu olumlamanın da bütüne sağladığı katkının farkına varıyorum.

Olumlamanın güzelliğini iliklerimde duyuyorum.

Bu sayede kendi yaratıcı gücümün ve potansiyelimin açığa çıktığını, özgürleştiğini hissediyorum.

N e büyük mutluluk…..