Takılı kalan gözlerim değil aslında,
Ve takılı kalmak da değil tam olarak yaşadığım.
Derine inip derinleşmek, yükselmek aynı zamanda,
Oraya geliş anını anlayamadan sadece orada kalakalmak,
Yitirip düşünceleri  ona dalmak …
Kastım dalgınlaşmak değil, tam tersi en uyanık halimle
Sessizlikte ve boşlukta olmak, içten içe akarken, bir başkalığa ulaşmak…
Nasıl desem…Kaybolmak…
Yok tam bu da değil
Kaybettiğini bulmak, bulunmak…
Ve hatta aslında kaybedişin hiç olmadığını,
En başından beri her şeyin seninle-sende varolduğunu anlamak…
Ya da bunun gibi bir şeydi, benin için bu anı yaşamak.

İlk defa mıydı bu karşılaşma?
Daha önce nasıl da fark etmemiştim?
Hatırlamıyordum ama yabancı da değildi.
Anımsamadığım halde bildiğimdi …Kimdi?

İlk defa gördüğüne özlemle dolar mı insanın içi?
Baktığı yüzün içinde,
Tüm yüzleri gezip de kendi yüzünü yitirir mi?
Her gördüğü çizgide bulabilir mi kendi yaralarını, gülüşlerini, izlerini?
Canında dolu dolu hissedip de özlediğini, özlenenin tanınmaması olası mı ki?

Sevgiyle beni doldurandı da…Kimdi?

Uzun uzun baktım ona.
O da bakıyordu bana,
Fark ettim, EVET fark ettim.
Bu hafifletici bir duygu
Yani onu fark etmek diyorum…
Göğüs kafesimi zorluyor yüreğim.
Yo yo, hızlı hızlı ve heyecanlı değil,
Sakin, güçlü ve belirgin ve anlaşılır
Alışık olmadığım bir vuruşu var şimdi.
Her yerime yayılıyor…tatlı bir uyuşukluk mu desem…
Yok yok, öyle demesem.
Hem çok canlı ve hareketli
Hareketsiz hem de.
Kollarını açıp, sırt üstü uzanmak yumuşak sular üstüne
Ve kendini bırakmak gibi denizde.
Hiç bir şeysiz hiçbir yersiz ve kimliksiz…
Rehavet mi desem,
Yok öyle de demesem…
Baktığının baktığın olmadığını biliverme hali.
Yani bakılan ve bakan diye birilerinin olmadığı…
Nasıl desem…
Görenin de görülenin de,
Duyanın da duyulanın da,
Dokunulanın da dokunulmayanın da,
Olanın da olmaz mış gibi olanın da sen olduğunu bilivermek gibi bir şey işte

Onu fark ettim, EVET fark ettim.
Gülümsedim, gülümsedi.
Hafifçe aralanan ağzından,
Üşüyenin sığındığı kuytuluğun ılık kokusu yayılıyordu etrafına.
Ağzının içi  bir cennet köşesi,
Huzurlu bitkiler koynunda .
Gözleri,
Gökyüzünde birleşerek çatı oluşturan ağaç dalları altında
Yapraklar arasından sızan güneş ışığının yansıdığı
Küçük su göleti…

Kimdi?
Yo yo…bana hizmet eden soru bu değildi.
O kimse kimdi de, 
Aslolan ben kimdim?

Ben kimim, ben kimim…?

Bildiğimde kendimi,
Anlarım belki, niye onu hep aradığımı-beklediğimi,
Bildiğimde kendimi,
Diner belki özlemim.
Kavuşmanın ve tamlaşmanın yağmuru yıkarsa gözlerimi,
Belki fark edip kabul ederim kendimi olduğum gibi.
Bildiğimde kendimi,
Belki onu da bilirim tıpkı kendim gibi…

Ve son olarak diyorum ki:

Ey güzel varlığım…Ey güzel sevgili,
Hep beklediğimdin.
Varmaya gönül verdiğim,
Kavuşmak için yollara çıkıp yollarını gözlediğimdin.
Ve geldin. Hoş geldin.
Fark ettim,
Özlediğim sendin, sen bendin.
Ben hep kendime hasrettim..