Kimileri özgürlüğü sadece arzular. Bir çoğu da ona sahip olduğunu sanır; bu yüzden sorgulamaz. Oysa özgürlük kavranması en zor kavramlardan biridir. Görünmezdir, kolayca romantize edilir ve çoğu zaman yanlış anlaşılır. Çünkü özgürlük, sanıldığı gibi “sınırsızlık” değil; aksine “sınır koyabilme” cesaretidir.
Varoluşçu düşüncede özgürlük, insanın temel korkularından biri olarak tanımlanır. İlk bakışta tuhaf görünür bu: İnsan neden özgür olmaktan korksun ki? Oysa korkulan şey özgürlüğün kendisi değil, onun bedelidir. Çünkü özgürlük, bir dış otoritenin arkasına saklanmamayı, sorumluluğu bütünüyle üstlenmeyi ve sonuçları sahiplenmeyi gerektirir.
Platon’un mağara alegorisi tam da bu noktada anlam kazanır. Mağaradan çıkan kişi, gerçeği gördüğü için özgürleşir; fakat artık geri dönüşü yoktur. Gördüğünü görmemiş gibi yapamaz. Üstelik dışarıda yalnızdır. Mağarada kalanlar zincirleriyle güvendedir; oysa o belirsizlikle baş başa kalır.
Özgürlük, aydınlanmanın kendisi kadar yalnızlığını da göze almaktır.
Aynı atadan gelen kurt–köpek ayrışması bu gerçeği daha çıplak bir dille anlatır. Köpek evrimle birlikte, insana yakın yaşamaya başlar; beslenir, korunur, ama özgürlüğünü devretmiştir. Kurt ise özgürdür; fakat açlıkla, soğukla ve yalnızlıkla baş etmeyi öğrenmek zorundadır. Kurt olmak romantik değildir. Zordur. Bedel ister. Ama zincirsizdir.
İnsan ise zincirlerinden ancak etikle kurtulur. Gerçek özgürlük, “canının istediği gibi hareket edebilmekle” değil,aksine “etik bir duruşla” gerçekleşir.
Etik; dürüst olmak, sözünün arkasında durmak, hatanın sorumluluğunu almak demektir. Etik, kimseye göre eğilip bükülmez. Yakına başka, uzağa başka davranmaz; adildir. Tam da bu yüzden etik olmak zordur. İlişkilerde bedeli vardır. İnsan kaybettirir. Konforu bozar.
Epiktetos’un özgürlük anlayışı burada devreye girer: İnsan, kontrol edemediği şeylere bağlandığı ölçüde köleleşir. Başkalarının onayına, beklentilerine ya da sürekli temasa ihtiyaç duyan zihin özgür değildir. Özgürlük, kontrol edemediklerini kabullenebilme ve kontrol edebildiklerinde etik kalabilme gücüdür.
Bu nedenle özgürleşme, cesaret edebilmekle gerçekleşir. Bu; hayır diyebilme kapasitesinin genişlemesi, her şeye açıklama yapma zorunluluğundan vazgeçebilme, gerektiğinde yalnız kalabilme cesaretidir.
Bu, yalnızlığa bir övgü değildir; bir gerekliliktir. Ancak “ıssız adam” ya da “ıssız kadın” olmak yüceltilmez burada. Yüceltilen şey, gerektiğinde tek başına kalabilecek kadar “net” olabilmektir.
Buda’nında “Asil Yol” olarak işaret ettiği gibi, özgürleşmenin yolu etik yaşamdan geçer. Doğru söz, doğru eylem, doğru niyet, doğru kazanç… Özgürlük, bir hedef değil; etik bir yürüyüş biçimidir. Bu yürüyüşte herkes alkışlamaz. Hatta çoğu zaman kimse alkışlamaz. Ama zincirler de yoktur.
Özgürlüğün bedeli tam olarak budur:
Konforsuzluk.
Yalnızlık ihtimali.
Ve etik kalma zorunluluğu.
Ama bedeli ödeyen için başka bir seçenek de yoktur. Çünkü bir kez mağaradan çıkan, tekrar zincire vurulamaz.
Ve özgürlük ;romantik değil, serttir.
Betül Varol











































