Varoluşunuzun herhangi bir noktasında, -kimbilir belki de daha bu gezegene gelmeden önce-  sonsuzluğa kanat açmaya karar vermiş ve bu kararın kaçınılmaz sonucu olarak özgürlüğünüzü yani kanatlarınızı elde etmişsinizdir.

Gelin görün ki insanların çoğunun saplantı halindeki tek arzusu, nice bedeller ödeyerek edindiğiniz kanatlarınızı kırarak sizi de kendilerine benzetmektir.

Her yolu denerler bunun için… Bazen sevgilidirler onlar, bazen arkadaş, bazen anne, baba veya kardeş…

Bazıları da sizin gibi olmak isterler; size özenir ve öykünürler ama bunun için en ufak bir bedel ödemeye razı olmazlar.

Hem rahatlık alanlarının içindeki korunaklı hayatlarının dışına adım atmadan yaşamayı hem de sizin gibi, sizin kadar özgür olmayı isterler.

Onlara o sonsuza açılan kanatlarla katettiğiniz yollarda çektiklerinizi, vazgeçtiklerinizi, ödediğiniz bedelleri anlatmaya kalktığınızda kulaklarını tıkarlar.

Duymak istemezler hiçbir dediğinizi…

Dinler gibi yapsalar da siz onların killi toprak gibi olduğunu ve söylediğiniz hiçbir şeyin içlerine işlemediğini anlarsınız. Yapıları ancak testi olmaya uygundur.
.
Üstelik testinin içi de boş değildir. Ağzına kadar, hem de tıka basa, yosun tutmuş bir suyla doludur… Hayat boyu toplumsal şartlanmalarla, doğru sandıklarıyla dolmuştur o testi… 

Ne deseniz boştur…

İçindekini boşaltmadan, testiyi en küçük kum taneciklerine varana kadar parçalamadan özgürlüklerini elde edemeyeceklerini ne bilirler ne de duymak isterler.

Oysa ki özgürlük böyle bir şeydir. Bir noktada yok olmayı, yok olup hakikate varmayı ve kendi özünü bulmayı gerektirir. Kum tanesi olmayı, yanmayı göze almadan da ne özgürlüğe ne de hakikate erilir…

Bazıları da sizin kanatlarınıza takılıp uçmaya çalışır…

Ama başkasının kanatlarında da uçulmaz ki…

Ya siz silkeler atarsınız bu zoraki yolcuyu ya da kendisi düşer ve parçalanır baş döndürücü yükseklere dayanamayarak. 

En amansızları, en umarsızları da özgürlük tutsaklarıdır…

Evet evet yanlış okumadınız…. Özgürlük tutsakları!

Tutsakların en çaresizidir onlar. Tek bir tutkuları vardır özgür olmak. Ve tutkuları en büyük tutsaklıkları olmuştur… Çünkü tamamen egolarından kaynaklanan bir tutkudur bu…

Sorsanız özgürlüğün ne olduğunu bilmezler bile. Özgürlük olduğunu sandıkları bir yanılsamanın peşinden giderler sadece.

Özgürlüğü sorumsuzluk zanneder onlar… Hiçbir vaatte bulunmamak, hiç kimseye bağlanmamak, nerede akşam orada sabah yüzeysel ve ben merkezci bir hayat zannederler.

Zaten en çok da onlardır başkalarının kanatlarına konarak uçmaya çalışanlar.

Ama, bir özgürlük tutsağı ile sonsuzluk yolcusunu asla uzun süreli olarak birarada göremezsiniz. Hele yükseklerde hiç….

Özgürlük tutsağının yükselebileceği mesafe bellidir çünkü.

O, rahatlılık alanının dışına çıkmaya asla razı gelmediği için, sonsuzluk yolcusunun kanatlarından kayıp gider… Arasıra başını kaldırıp baksa da asla göremez bulutların üstünde yoluna devam eden sonsuzluk yolcusunu…

Özgürlük tutsağına kalan, bulutları aşağıdan seyretmek ve kendisini yukarılara, bulutların ötesine geçirecek başka bir sonsuzluk yolcusu bulma umuduyla beklemektir….

Bekleyişlerin en beyhudesidir bu…  Taa ki kendisinin de sonsuzluğu kucaklayacak kanatlarının olabileceğinin farkına varana kadar sürecek ve hiç bitmeyecekmiş gibi görünen bir bekleyiş…