Derler ya, merak kediyi öldürür diye, ama merak insanı da insan yapıyor… Hayatını güzelleştirmek adına insanoğlunun yaptıklarından biri, belki de en vazgeçilmezi de parfüm. Küçük bir flakonda gördüğünüz parfüm çok uzun bir serüvenin eseridir. İnsanlık tarihi kadar eski olduğunu biliyoruz; arkeolojik kazılarda bulunan parfüm şişeciklerini hatırlayalım.  ilk insanlar güzel kokmak için bedenlerine otları sürünürken, çok çabuk keşfetmişler kokunun üzerlerindeki etkisini ve zamanla doğayı kopyalaya kopyalaya kokmayı bir sanata dönüştürmüşler, böylece parfüm besteyle, kokular da notalarla anlatılmış.

Parfüm, bütün sanat dallarını buluşturan bir opera eseri gibidir… Tıpkı bir beste gibi uvertürü, yani üst notaları, ana teması, yani tenle buluştuğunda kendini belli eden kalp notaları ve kokuyu tenimize sindiren dip notaları ile finali vardır.

Kokunun kaynağı ise, büyük ölçüde doğadır. Notalar çiçeklerden, meyvelerden, köklerden, tohumlardan, yapraklardan, baharatlardan, ağaç gövdeleri ve reçinelerden alınıyor; ayrıca misk ve amber gibi güçlü hayvansal notalar da özellikle bestelerin dip notalarında kullanılıyor. Bir de “Laboratuvar çiçekleri” diye adlandırılan moleküllerle yapılandırılan ve parfümcülükte aldehit diye tanımlanan notalar var.
 
Her bestede mutlaka çiçeklerden alınmış notalar vardır. Çiçekler ise kokularını kıskançlıkla azar azar sunarlar bize. Akşam gün batımında ya da gecenin bitiminde, güneşin ilk ışıklarıyla ısındıkları saatler, onların en cömert oldukları saatlerdir ve parfüm yapmak için bu çiçekler şafak vakti nazikçe elle toplanırlar. Tonlarcası işlenip birkaç damla koku almak için… Bir ara onları koparmamak için kokularını üzerlerine fanus kapayarak çalmayı da denediler. Ama Coco Chanel, kendi adına parfüm yapmaya başladığında, çiçek kokularını laboratuarlarda moleküllerle taklit ederek, laboratuar çiçeklerini parfümcülükte devreye soktu.

Parfüm sadece besteden ibaret değildir elbette. Bir senaryo düşünülerek işi başlanır. Kime hitap edeceği belirlenir. Diyelim bir kadın kokusu yaratılıyor. Beste yapılırken bir yandan da kadın kahramanının portresi çizilir. Sonra ona bir dünya yaratılır, bu da operanın sahnesi gibidir, dekoru yapılmalıdır elbet! Ve bir de ad aranır, ki bu bütün hikayeyi anlatacaktır… Bazıları size efsane kahramanlarını, yaratıkları, kadın tiplemelerini; bazıları kokunun ait olduğu dünyayı, çevreyi çağrıştırır, bazıları da kokunun içeriğini anlatır: Obsession, Alien, Shalimar, Fleur du Male, L’air du Temps, Le Baiser de Dragon , Poison, Hypnose, Soir de Lune, Tresor, Poeme, Angel, Elixir des Merveilles,  Ange ou Demon, Ya da kentleri anlatanlar: Roma, Paris, ,Champs Elysees gibi…

Şimdi parfümle karşılaşmamızı anlatarak parfümlerin kullanım sırrını keşfedelim:

Biz bir flakonun kapağını açtığımızda ya da püskürttüğümüzde ilk önce üst notalarıyla tanışırız, bunlar genellikle kokunun daha uçucu olan notalarıdır ama kokuya nüans katarlar. Bu yüzden bir parfümü denerken biraz havalandırmak, tene yayarak notalarını ezmemek ve biraz beklemek gerekir. Parfüm tenimizde ısınırken, sabah açan bir çiçek gibi ortaya çıkan parfümün kalp notalarıyla tanışırız. Bu arada tenimizin kimyası ile kokuya katılan notalar tanışırlar ve tenimiz kokuyu işlemeye başlar. İşte o zaman, besteye katılarak çiçek, meyve, kök ya da baharat gibi notaları taşıyan ve kokunun kalıcılığını sağlayan alt notalar kendini gösterir.

Bestenin finalini oluşturan bu güçlü notalar aslında çok önemlidir. Kokuya katılan notaların bilinmesi, parfümü yaratmak için yeterli değildir, bu notaların hangi aşamada ve hangi oranda kokuya katıldığı önemlidir.

Parfüm her tende aynı kokmuyorsa, bunun nedeni tenimizin kimyasıdır ve kokunun nasıl tenimize sineceği, parfümdeki hangi notaların ön plana çıkacağı da buna bağlıdır. Ayrıca giysilerimiz de kokuyu değiştirebilir, deforme edebilir. Tende sıcak noktaları sever parfümler, her kıvrım kokuyu ısıtarak kalıcı kılar, boyun çukuru, bilek ve dirsek içleri, kulak arkası, göğüs arası gibi… Saçlar ise, kokuyu deforme etmeden taşıdığı için teninizin sevmediği ama sizin sevdiğiniz kokuları orada kullanabilirsiniz, yeter ki saçlarınızın bakımını da ihmal etmeyin. Çünkü parfüm üst üste kullandığında ciddi olarak saçınızı kurutur.

İlk çağlardan beri kullanılan kokular, ne zaman giydirildi? Büyük bir olasılıkla insan ruhundaki etkisi çözüldüğü andan itibaren, güzellikle buluştuğu zamanlar, asillere, kahramanlara ve gözdelere eşlik ettiğinde, Roma imparatorluğunun ona “per fumum” diyerek adını koyduğunda ve özellikle de armağana dönüştüğünde giydirilmiştir kokular. Antik çağlardan günümüze ulaşan cam flakonlar, o dönemlerin en güzel objeleri olarak bugün bile hayranlık uyandırıyorlar.

Elbette bu serüven bitmedi… Parfümün kokusu da, flakonları da yollarına devam ediyorlar. Çünkü parfüm, ekonomik ya da politik tüm krizlere karşı koyabilecek güçte ve zenginlikte.