Geçtiğimiz ay birliklerden ve bitki kardeşliklerinden bahsetmiştim. Baharla birlikte bahçelerini kurmak isteyenler için faydalı olduğunu umuyorum. Bu ay teoriye geri dönüp Permakültür’ün bazı temel kavramlarına bakmanın faydalı olacağını düşünüyorum. Permakültür kavramını doğru inşa edebilmemiz için üzerinde yükseldiği temel kavramları yerli yerine oturtmamız lazım.

Öncelikle son yıllarda neredeyse herkesin diline pelesenk olan ama çoğunlukla içeriği anlaşılmadan kullanılan bir kavram olan “sürdürülebilirlik” kavramı üzerinde durmak istiyorum. Hatırlarsanız ilk yazımda (Permakültür) Permakültür’ü “etik temelli, sürdürülebilir insan yerleşimleri tasarımı bilimi” olarak tanımlamıştım. İşte o tanımdaki sürdürülebilirlik hangi sürdürülebilirlik ondan bahsedeceğim.

Permakültür tasarımcıları olarak yapmaya çalıştığımız sürdürülebilir bir sistem tasarlamak olduğundan, sürdürülebilirlik tanımını da sistem teorisinden alıyoruz: Bir sistem, ömrü boyunca yaşaması ve bakımı, ömrünün sonunda da yenilenmesi için gereken enerjiyi üretebiliyorsa sürdürülebilir bir sistemdir. Bu tanıma göre değerlendirdiğimizde toprağı sürmeye dayanan hiçbir konvansiyonel tarım uygulaması sürdürülebilir değildir çünkü işlerken toprak üretmez, tersine toprağı korkunç bir hızla tüketirler. En temel beş gıda olan buğday, mısır, pirinç, soya ve patates konvansiyonel tarım yöntemleriyle ekildikleri sürece her sene ekildikleri dekar başına 500 ton toprağı tüketiyorlar. Bu 10 dönüm toprağı 2 cm kalınlıkta kaplayacak değerli tarım toprağı demek ve oluşması 40 sene alıyor. Birkaç örnek daha vermek gerekirse, fosil yakıtlara veya nükleer yakıtlara dayanan hiçbir elektrik üretim sistemi de sürdürülebilir değildir. Yakıtı sonludur. Her ne kadar kaynağı olan su yenilenebilir olsa da barajlı hidroelektrik santraller de sürdürülebilir elektrik üretim sistemleri değildir. Barajlar er geç dolacaktır. Kaldı ki bunların ilişkide olduğu ekolojik sistemlere yaptıkları etkileri göz önüne aldığımızda zaten sürdürülebilirliğin kıyısından bile geçemezler.

Neyse, biz yine sürdürülebilirlik kavramımızın içini doldurmaya geri dönelim… Teorinin biraz daha derinine gidersek karşımıza içinde yaşadığımız fiziksel evrenin düzenini belirleyen, termodinamiğin iki temel kanunu çıkar. Bu kanunların birincisi der ki evrendeki toplam enerji sabittir. Yani enerji yoktan var olmaz, varken yok olmaz. İkincisi de der ki hiçbir çevrim %100 verimli değildir. Yani bizim kuracağımız hiçbir kapalı sistem yukarıda verdiğimiz tanıma uygun şekilde sürdürülebilir olmayacak, ihtiyaç duyduğu enerjiyi sürekli olarak üretmeye devam edemeyecek, er geç dağılacak, yok olacaktır. Bunu da meşhur entropi kanunu söylüyor. Artık daha fazla fiziğe girmeyelim. Arada kapalı sistem diye yazdığımı fark etmiş olmalısınız. Kapalı sistemden kastım tanımlanmış olduğu sınırların dışından herhangi bir girdi-çıktı alışverişi, yani enerji beslemesi ya da kaybı olmayan sistemdir.

Bu temel kanunlara rağmen doğada yukarıda ilk verdiğim tanıma uyan pek çok sürdürülebilir sistem vardır. Yaşamı boyunca ihtiyaç duyduğu enerjiyi üreten, kendi bakımını yapan, ömrünün sonunda ise yarattığı bir mekanizmayla kendini yenileyen ekolojik sistemler. Buna en güzel örnek doğal ormanlar. Bakan yok, süren yok, budayan yok, ilaçlayan yok, gübreleyen yok, sigortalayan da yok… Aslında hepsi var da bizim konvansiyonel tarımdan anladığımız şekilde yok. Orman ekolojik sistemi içinde bir arada yaşayan bütün organizmalar, bakteriler, mantarlar, mikroorganizmalar, bitkiler, hayvanlar, mineraller, hava, toprak, su, ateş ve ağaç elementleri elele vererek ormana bakar, budar, ilaçlar, gübreler… Ömrünün sonu geldiğinde de ormanın çatısının bulunduğu, artık biyoçeşitliliğin azaldığı merkezine düşen bir yıldırım yangın çıkararak ormanı yeniler.

Bunu sağlayan, dünyamızdaki ekolojik sistemleri besleyen çok önemli bir kaynak var. Dünyamız kapalı bir sistem değil, ve evet, bildiniz, bu kaynak da Güneş! Güneşten dünyaya akmakta olan enerji içinde yaşamak onuruna sahip olduğumuz bu yuvayı sürekli olarak besler ve üzerindeki ekolojik sistemlerin sürdürülebilir olmalarını sağlar.

Güneş Sistemi

Olgun ekolojik sistemler kaynaklarını arttırmayı başaran sistemlerdir. İnsanoğlu olarak son yüzyılda türümüzün devamını sağlamak için yarattığımız fosil yakıta dayalı sistemler yazık ki olgun sistemler değil. Kurduğumuz düzende bizler 1 kalorilik bir besin için 10 kalori harcıyoruz. 1 saatlik araba yolcuğumuz, 10 dönüm toprağa 100 yıl boyunca düşmüş güneş ışığının enerjisine eşdeğer yakıt tüketiyor.

Biz bu haldeyken doğal sistemler, güneşten aldıkları enerjiyle, aşağıdaki ilkelere uyarak sürdürülebilir olmayı başarıyorlar:

• Her şey başka şeylerle ilişki içindedir.
• Hiçbir şey sonsuza kadar yaşayamaz.
• Büyük etkileşimli çeşitlilik en önemli destek mekanizmasıdır.

İnsanın ihtiyacından fazlasını biriktirmek derdindeki çokbilmiş aklıyla müdahalesi olmadığı sürece az önce saydığım doğadaki canlı ve cansız tüm varlıklar oluşturdukları yaşam ağı ya da başka bir deyişle kurdukları ilişki ağıyla büyük etkileşimli çeşitliliği oluştururlar. Avcı ve toplayıcı olarak yaşadığımız ve ihtiyacımız kadar tükettiğimiz zamanlarda biz de bu ağın bir parçasıydık.

Yaşam Ağı

Büyük etkileşimli çeşitlilik ekolojik sistemde önce bir denge, bu denge bir kararlılık, bu kararlılık bir direnç, bu direnç gerçek bir verimlilik, bu verimlilik gerçek anlamda sürdürülebilir ürün fazlası, bu ürün fazlası da gerçek anlamda bir ekonomi oluşturur. Aracılara, finansçılara, dağıtımın adil olup olmadığına karar veren, bunu gözetleyen ve koruyanlara ihtiyaç duyulmayan, tüm temel ihtiyaçların sistemin tüm bireyleri için kendiliğinden adil şekilde sağlandığı bir düzen. İşte bu düzen daimi bir kültür örgüsü oluşturur ki biz de buna Permakültür, yani “Permanence + Culture”, yani sürdürülebilir kültür diyoruz.

Önümüzdeki ay görüşmek üzere…

<div class="social4i" style="height:82px;"> <div class="social4in" style="height:82px;float: left;"> <div class="socialicons s4twitter" style="float:left;margin-right: 10px;"><a href="https://twitter.com/share" data-url="https://dergi.kuraldisi.com/permakulturun-temel-kavramlari-surdurulebilirlik/" data-counturl="https://dergi.kuraldisi.com/permakulturun-temel-kavramlari-surdurulebilirlik/" data-text="Permakültür&#8217;ün Temel Kavramları: Sürdürülebilirlik" class="twitter-share-button" data-count="vertical" data-via=""></a></div> <div class="socialicons s4fblike" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="fb-like" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/permakulturun-temel-kavramlari-surdurulebilirlik/" data-send="true" data-layout="box_count" data-width="55" data-height="62" data-show-faces="false"></div> </div> <div class="socialicons s4plusone" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="g-plusone" data-size="tall" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/permakulturun-temel-kavramlari-surdurulebilirlik/"></div> </div> </div> <div style="clear:both"></div> </div> <p>&nbsp;</p> <p><a href="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/4/2016/05/murat-onuk.jpg"><img class=" wp-image-9864 alignleft" src="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/4/2016/05/murat-onuk.jpg" alt="murat onuk" width="182" height="232" /></a>1969 yılında Konya, Seydişehir’de doğdu. Elektrik Yüksek Mühendisi ve İşletme Doktorası sahibidir. Uzun yıllar özel sektörde elektrik mühendisliği, enerji üretimi ve yenilenebilir enerji konularında hizmet verdi.</p> <p>Permakültür Tasarım Sertifikası’nı (PRI PDC) Temmuz 2011’de, PDC Eğitmen Eğitimi’ni ise Kasım 2013’te Türkiye Permakültür Araştırma Enstitüsü’nden, Mustafa Fatih Bakır’dan almıştır. Pratik bilgisini geliştirmek amacıyla Ocak-Mart 2014 tarihleri arasında, Avusturalya Permakültür Enstitüsü, Zaytuna Çiftliği’nde Enstitü Başkanı Geoff Lawton gözetiminde staj görerek; PDC Eğitmen Eğitimi, Şehirde Permakültür, Uluslararası Permakültür Projeleri ve Afetlerde İlk Yardım, Toprak Yapısı ve Toprak İşleri eğitimlerini almıştır.</p> <p>İstanbul’da yaşamakta, yenilenebilir enerji kaynaklarından enerji üretimi konusunda serbest danışman olarak çalışmakta, Permakültür konusunda da danışman ve eğitmen olarak hizmet vermektedir.</p>