Bir varmış bir yokmuş… Zamanların birinde bir ülkede; aklın gününü (yalnızca) kazanç alanlarına bölüştürdüğü için labirentte sıkışıp ölenler… vakti ölçüp biçenler…  ve de gizli ahlaksızlar yaşarmış… Tufanlar olup dururmuş gündelik hayatta bu yüzden…

Böyle insanlarla aynı yerde yaşamaktan ikrah* getiren bir avuç genç de yaşarmış elbet orada… Ama sayıca azmış onlar, oldukça az; bütün o kötü şeyler iyiye doğru dönüşsün, değişsin diye çok uğraşsalar da, güçleri yetmiyormuş bir türlü, yetemiyormuş…

Bir gün canlarına hakikatten tak etmiş ve tutmuşlar (giderken anne babalarına vermek üzere) bir manifesto yazmışlar.

Gitmesinler diye epey bir inatlaşsa da büyükleri onlarla, gidecektir ruhlarını yola çıkarmaya karar veren gençler…

Yanlarına da, o geride bıraktıkları gizli ahlaksızların ulvi(!) nasihatlerini alacaklardır yalnızca…

Yok, öyle, kendilerine iyilik pusulası olsunlar filan diye değil; ruhları açlıktan ölecek gibi olduğunda bile, onların yalanlarını unutmamak için alınacaktır o nasihatler… 

SERÜVENCİ RUHLARIN ANARŞİST MANİFESTOSU

1) Adı Yalnız Gezgin olan ve Bir Pazar Öğle Sonunda Uzun Bir Blues Parçasını Üfleyen Bir Caz Şairimiz Var Bizim…

Der ki O*:

“Benim Adam Dediklerim Sadece Çılgınlardır; Yaşama Çılgınları, Konuşma Çılgınları, Çok Şey İsteyen, Hiç Esnemeyen, Beylik Laflar Etmeyen Tipler!.. Yıldızların Arasında Örümcekler Çizerek Patlayan Ve En Ortalarındaki Mavi Işığı Görenlere Vay Canına Dedirten O Muhteşem Sarı Maytaplara Benzettiğim Kişiler…” *

Biraz Kerouac okuduk; ruhumuz daha parlak ışıldıyor şimdi…

2) Evet, pusulasızlığı seçtik; ama şaşan pusulalarını kırıp parçalayanların o kırılmış, o bozuk pusulalarını yanımıza almayacağız anlamına gelmiyor bu… Tersine, bulduğumuz her yerde o kırık pusulaları alacak, gönlümüze katacağız biz…

(Gördüğünüz gibi, şairlerimiz ve pusulalarımız sizinkilere benzemiyor hiç?! )

3) Depomuzun yakıtı; yalnızlık, çoğalma, üretme, sevda, ölüm, açılış, saçılış, kapılış, katılış, sıkılış, çözülüş, yüzüş, gülme, uçma, kaçma, yapma, etme, gitme, terk etme, bırakma, vazgeçme, reddetme, tutulma, kapılma, aşık olma, sevme, sevişme, ağlama, hüzün, müzik, şiir, renk, duyum gibi “şey”lerdir bizim!

4) Biliyoruz ki, kırık yelkenlerimizi yönsüz rüzgarlara vererek çıktığımız bu yolculukta mavi kıyı boylarının sonsuzluğu olmayacak hep; yolumuz bataklığa da varacak elbet! Olsun, okyanuslarda köpüklere bile tutunamayıp boğulmak, sizin bataklık kıyısı sığlıklarınızda boğulmaktan iyidir…

5) Bataklığa giden yolların göstericisi olarak, canımızdan bir bir ayıkladığımız yıldızları gözleyeceğiz… Okyanuslar aşarken de, ayak basılmamış bakire atollerin ilk akşamlarının yalancı ebruli aynalarına tükürecek, onları kirleteceğiz…

Ama korkmayın, siz yalancı bakir ve bakirelerin adını o ebruli aynalara yazmayacağız biz; tükürüğümüzün –sadece- izi bile sizi kendi yalancılıklarınızda boğmaya yetecektir çünkü…

6) Kanı kurumuş yaralarımızla zamanın merheminde tazelenmeye gittiğimizi sanıyorsanız eğer (tanrım, ne kötü insanın kanının kuruması…) hiç de öyle zamanın iyileştiriciliğini sınamaya değil, tersine; zamanda açılabilecek tüm yaraları kendi ellerimizle açmaya ve de dikenler tarafından açılan yaraları daha da yırtacak çalılıklara gidiyoruz…

Şükürler olsun ki yaralarımızın kanı dinmiyor hiç… Sonsuza dek akacak onlar!..

7) Sonunda, olmuşların evrenine varacak… Ve orada; olmamışların ham halinin esareti ve cesareti olan (yaşamın oluşmadığı) minik beyin / kimlik / hayat saçmalığıyla dalga geçeceğiz…

8) Var mı geleniniz?

*ikrah: Tiksinme, iğrenme
* Jack Kerouac: (12 Mart 1922 – 21 Ekim 1969) Amerikalı yazar, ozan ve Beat kuşağının öncülerinden.