Birbirlerini çok severler ama nedense gider başka biriyle evlenirler, kader öyle bir çalışır ki birbirlerini sevmeye devam ederler, karşılaşırlar ama ortalık bedbaht aşıklar havuzuna döner, kimse içinden çıkamaz.

Birbirlerinden ayrılırlar ama çocukları kaçıran baba, anneleri ile görüştürmez. Kahrolan anne kahrolup durur. Ne hukuk ne de dostlar hiçbir şey yapamaz ama bunu yapan baba hiç de sevimsiz değildir.

Hiç de yabancı olmadığınız hatta damardan yaşadığınız hayat hikayeleri bunlar.

Hatta ‘’Bu hangisiydi dur dur ben bunu hatırladım,’’ dediğiniz olmuştur mutlaka.

Geçenlerde -çok açmam ama hani yaz ayları olduğu için biraz olsun tatile girmiştir diye düşünerek- televizyonu açmaya kalktım. Açar açmaz da ağlayan bir genç ve berbat bir tablo ile karşılaştım. Saate baktım ve hemen televizyonu kapattım. Elbette saat 21:00 idi ve toplum ruh çökertme seansı’ndaydı.

Yahu kardeşim bu derece felaketler, bu kadar aksilik, akla gelebilecek tüm olumsuzluklar hangi senaristin eseri ve bu senaristin ruh hali ne?

Diyeceksiniz ki: bunlar hayatta oluyor, hayatın gerçeği.

Evet hayatta münferit olarak karşılaştığımız olaylar bunlar. Ama, tüm bu olumsuzlukları, diziler aracılığı ile toplumun bütününe aşılamanın bir anlamı yok.

Geçenlerde arkadaşlarla sohbet ediyoruz… İçlerinden biri hararetli hararetli bir şeyler anlatıyor… Biraz kulak kabarttım ki anlattıklarına üzülmemek mümkün değil. İçiniz parçalanır. Arkadaşımızın çok yakından tanıdığı insanlar belli ki. Bölmek istemedim. Sonra  sordum “Bahsettiğin aile akraban falan mı?” diye. Meğer televizyonda takip ettiği bir dizinin son bölümünü özetliyormuş…. İnanın özeti bile yetti.

Bu derece toplumun hayatına girmiş, yer etmiş senaryolar bunlar.

Şimdi bu toplumdan nasıl bir motivasyon bekleyebiliriz?

Bazen, sabahları Bebek Otelinin karşısındaki pasajda bulunan gazeteciden gazetemi alıp kahvaltı ediyorum… Geçenlerde yine Bebekteyim ve farklı bir gazete alayım bugün dedim kendi kendime…

Şöyle üçüncü sayfası olmayan, olayları ajite etmeyen, insanı karartmayan, polemikten ve kavgadan uzak bir gazete.

Yok.

Evet, böyle bir gazete yok arkadaşlar.
Neden yok diye sorsanız ‘’satmaz’’ derler.

Yahu, ben alacam. Çıkartın, vallahi alacam.

İnsanların umutlarını sürekli yeşerttiği, bireysel kazanımlara koşarak toplumsal gelişimi yakaladığımız günlerin gelmesi için bir şeyler yapmak gerekiyor.

Dünyada eşi benzeri olmayan bir motivasyon ve umut örneğinin üzerine kurulmuş bir toplumda yaşıyoruz. Çok zor günlerden geçmiş ama bize parlak bir gelecek hayali emanet etmiş bir toplumuz. Bunun değerini bilelim ve böyle dizilerle, medya gibi güçlü bir araçla çökertmeyelim toplumu lütfen. Gücün gücünü bilelim ve olumlu kullanalım arkadaşlar.

En önemlisi gençler, çocuklarımız. Onlar, geleceğin toplumu. Onlar çok iyi eğitim alıyorlar. Daha yaratıcı, daha motive geliyorlar. Ne yapacaklarını biliyorlar. Nasıl mutlu olacaklarının bilinciyle büyüyorlar. Tercihlerini koyuyor ve uyguluyorlar. Dört yaşında kızım istiyor, çabalıyor ve elde ediyor. Şimdilik bu çikolata oluyor ama yarın Viyana’da resital de olabilir. Neden olmasın?!

O zaman onları bu ruh çökertme seansı’ndan koruyalım. Bireysel hedeflerine koşmaları, yakalamaları, bireysel gelişimleri konusunda, yaşamı bir felaket beklemeden yaşamanın, anı yaşamanın önemi konusunda destekleyelim.

Aslında gelin gölge etmeyelim yeter.