Biz, onları görmek istediğimiz gibi mi görürüz yoksa onlar göründükleri gibi mi? İster kutlamalarda ister herhangi bir yerde karşımıza çıkan o masum yüzlerde sanki başka bir şeyler yok mudur? 

Tanrı’nın emanetlerine gereken önemi ve özeni gösterebiliyor muyuz?
Gerçekten mutlular mı?

Onların gözlerine baktınız mı hiç?

Sadece Türk Çocuklarına değil Dünya Çocuklarına ithaf edilen ve Türkiye’nin milli bayramlarından biri olan 23 Nisan kutlamalarına hazırlıklar yapılırken, “Yine işin gösteri tarafı ön plana çıkacak,” derim kendi kendime.

Buna karşı olduğumdan değil, çocukluğumun en güzel anlarını yaşadığım anlardı o kutlamalar. Çünkü kutlamalarda, gözlerim bir bütünlük görür ve duygulanırım.

Orada ne dil ne din ne ırk ne de cinsiyet önemlidir. Sadece bir gün de olsa, o bütünlüğün coşku ve heyecanını yakalamanın hazzı vardır içimde.

O bayram sevinci yaşanırken kendi küçük parçam da coşar onlarla. Hala severek, sevinerek izlerim o dans eden küçük bedenleri ve hep dua ederim dansları daim olsun diye…

Kutlamalar başladığında bir çocuk şarkısı hep bir ağızdan yükselir ve sanki seslerini duyurmak isterler… Küçük bütünlüğün çığlığı gibidir bu şarkı!

BİR DÜNYA BIRAKIN

Bir vatan bırakın biz çocuklara
Islanmış olmasın gözyaşlarıyla.
Bir bahçe bırakın biz çocuklara
Göklerde yer açın uçurtmalara.
Oynaya oynaya gelin çocuklar
El ele, el ele verin çocuklar.
Bir barış bırakın biz çocuklara
Ulaşsın şarkımız güneşe ve aya.
Bir dünya bırakın biz çocuklara
Yazalım üstüne “SEVGİLİ DÜNYA”
Oynaya oynaya gelin çocuklar
El ele, el ele verin çocuklar.

Bilmiyorum bir şey dikkatinizi çeker mi? Yıllardır 23 Nisan kutlamalarında, tüm hazırlıklar biter ve gösteri başlamadan ya da başladığında o gün hep yağmur yağar. O yağmurun altında küçük bedenler, titreye titreye verilen görevi üstün bir çabayla yapmaya çalışırlar. Yaparlar da…

Çocuklar aslında hiç bir şeyden yılmaz, hele onlara tüm kalbinizle inanırsanız!

Yüreğim, bazı çocukların şanslı bazılarının ise şanssız olduğunu bilir. Onların, savunmasız ve çaresizliklerinden dolayı en kolay hedefler olduğu gerçeğini tekrar hatırlar. Üzerlerine yağan yağmurun aslında hem onların içinde akmayan hem de orada olamayanların gözyaşları olduğunu ve çoğunun mutsuzluğunun maskelendiğini düşünür. Bazı yüzlerin gerçeği yansıtmadığına inanır. Bilir ki orada olan ya da olamayanların içinde taşıdıkları acılar, söylenmeyen ya da söylenemeyen acılardır. Ve yine bilir ki bir yerlerde başka çocuklar da vardır.

İşte, bu yüzden gökyüzünün birilerine(!) bir şey söylemeye çalıştığını ve bunu anlamalarını beklediğine inanırım onlara sahip çıkın dercesine…

Her 23 Nisan kutlamalarında, yağmur yağmaya başladığında gökyüzüne eşlik ederim. Akmayan gözyaşlarına akarız ikimiz birden.

Bilirim ki, biliriz ki bir yerlerde isimsiz, yersiz, yurtsuz, kimsesiz, sessiz, yüreği dağlanmış çocuklar vardır. Kimler mi?

Doğduğu gün sokağa bırakılanlar,
Köprü altlarında kimsesiz olanlar,
Her gün ebeveynleri tarafında şiddete maruz kalanlar,
Çocukluğunu yaşamadan zorla kendinden büyük insanlarla evlendirilenler,
Erkenden evlendirilip kendi büyümeden çocuk doğuranlar,
Yakınları ya da başkaları tarafından cinsel istismara uğrayanlar,
Namus uğruna cinayete kurban gidenler ve bunu gerçekleştirenler,
Para için satılanlar,
Zorla dilendirilenler,
Ağır işlerde çalıştırılanlar,
Uyuşturucu ticaretinin eline düşenler,
Savaşta, kız erkek ayırmaksızın en çok vurulma, yaralanma, fiziksel, psikolojik ve cinsel travmaya uğrayanlar…

İşte, bundan dolayı 23 Nisan geldiğinde içimde bir burukluk olur. Bu günün, tıpkı diğer özel günler gibi “bir güne sıkıştırılan” günlerden biri olmasından, bu çocukların unutulmasından ve bunlara eklenebileceklerden korkarım.

Her şeyi sessizce içine atan, oyun oynamayı erken yaşlarda unutan, birden büyümek zorunda kalan bu çaresiz çocuklar ve yok edilenler, bir yerlerde unutulurken onu sadece gökyüzü hatırlar ve yeryüzüne akıttığı damlalarla hatırlatır derim.

Eğer bir çocuk, herhangi bir nedenden dolayı bir köşede sessizce ağlıyorsa, gökyüzü de akmaya devam edecektir.

Hiç kimsenin Tanrı’nın emanetlerine bedel ödetmeye, onların savunmasızlığından ve çaresizliğinden kendi çıkarları için faydalanmaya hakkı yok diye isyan ederken, birileri bana bunların artık olmayacağını, gözlerdeki pırıltıların sönmeyeceğini, göklerde uçurtmalara yer açılacağını ve şarkılarının güneşe ulaşacağını söylesin isterim.

Çocuklukları elinden alınmış korku dolu yaşlı çocuklara mı, çocukluklarını çocuk gibi yaşamış mutlu çocuklara mı sahip olmalı bu dünya?

Gökyüzünün ve o küçük bütünlüğün çığlıklarının gerçekten duyulması dileğiyle…