David Richo

 

Farkındalık, izlemekten öte bir izleyiciliktir. Bizler gerçeğe, onun hakikatinin koruyucuları gibi bakıyoruz. Rahibe Wendy Beckett, iyi sanatçıların iyi tablolar ortaya çıkardıklarını söyler, çünkü “neyin uygun olduğuna dair sabit fikirleri olmaksızın bakmayı öğrenmişlerdir.”

Farkındalıktır bu. Herhangi bir içeriği olmayan bir bilinçlilik hali olabileceği gibi içeriği olan bir bilinçlilik hali (egonun araya girmediği bir dikkat, yani zihinsel farkındalık hali) de olabilir.

Dolayısıyla farkındalık tehlikeli iştir çünkü en ürkütücü görünen duygularımızı bile kucaklayıp hoş görme, yer verme ve bu duygularla denge içinde birlikte yaşama güveni gerektirir.

Böylelikle içimizde, kendini keşfetmeye eşdeğer bir güçle karşılaşırız. Bunun sonucunda kazanılan kendine güvenle etkili ilişkiler kurabiliriz.

Farkındalık, korku ve açgözlülükle birlikte egoyu da serbest bıraktırdığından sağlıklı beraberlikler kurmak için en uygun durumdur. İnsanlarla nevrotik egoyu araya sokmadan birlikte olmamızı sağlar. Sadece kendisi olduğu için biriyle birlikte oluruz, farkında olarak ve yargılamadan. Eşimizi yaptıklarıyla kabul ederiz, kınamadan suçlamadan. Bunu yaparken, durum hakkındaki inançlarımıza, korkularımıza ve yargılarımıza kapılmaktansa etrafında bir mesafe bırakırız. Böyle fakında bir varlık hali, bizi birbirimizin eylemleriyle özdeşleşmeden özgür kılar. Sağlıklı bir ilişkide böylesi ferah anlar gittikçe çoğalır.

Farkındalık sözcüğü, Sanskrit dilindeki “katılım” ve “birlikte kalmak” anlamına gelen sözcüğün çevirisidir. Böylece dikkatimizi eşimizin duygularına ve o an içinde bulunduğu duruma verebiliriz. Birini bu dinginlikle kabul ettiğimizde içimizde bir değişim olur ve her ikimiz de daha takdir dolu bir şefkat ve bağlılığın araçlarını keşfederiz. Kabul etmek kontrolü bir yana bırakıp özgürlüğe izin vermenin de ilk adımıdır. Dolayısıyla, farkındalık içindeki bu kabul, ilişkilerin üzerinde çalışılacak temelini oluşturur.

Farkındalık insanın mayasındadır.

Dikkatimizi gerçeğe vermek doğamızda vardır. Gerçekten de dikkat etmek, bir hayatta kalma tekniğidir. Fakat yıllar içinde, gerçeklerden korkan egomuz nedeniyle kaçmayı ve sığınacak bahaneler bulmayı öğreniyoruz. Bize kendimizi daha iyi hissettiren şeylere inanmanın daha kolay olduğunu fark ediyor, insanların bizim gereksindiğimiz gibi olmalarını beklemeyi kendimize hak biliyoruz. Bütün bunlar mutluluk halkaları gibi görünen, insan elinden çıkma bir prangadır.

Ama bir kez kendimizi egonun arzu ve bağımlılıklarından mahrum bıraktığımızda dürüst davranmaya başlayarak birbirimiz karşısında daha hakiki oluruz. Anı rahatlayarak yaşarız ve bu uçsuz bucaksız bir ilgi kaynağı haline gelir. Bir şey yapmamıza gerek yoktur. İçinde bulunduğumuz an ile yüzleşmek için egomuzun çantasında oyuncak aramak zorunda değiliz. Yumruklarımızı kaldırmak zorunda değiliz. Gerçekle ilgili saplantılarımızın ve sabit fikirlerimizin maşası olmak zorunda değiliz. Kendimize kaçacak bir delik bulmak zorunda değiliz. Savunmaya geçmek ya da rövanş planlamak zorunda değiliz.

Olayların gelişmesine izin verebilir, gerçeğe katılır ve her nasıl isek öylece kalırız onunla. Bunun, alışkanlık haline getirdiğimiz tepkilerden çok daha rahatlatıcı olmasının yanı sıra yüzyıllardır ego tarafından uydurulan yüzeysel mekanizmalar yerine insan ruhunun orijinal donanımını kullanırız. Farkındalığa “uyanış” da denmesinin nedeni budur.