Bilmediğim bir adamım şimdi ya da kendine yabancılaşmış bir çocuk. Birisi kapının ziline basıyor, içimdeki çocuktur diyorum. Açmıyorum. Birisi camıma taş atıyor, kesin “benim”dir, diyorum. Bakmıyorum.

Karanlık bir odada oturuyorum bir adam ve bir çocukla, kimse konuşmuyor, herkes kendi halinde. Çocuk hareketsiz, boynunu bükmüş, dört tekeri de kayıp sarı-kırmızı oyuncak kamyonuna bakıyor. Birisi almış tekerlekleri, yanında da hevesini. Adam rüzgâra küsmüş deniz gibi, o da kıpırtısız. Arada çaktırmadan birbirlerini kesiyorlar. Kendimi adamı incelerken fark ediyorum. Cebinde dört yuvarlak kabarıklık… Neden aldı acaba?

Adamla göz göze geliyorum. Aniden parmağını çocuğa doğru uzatıyor. Çocuk irkiliyor. “Ya o ya ben diyor” adam. Çocuğun gözlerinde yaşlar var ama akmıyor, o da inatla kapatmıyor gözlerini, akarsa arkası gelecekmiş gibi.

Adama anlamamış gibi bakıyorum, bu bakışım onu kızdırıyor. Ve bir anda parmağı bana dönüyor. “Aslında suçlu sensin” diyor. Çocuğun gözlerindeki yaşlar akmaya başlıyor. “Sanki hayatında sadece bu çocuk varmış gibi yaşıyorsun; beni neden yok sayıyorsun? Neden korkuyorsun, anlatsana bana!” diyor adam. “Neden, neden beni yok sayıyorsun?” Sence ben O muyum?” Çocuğun gözlerindeki yaşlar akmaya devam ediyor.

Konuyu değiştirmeliyim hemen, elimle adamın cebini gösteriyorum. “Neden aldın o tekerlekleri?” Düşünmeden cevap veriyor bir anda: “Çünkü seni seviyorum.” Arkasından çocuk akan gözyaşlarına eklenmiş sümüklerini çekerek “Ben de, ben de seni seviyorum” diyor.

Sıkışıp kaldım bu odanın içinde, yüreğim sıkışıyor, sırtım kaskatı kasılmış. Ben kimi suçlayabilirim, diye düşünüyorum bir an. Bu düşünce içimden geçerken ikisi de zihnimi okuyormuşçasına gözlerini bana dikiyorlar. Sorduğum sorunun cevabı içimde yankılanıyor.

Odanın kapısı aralanıyor. Birisi giriyor içeri. Tanımıyorum. Yüzünde derin bir olgunluk, gözlerinde mutlu bir çocuk olan biri. Önce beni selamlıyor. Sonra adamla çocuğun karşısına geçip, dizlerinin üstüne çöküyor. Nasıl yapıyor bilmiyorum ama aynı anda ikisinin de gözlerinin içine bakıyor. Adamla çocuğun yüzünde bir aydınlık beliriyor. Bir süre daha sadece bakıyorlar konuşmadan ve sessizce. Kelimelerin olmadığı bir iletişimin içindeler. Yüzlerindeki aydınlık şimdi kalplerine iniyor. Bir süre daha bu halde devam ediyor sessiz iletişimleri.

Hiç beklemediğim bir şey gerçekleşiyor. Adamla çocuk birbirlerine dönüyorlar. İkisinin de gözlerinden yaşlar süzülüyor. Derin bir sevgiyle birbirlerine yaklaşıyorlar ve sımsıkı sarılıyorlar. Öyle sıkı sarıyorlar ki bedenleri iç içe geçiyor. İçlerindeki sevgi ve gözlerindeki yaşlar benim bedenimde birleşiyor.

Bir an için gözlerimi kapatıp açıyorum. Odada tek başınayım. İçimde derin bir sevgi. Bir ses yankılanıyor en derinimden, bir çığlık gibi bütün bedenimde hissediyorum o sesi: Seni seviyorum, seni sen olarak kabul ediyorum…