Üç günlük uykunun ardından yatağın dışına atılmıştım. Bizzat yatak tarafından. Sağım solum batmaya başlamıştı yatağa.
‘Rahat batıyor kızım demişti’ babam.
Hayır, yatak batıyor.
Kış boyu uyuya bilse insan. Uyunamıyor işte. Bir yerden sonra mümkün olamıyor. Sonra uzun uzun uyanıklık dönemi.
En kötüsü bu.

Tiramisu yapmalı.
Adı kadar zor bir tarif!
2 yumurta.
50 gram margarin.
Kek karışımı.
Malzeme tamam..
Bugün tiramisu günü.
Evi de badanalayabilirim aslında üç beş kere. Trakya’dan yurda giriş yapmış kar. Badanalamamalı. Yazarken kolaymış. Söylerken neden zor?
‘Bana yaz’ dedim onu bile yapmadı.
Yaz.
Bitti işte.
Ayazı buraya gelir birkaç gün içinde. Elektrik sobasını nereye koydum? Umarım vermemişimdir birine. Fırın ısıtır mı burayı? İçim titredi. Kışın düşüncesi bile yetiyor insanı üşütmeye.
Ayrılık gibi.
Sekiz ay kalkmazdı kar, doğduğum yerde. Oysa Ege’deyim şimdi. Bu ürperti niye?
Deneyimlerimiz niye bırakmıyor peşimizi?

Bozulmuş olmasın bu yumurta?
Hiç bozulmuş yumurta gördün mü?
Bir kere.
Her yumurtaya çürük muamelesi yapıyorsun da.
O kokuyu bir kez duyan unutabilir mi?
Malzeme iyi olmalı.
Sallamaya gerek yok. Kırınca belli olurdu zaten.
İnsan neden belli olmuyor?
Oluyor aslında.
Başlangıçta aklına gelenler gelmiyor mu başına?
Sezgiler. Susturmasak onları.
Çürük yumurtayla dener misin?
Çırpmaya başlayayım da geçer dediğin oldu mu hiç?
Sallanıyorsa- hissediyorsan sallandığını- kırar bakarsın en fazla. Çırpmadan önce.
Biz de kırıp bakıyoruz işte.
Hayır kırılıp.
Senin ilişki anlayışını gözden geçirmeliyiz demişti İsmail. Elimden geleni yaptım. Olmadı dediğimde.
Bin sırtıma rahatına bak mı demeliyim?
‘Başkaları değil düzeltebileceğimiz ancak kendimiz’.
Çırpıldı yeteri kadar.
Şerbet
Krema.
Fırının ısısı.
Zamanı.
Elimden geleni yaptım mı?
Yapabileceğim bir şey var mı?
Yapmak istiyor muyum daha fazla?
O zaman onun problemi.
Çürük yumurtanın
Bozulmuş margarinin
Güvelenmiş unun
Değil mi?
Dr. Oetker daha iyi İsmail’den. İyi ki bıraktım terapiyi.
Malzeme belli en azından.
Ölçüsü de.
Ne yapmak istediğimi biliyorum ben.
Ne istediğimi.
Tanıyorum kendimi.
Tramisu!
Telefon!
O olabilir mi?
Aklına geldi. Niye şimdi?
Niye olacak reklâm almıştır. Biz neden reklâm almıyoruz araya. Neden bizim yok izlenme oranı kaygımız. Bizim niye aklımızda kalmıyor diğerleri.
Sustu.

Yeniden çaldı telefon.
Açmayacağım işte. Söyledim ben ona. Başka biri varsa ben yokum.
Ben tek eşlilikten yanayım. Ne kadar sürerse. Üç gün, üç ay, üç yıl. İlişkinin adını koymayalım. İlişki canlıdır. Sularsan büyür. Evet, saksıdaki çiçek gibi.
Neresi komik?
‘Neden kadınlar cinselliği yaşamaktan kaçarlar evlilik öncesi?’
İşte bundan canım. Tam da bunun için. Cinselliği yaşayana kadar sizin derdiniz de ondan. Ben öyle değilim. Emek önemli benim için. ‘Sevgi emektir’. Aşk ulaşamamaktır belki de. Ulaştığını mı sanıyorsun bir defa dokundun diye.
Güle…
Ben ne kaldı diye bakıyorum geriye. Senden bana, benden sana. Emek işte burada. Kalanlarda.
Yaşa tensel arzularını. Dölle dölleyebildiğin kadar.
Ben bağlanıyorum işte. Oksitosin midir nedir o hormon yüzünden.
Güle.
Beni arama.

Ya böyle değilse.
Başka bir nedeni varsa?
Alarm çaldı.
Soğumasını bekle.

Elektrik sobasını nereye koydum acaba. Neden daha önce düşünemedim. Oysa yazdan alınırdı kömür bizde. Kış gelmeden kurulurdu soba. Bir kazak bile çıkmaz şimdi dolaptan. Kim bilir hangi evde eşyalarım? Biriktirmeyeceğim diye dağıttım. Biriktireceğim diye yaşayamamıştı ailem. Onlara tepki olsun diye. Fena mı oldu biriktirdikleri?
Senin işine yaradı.
Onlar açlık gördü kızım. Savaş sonrası çocukları. Karnını doyurmaktı dertleri. Çocuklarına verebilecekleri buydu. Vermediler mi?
İlgi?
Sevgi?
Karnın doyunca.
Dağıttın sen.
Şimdi topla toplayabilirsen.

Soğudu.
Çaldı telefon.
Hangi tepsiye koysam?
Kaç tepsin var ki?
Kaç bardağın, kaç tabağın?
Eşya yüktür insana.
Sırt çantanla taşınabilmelisin.

Çaldı telefon.
Şerbeti dökelim hamura.
Kremayı sonra.
İkinci kat.
Şerbet
Krema.
Buzdolabına koyalım şimdi.
Soğusun.

Alo
Duymamışım affedersin.
İyiyim teşekkür ederim.
Müsait değilim.
Belki sonra.

Soğudu.
Yanında ne içilir?
Kahve.

Meyil Delen