Lise yıllarımdan bir koridor resmi zihnimde ve oturduğum sıranın yan tarafındaki pencereden izlenen boydan boya sarmaşık kaplı yemyeşil duvar… Her zaman ilk bilgilerin heyecanıyla oturup kalktığımız sıralar, gün boyu zihnimizde pek çok ilk kez yanıp sönen ışıklar… Zihnimizdeki kavgalar da öyle yanar sönerdi…

Bir gün öğrenci kulübünde bir tür karar alma tartışmasının içine girdikten sonra, zihnimdeki kavgayla bir süre vakit geçirmemin ardından bir arkadaşım birden kulaklıkları uzattı. Nasıl bir ses ve dinginlik dolu bir ritim ki öylece o karşıdaki yapraklara daldım ve aklımda kalan, içime dolan sözler  ‘If its real what Im feeling theres no make believing the sounds of the wings of the flight’ ve o an sonsuza kadar zihnimdeki tüm kavga, tüm ayrışımlar ve arayış sona eriverdi. Sadece içerden kontrol edilemez bir gülümseme. Gün boyu koridorlarda bu şarkı. Bundan sonraki 1 yıl boyunca aklımda kalan söz bir kâğıda yazılarak duvarda karşımda ve nakaratı ile unutulmaz melodisi ara ara hep dilimde gezdi durdu. Tabi internetin, bilgisayarın mp3’ün dahi olmadığı sadece radyoçalar ve walkman ile müziğe eriştiğimiz günlerden bahsediyorum. Daha sonra bir şarkının da anısının da çarçabuk tüketildiği günler geldi hızlıca. Ta ki bir sonraki yıl radyoda Sing adlı şarkılarına rastlayana dek. Direkt tanıdım sesi ve hemen arkasından radyodaki kızın sesi: ‘’Travis’i dinlediniz.’’ Evet, artık biliyordum. Travis dinlemiştim. Hangi şarkılarında olursa olsun aynı türden barışı yakalayan bir ritim ve aynı derin, basitçe bilge ve dinlendirici ses…

SAYFA-BOLUMU

Travis

1990 yılında kurulmuş İskoçyalı bir alternatif rock grubu. Kendisinde sonra gelen pek çok yeni alternatif rock grubuna öncü olmuş ve rock müziğe yepyeni bir bakış açısı kazandırmıştır. Yine de işin aslı özünde saklı, özü ise Travis. Tarzlarının tamamen dışında olan bir şarkıyı dahi diğer rock müzisyenlerin tamamen dışlayan tavırlarının aksine gayet rahat alıp cover yapmış ve sevdirmiş bir grup olan Travis, kendine özgü ve bir şekilde sevgi aşılayan halinden hiç ödün vermemiştir. Bugüne kadar 6 albümleri yayınlamıştır; ne kadar sattıklarından bahsetmeyeceğim çünkü  hiç ilgilenmedim. Her birini ayrıca sevdiğim Francis, Andy, Douglas ve Neil‘den oluşan grup 2008’de İstanbul’a geldi ve Park Orman’da unutulmaz bir gece yaşattı bize.

Konser alanı: Birilerini ötekileştirmeyen, insanların kendilerini ifade etmek için bir diğerini yermeye ihtiyaç duymadıkları sadece aynı anda, aynı yerde, aynı sevinci paylaştıkları bir yer. Barıştan söz etmediğinde bile daha fazla barışı çağrıştıran bir eylem, müzik yapmak.

Son günlerde kurulan meydanlar, 4 dakikalık bir şarkının söylediğini günlerce, aylarca anlatmaya çalışırlar. Peki, neden anlatamazlar. Ötekilerin varlığı ve kusurları üzerinden hareket ettikleri için ve en çok da anlatmaya çalıştıkları için. Gerçek barış, kendisinden söz ettirmez. Sadece vardır, oradadır ve hissedilir. Kendisinden sonrakilere öncü olur, cezp eder, var olur.

Bunun için sonsuza kadar Travis dinleyebilirim. Gerçek barışı içimizde bulduğumuz ve özgüvenimizi kimseyi ezip kırmadan da elde edebileceğimizi hatırlatan bir melodiyi sadece bir kez dinlediğimde dahi günlerce aklımda tutabilir bundan bahseden sözcükleri duvarlara yazabilirim.

Tüm şarkılarını ezbere bildiğim bu grup hakkında söylenecek binlerce şey bulabilirim her şarkıları, sözleri, videoları ve barındırdıkları gizli bilgelik hakkında. Ancak söz etmenin büyüsünü kaçıracağına ya da gerçek çağrışımın kendisini yapamayacağına inandığımdan sadece dinlemeyen herkese sinirlerimizin son derece yıpratıldığı bu günlerde, buradan Müzikal İşler sayfasından bir melodi armağan etmek istedim. Sevgi ve barışın ta kendisiyle kalmak dileğiyle…

 

<div class="social4i" style="height:82px;"> <div class="social4in" style="height:82px;float: left;"> <div class="socialicons s4twitter" style="float:left;margin-right: 10px;padding-bottom:7px"><a href="https://twitter.com/share" data-url="https://dergi.kuraldisi.com/travis/" data-counturl="https://dergi.kuraldisi.com/travis/" data-text="Travis" class="twitter-share-button" data-count="vertical" data-via=""></a></div> <div class="socialicons s4fblike" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="fb-like" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/travis/" data-send="true" data-layout="box_count" data-width="55" data-height="62" data-show-faces="false"></div> </div> </div> <div style="clear:both"></div> </div> <p><a href="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/4/2016/05/beyza-foto.jpg"><img loading="lazy" class="alignright size-medium wp-image-5854" title="beyza foto" src="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/4/2016/05/beyza-foto-300x300.jpg" alt="" width="300" height="300" /></a>17 yaşımdayken Kuraldışı Yayınevi kitaplarıyla tanışmamla birlikte psikoloji ile ilgilenmeye başladım. O zamandan bu yana kitaplığımın büyük bölümüne yeşil rengin hâkim olduğunu söyleyebilirim. Aynı yıllarda dünya tarihi ve siyasetine de meraklıydım. Uluslararası İlişkiler bölümünü bitirdim. Ancak psikolojiye özel ilgi duymaya devam ettim. İnsanların belli fikirlere olan eğilimlerinin ya da toplumsal olayların arkasındaki psikolojik altyapıyı incelemeyi seviyorum. Okul yıllarımda sınav kâğıtlarım doğru cevaptan ziyade kendime özgü yazılarımla dikkat çekti. Mezuniyetten sonra bir süre, toplum gönüllüsü olarak, küçüklüğümde bizzat öğrencisi olduğum ve sunulan alternatif eğitimin gerçek özgüvenimi kazanmamı sağladığını düşündüğüm yerde (TEGV-Eğitim Parkları’nda)eğitmenlik yaptım. Aynı zamanda çeşitli konser, sanat etkinlikleri ile siyasi uluslararası organizasyonlarda çalıştım. Bir yıldır bankacılık yapmama rağmen, aslında asıl yaptığım işin eve her gün yazı çiziyle dolu kâğıtlarla gelmek olduğunu fark ettim. Böylece benim için bilinçsizce yapılan bir eylem olan yazmayı bilinçli bir şekilde geliştirmeye karar verdim. Aslında ben hep yazıyordum. Bu bir anda yağmurun yağması gibi: Bulutlar yeterince kararmışsa yağmur nerede ve ne zaman olursa olsun yağmaya başlıyor. Bunun için olsa gerek yazmak aslında biraz beklemek meselesidir. Bulutlar yeterince kararmadan ve gerçekte yeterince olgunlaşmadan iyi yazı yazamazsınız. Her birikim bir ağırlıktır ve yazmak bu ağırlıktan kurtulmanın en güzel yollarından biridir. Üstelik bu sanatın diğer dallarıyla da mümkün ve ben nerdeyse hepsini seviyorum. Resim çizmeyi de çok seviyorum örneğin. Ancak yinede işin içine bir şeyleri yazarak ifade etme arzusu karışıyor. Küçükken resimlerimin üzerine yazı yazılamayacağını öğreten okuldaki resim öğretmenime ve başarılı karakalem çizimlerime rağmen biraz daha basit, karikatürize çizimler yapmaya devam ettim. Bu benim için güzel resim yapmaya çalışmaktan daha anlamlı oldu hep. Bir başka tutkum müzik ve galiba bu ilk sırayı alır. İçerideki kötü müzikten dolayı alışverişi yarıda kesip çıkabilen ve iyi müzik çaldığı için bir kafenin önünde dikilebilen ya da konuşmayı bırakıp kulan kesilen biriyim. Bunların yanında bir süredir tiyatro eğitimi alıyorum ve bunun yazı, müzik, resim sanata dair her şeyi kapsadığını, üstelik dünyadaki bedene hâkim olma tekniklerinin en iyisi olduğunu düşünüyorum.</p> <p>&nbsp;</p>