Akşam üzeri. Babam işten dönüyor. Kolundan tuttuğum gibi balkona götürüyorum. Hemen göstermeliyim onu… Babam da beğeniyor. Kim beğenmez ki… Bence o Engin’den bile güzel.Tıpa tıp aynısını istiyorum. 
 
” Bakarız. Eğer derslerini çok çalı şır ve sınıfını birincilikle geçersen alırım.” diyor babacım.

….

Sevinçten havalarda uçuyorum. Ona kavuşmama çok az kaldı. Ben sözümü tuttum; sınıfımı birincilikle geçtim.  Şimdi sıra babamda.Yarın dönüyor İstanbul’dan. Giderken, bisikletimle geleceğine söz verdi.

…..

Sabahı zor ettim. Uyandığımda güneş yeni doğuyordu. Bütün gece onu gördüm rüyamda. Bizim eski evimizin ordaki bayırdan iniyorduk uçarcasına …Az kaldı. Birazdan gelecek. Annem geliyor yanıma,

– Sabahtan beri pencereye yapıştın kaldın. Babanın gelmesine daha çok var. 

– Bana ne, belki de  erken gelir.

– Hadi gel de yemek yiyelim. Sofra hazır.

İstemeye istemeye  sofraya gidiyorum. İnşallah ben yemek yerken gelmez babam. Gelişini, onu taşıyışını görmek istiyorum… Zil çalıyor işte.

Deli gibi kapıya koşuyorum. Sevinç içinde kucağına zıplıyorum babamın.

Elleri boş.

Omuzlarının  arkasından merdiven aralığına bakıyorum.

Yok…

Herhalde bana sürpriz yapmak için dışarda bıraktı. Almadığını söyleyerek kandırmak istiyor beni. Hiç inanır mıyım….

Beni yere indirip içeri giriyor babam. Hemen sofraya oturuyor. Çok acıkmış.

Yürek çırpıntıları içinde bekliyorum.

Yemeğini bitiriyor. Keyif sigarasını yakıyor. Anneme i ş gezisinde neler yaptığını anlatıyor. Yeni bir iş teklifi almış. Önümüzdeki ay  başlayacakmış. Taşınacakmışız… Umurumda değil.

Ben onu istiyorum.  

Sigarasını söndürüyor. ” Şimdi hediyeleri verme zamanı,” diyor.

Kalbim duracak heyecandan. Anneme vişne rengi bir kazak veriyor. Çok beğeniyor annem yeni kazağını. ” Bil bakalım sana ne aldım?” diyor.

Bilmezmiyim hiç…

Yine de bilmiyormuş gibi yapıyorum ve engel olamadığım muzip bir sırıtmayla ” Bilmeeem,” diyorum ağzımı yaya yaya.

Elini cebine sokuyor. Küçük bir paket çıkarıyor cebinden. ” Aç bakalım.” diyor gülümseyerek.

Gülüşüm şapşallaşıyor.

Bisikletimi sonra verecek herhalde.

Sevinmiş gibi yaparak açıyorum paketi.

Oyuncak bir fare.

Beyaz.

Plastikten.

Sırtında ipi var. İpi çekince fare gidiyor.

” Nasıl? Beğendin mi? Sınıfını birincilikle geçtiğin için,” diyor babam.

” Beğendim.” diyorum usulca.

Şaka yapıyor mutlaka. Bisiklet almaya gitmişti. Yaldızlı seleli bisiklet.

Mutlaka bir yerlerde saklıyor bisikletimi. Daha çok sevineyim diye böyle yapıyor…  

Farenin ipini çekiyorum gidiyor, çekiyorum gidiyor, çekiyorum…

Uyku saati geliyor.

Uyur gibi yaparak onların da yataklarına gitmelerini bekliyorum.

Sonunda yatıyorlar.

Sabahı bekleyemeyeceğim.

Babamın horlamalarını duyup uyuduklarından emin olduğum an, usulca çıkıyorum yatağımdan.

Bir an evvel bulmalıyım bisikletimi. Acaba nereye sakladı?

Ay ışığının hafifçe aydınlattığı yarı karanlık odaları dolaşıyorum korkudan titreye titreye.

Yok, yok, yok…

Son olarak, gündüzleri bile girmeye cesaret edemediğim kilere girmeye karar veriyorum.

Nasıl da akıl edemedim. Buraya saklamıştır. Kilere girmekten çok korktuğumu biliyor ya…

Usulcacık açıyorum kilerin kapısını. Neyseki ay ı şığı burayı da aydınlatıyor hafiften. Titreye titreye giriyorum içeri… Burda bir yerde olmalı…

Yok…

Süklüm püklüm yatağıma dönüyorum.

Soğuk,  üşüyorum.

Aniden, yeni bir sıcaklık yayılıyor yüreğime. Yatak odasına saklamış olmalılar. Yarın tatil ya, kahvaltıdan sonra verecekler herhalde.

Babam bir keresinde, ”İnsanlar çok istedikleri bir  şeyi zor ve geç elde ederlerse daha çok kıymet bilirler.” demişti.

Benim de bisikletimin kıymetini bilmemi, onu iyi kullanmamı istiyor. Hem zaten akşamdan verseydi gece gece  sokağa çıkıp binemeyeceğim için yine yarın sabahı beklemem gerekecekti.

Ah, bir an evvel sabah olsa…

Düşümde yaldızlı seleli kıpkırmızı bisikletimle bir uçurumdan aşağı yuvarlanıyoruz… Babamı çağırıyorum yardım etmesi için.

Babamın yerine beyaz plastik fare geliyor… İpini babam çekmiş.

Sabah kan ter içinde uyanıyorum.

” Kahvaltı hazır hemen sofraya gel,” diyor annem.

Babam bile, kızabileceği hiçbir  şey bulamıyor bu sabah bende. Tam onların istediği gibi hanım hanımcık bir kızım. Kahvaltı bittiğinde sofrayı toplayan anneme yardım ediyorum.

” Aferin, hep böyle ol i şte,” diyor babam.

Nasıl seviniyorum.

Çok az kaldı bisikletimi vermesine.

Babama iyice yaranmak için o istemeden gazetesini getiriyorum. Bir sigara yakıyor ve gazetesini okumaya başlıyor. Tüh, keşke vermeseydim gazetesini.  Şimdi de okumaya dalıp unutacak bisikletimi vermeyi.

Dayanamayacağım.

Mutfakta bulaşık yıkayan annemin yanına gidiyorum usulca.

En tatlı sesimle, heyecandan titreye titreye, ”Annecim! Babam ne zaman verecek bisikletimi?” diyorum..

” Ne bisikleti?” diyor annem.

Ateş kaplıyor küçücük bedenimi… Pes etmiyorum.

” Hani sınıfımı birincilikle geçtiğim için bisiklet alacaktı ya İstanbul’dan.”

 ” Almamış. Vazgeçmiş. Fare aldı ya onun yerine,” diyor annem parçalanasıca tabaklarını yıkamaya devam ederek..

Koşarak çıkıyorum mutfaktan. Kendi odama gidiyorum.

Beyaz fare odanın ortasında durmuş  alay eder gibi bana bakıyor.

Yakalıyorum fareyi. İpini çekiyorum gidiyor, çekiyorum gidiyor, çekiyorum…

Dışardan babamın sesini duyuyorum, ”Çok sevdi oyuncak fareyi, saatlerdir hiç odasından çıkmadan onunla oynuyor.” diyor.

” Bisikleti sordu sabahleyin bana,” diyor annem.

” Boş veeer,” diyor babam… ”Çocuk bu. Bak unuttu bile.”