Üzerime gelen dev bir kartopu, altında kalmaktan korktuğum.
Yaralarıma basılan tuz ve hatta deşen bir bıçak. derinlerime indikçe daha da sızlatan…

Gecenin tam ortasında saat tam 03:00, duvardan duvara vuruluşumun ve özüme dönüşümün ilk adımını attığım dakikaların en başı. Tüm gerçeklerimin aslında ne kadar net ve berrak şekilde yanıbaşımda durduğunun göstergesi gibi çakıldı zihnime…

Canımın acısına mı yoksa duyduğum öfkeye mi sataşmalı ve isyan etmeliydim bilemedim. karmakarışık bir ruh haliyle yalpalamaya başladım.

Sızlandım, ağladım kendimi yapayalnız hissettim. Ve ilk defa bu kadar yalnız ve bende oldum… 
 
Sonra…
 
Kendimden kaçan ruhuma güç bela seslendim,
 
– Otur karşıma,
– Neden?
– Anlatacaklarım soracaklarım var
– Cesaretin var mı peki?
– Otur karşıma!!

 
Bu gün neler oldu bana ve ben nerdeyim fikrin var mı? Bunca zaman senden kaçarken neden uyarmadın beni, bunca zaman nerelerdeydin de es geçtin beni, canım yanıyor anlat bana, bunca zaman yaptıklarımın sorumlusu olarak ben dimdik ayaktayım. Cevaplarımı bana ver, umutsuzluğum ve mutsuzluğum kronik halde tüm bedenimde eserken hoyratça, kime neyin hesabını sormalıyım? Bunca kaybedişin sebebini anlat bana.. Sen bensin tut ellerimi!! Tut…
 
– Hoşgeldin, ve ne iyi ettin de geldin;
 
Demek ben senim, demek aslında biz biriz. Bunca zaman bize yaptıklarının farkına varıyorsun anlaşılan, sana sonsuz özgürlüğü sunacağım birazdan kendinden doğan özgürlüğünü görmezden geldiğin güzelliğini, canın yanacak yine ve bu bir başlangıç olacak…

Acıyacak canın, yanacak gözlerin ve kabullendikçe huzuru bulacaksın seveceksin bizi, benliğinden nefes almaya başlayacaksın…

Yolun uzun, sukunet içinde dinle beni:

Küçücük bir çocuktun yalnız kaldığında, terkedildiğinde, karmaşalar içinde masum yüzünle anlamaya çalışan bir ifadeyle bakarken ayrıldık ilk olarak biribirimizden.

Seni terkeden ben değildim oysa, sen benden gittin… Kızgınlıkları büyüttün içinde, öfke tohumları ektin derinlerine, gidenlere duyduğun kızgınlığın tohumlarını serptin her zerrene, umudunu yitirdin ve kalakaldın tek başına…

Gülerken yüzün, içinde en derin hüzünleri yaşadın ve hiçbir zaman çıkaramadın maskeni, kendine yalanlar söyledin mutluluk oyunları oynadın, yarattığın şatonun arka bahçesinde aklınca güvende olduğunu düşündün, çocukluğunda oynayamadığın oyunlarını oynamaya başladın yarım halinle.

Sen kendinden kaçarken terkettiğin ben, bir köşede yalnızlık çektim…

Kocaman bir yalancısın SEN. Kocaman bir SAHTEKAR…

Demek annen ve babana kızdın, bunca kayıp giden tutamadığın zamanın sorumlusu onlar öyle mi? Anne ve Baba, seni ne hale getirmişler, hayata küstürüp kendine ve insanlara ızdırap çektirmeni sağlamışlar?

Terkedilme korkusuyla büyüdün ve tutunduğun her dalı sımsıkı kavrayıp bırakmak ıstemedın… Bakmadın bir kez bile o dal çürük mü, ya da ben başka ağaçların meyvesi miyim diye…

Korkuların seni bu hale getirdi çocuk!

Eziyet ettin bize hayatı zindan ettin. Tercih edildiğini düşündün, ekmeğin yumuşak kısmını kendi önüne koyduğunda sevdiklerin, kaçtıkça kaçtın kendinden…

Ne yaman çelişkilere gebe bıraktın hayatını, oysa bu değil hayat. Oysa sen bu değilsin… Sen sevilesi ve güzelsin…

Sevdiğin kadınlara bak dön bak haydi dön de bak… Anne sandın değil mi onları? Ya da öyle olmalarını istedin değil mi?…

Sonsuz sabırla sana doğruyu göstermelerini bekledin, her ne yaparsan yap yumurcak yüzünle kucaklanmayı istedin…

ANNENİN SANA YAPMADIĞINI ONLARDAN İSTEDİN…

Dön de bak… Eziyetten başka hiç bir şey olmadın sen… Olamadın üzgünüm… Yapabildiğin tek şey; AÇ OLDUĞUN SEVGİYİ SANKİ SANA VERİLİYORMUŞ GİBİ VEREREK KENDİNİ KANDIRMAKTI…
 
Dönmektesin kendine şimdilerde, bulmaktasın özünü…

Affet kırgınlıklarını kızgınlıklarını…

Anne ve babanı bağrına bas ve onları da affet… Göreceksin hayat sana ne denli yakın ve şefkatli… Anlayacaksın ki önce kendine dönmekle başlıyor her şey…

Göreceksin ki ne kadar seversen kendini o kadar sevilesi olacaksın.

Sen değerlisin… Hayıflanmak yerine burda olduğun için ve yarım kalmış benliğini tamamlamak adına kendinle barışmayı seçtiğin için seni kucaklıyorum… Teşekkürler sana…
 
Işığının aydınlığındayım…