Gerçekten hissederek yaşayacak.

Kaçımız gerçekten yaşıyoruz, kaçımız kaçamak yapıyoruz bilinmez. Ama gün geldi mi, artık gözler kapanmaya yüz tutmuşken anlıyoruz ki yaşamamışız, hep kaçmışız…

Komşu teyze ne der, bakkal amca ne der, Ayşe teyze ne der, amirim ne der, ailem ne der…

Der de der….

Bu ”der”ler ancak dert getirir bize. Kazara desek ki “Peki benim Ruhum ne der” aman haaa!…. Ruh da neymiş. Herkes ruhuna danışsa neler olur neler…Otur oturduğun yerde!

Sen ruhunu anlıyor musun ki onlar anlasın, sen sahip çıkıyor musun ki onlar saygı duysun. Diyebiliyor musun ”Ben buyum arkadaş, hayatta bende varım ve böyle hissediyorum”… Olmuyor değil mi?… İstesen de olmuyor…

Bağırıyorsun ama kimse duymuyor, sesin sadece kendi vücudunda dolaşıyor, organlarını yokluyor.

Al işte orda da çelişiyor duyguların.

Beynin diyor ki “Hayır!” kalbin diyor ki ” Evet!” .. Hadi çık bakalım işin içinden.Tıpkı dış dünya gibi değil mi?..

Mesela vücudun bir operasyon geçirecek, beynin ”olması gerek” diyor, acil sinyalleri veriyor ama sen korkuyorsun. Kalbin devreye giriyor  ve yapmak istemiyorsun…  Zorlanıyorsun karar vermekte.

Tam bu sırada vücudunun diğer organları tepki vermeye başlıyor. Kanamalar oluyor, ağrılar oluyor, şişmeler oluyor, hepsi seni herbir yerden zorluyor. Kısıldın mı artık köşeye… Eeeee ne yapacaksın şimdi?.. Aslında bilirsin ki bütün organlar kalbe muhtaç, o biterse hepsi biter, hepsinin sonu olur. Beyin ölümü gerçekleşse bile kalp attığı sürece yaşarsın, ama ya kalbin durursa…

Bunları onlar da bilir, ama bildikleri bir şey daha vardır ki oda ”Kalp tek başına yaşayamaz ve hep diğerlerinden beslenir”.

Tıpkı bizim ruhumuz gibi.

Ruhumuz; kalbimiz, yani biz.

Beynimiz; ailemiz, organlarımız arkadaşlarımız, dostlarımız, çevremiz…

Yani biz ailesiz ve çevresiz, onlar da bizsiz yapamaz. Ha, diyeceksiniz ki ”Organlardan birini aldırsak bile yaşarız”…  Doğru belki ama eksik yaşarsınız… Eksik!…

O yüzden bence herkes mutluluğu kadar mutluluk getiriyor yaşama.

Mutlu olalım ki vücudumuz uyumlu, eksiksiz çalışsın…

Keşke herkes bir şeyler yaparken ruhuna danışsa… Bakın o zaman hayatı ne güzel yaşarız. Duygularımız nasıl havada uçuşur, ruhlarımız nasıl özgür olur, sevgi nasıl patlar ve yayılır, huzur tüm evreni sarar…

Gelin ruhumuzu bir uçurtmaya bindirelim ve özgür bırakalım. Elbet uçurtma bir gün yere iner ama inanın bu yer gül bahçesinin tam ortası olur.

Bakın nasılda güzel kokuyor güller :)))