Gezdirdi vantuzlarını satır aralarında,
İz yok…
Burun delikleri soludu havayı yanarcasına,
Koku yok.

‘Sahi sen nerelerdeydin?’

‘Onulmaz acılarda
Yandım,
Kavruldum,
Küllendim.
Soğudum,
Dondum,
Kökümü toprağa gömdüm,
Yeniden doğdum, kendime döndüm
Tanrıyı sende gördüm.’

Dedi, huzurla gülümserken adam.

Dinlerken kadın anlatılanı, derin sessizliğinde
İçinden yükselen yumuşak, melodik sesi
‘Sarıl ona’ dese de;
‘Affetme affetme!’ diye bağıran hırçınlık
Dingin bir oluşu bekletmekteydi öfkeyle.

Kadının büyüdü büyüdü gözbebekleri
İzlerken adamın yüzünden geçen mevsimleri.
Bakarken karanlığa ve uzağa
Yine böyle büyümez miydi gözbebekleri?
Sevgili miydi karanlık olan, karanlıkta duran,
Kendisi miydi uzaklarda saklanan?

Kadın,
Uzak güneşlerin bilgesine seslendi:
‘Çok yalnızım.’
‘Ay var ya!’ cevabı geldi.
‘O, görünenle, yıldızlarla öyle meşgul ki
Dokunamaz içime, sevemez beni.’

Uzakların sesi gülümsedi:
‘Bilesin ki, senin haricinde hepimiz yanındayız.’
Kadın derin bir kabullenişle içine çekti evrenin nefesini,
İçindeki şifacı kendine kendini verdi.

Kaçacakken sevgiden ve sevgiliden,
Uzattı adam elini,
Ve uzattı kadın elini.
Ve sundular birbirlerine kendilerini.

En son ne zaman başı böyle dönmüştü?
En son ne zaman içi şimdiye geçmişti?

Adam mabedinin önünde aşkla eğildi.
Kadın,
Şimdi beninden geçip girdiği ibadethanesindeydi.

Ve kadın,
Ve adam,
Hatırlayamadıkları sözsüz ve enstrümansız bir müzikte
Özde tanıdıkları ve şu ana kadar unuttukları benlikte
Salındılar, salındılar…
Ta ki;
Bilinmeyenin bildik olduğunu
Bilene dek.

Bolluk ve bereketle sundu
Kadın biriktirdiği çocukluğu adama,
Adam yaşayan masumluğu kadına.
Kadının dokunduğu yer bir tutam çiçek,
Adamın avuçları sıcacık yürek.

Kadın bir damla göz yaşı,
Adam bir damla göz yaşı.

Eriyip birbirlerinde
Uykuya daldılar
Kanat çırpan  anka kuşunun yüreğinde.
Birleşirken yer gökle,
Soyunup bıraktıkları uğurladı onları sevgiyle.