Gökyüzünün maviliğini örtüyorum üzerine, denizler kadar engin ruhunla bütünleşsin diye.

Sana doğru yağarken, yemyeşil bir yaprağa çarpıyorum,
O canlılığı çalıp sana getireyim diye.

Havada süzülüyorum bir süre, tüm nefesleri içime çekercesine.

Sonra badem ağacının tomurcuk pembe çiçeğine dokunuyorum nazikçe.
Pembeliği bulaşıyor bana.

Sonra,
Bir serçe alıyor beni kanadına, ordan çabucak kaçırırcasına.
Ve,
Usulca bırakıyor beni yanağına.

Bir öpücük konduruyorum sana, çiçekten aldığım pembeliği sürüyorum yanaklarına.

İçime çektiğim tüm nefesleri veriyorum sana, bu minik yaşam uğruna.

Tam gidecekken,
Bir damla daha arkadaş oluyor bana, pembe yanağında.

Dokununca bana, farklı olduğunu hissediyorum.
Tuzlu ve hüzünlü.

Sırf sen üzülme diye,
Benden olmayanı da katıyorum bana ve süzülüyorum toprağa.

Toprak ana kollarını açıyor bana ve hüzünlü dostuma.
Ve dönüp sana diyor ki:

“Bir daha sakın ağlama,hüznünü katma yağmuruma.
Her yağmurun ardına,elbet  güneş doğar,unutma!”

                                  …

‘Ey, yağmur damlası kadar olabilenler. Bu şiir sizin içindi.

Boşlukta süzülürken bile, gün gelip hayatın özüne ulaşacaklarını bilenlere,umudunu asla yitirmeyenlere armağan olsun’