Kızgın ve öfkeli bir toplumda yaşıyoruz, peki korkuların bu kızgınlıktaki rolü ne?

Toplum geneline baktığımda, bir çok ortak korkuya rastlıyorum ve bunlardan biri de yalnız kalma korkusu.

Yalnızlık, en yoğun korkularımızdan biri…

Bazılarımız sırf bu yüzden, bile bile yanlış evlilikler yapıyoruz ve iki kişilik yoğun yalnızlıklar yaşamaya başlıyoruz.

Bunu gidermek için de çoluk-çocuğa karışıyoruz ve yalnızlıklarımız büyüyen kızgınlıklarımız ile beraber artıyor da artıyor…

Tek kişilik yalnızlık sadece kılıf değiştiriyor ve kalabalık içinde yalnızlık yaşıyoruz.

Bu yaşadığımız, bir nevi ‘kendinden kaçış’ aslında, yoğun bir özsaygı eksikliği ve değersizlik hissi…

Yalnız kalmaktan o kadar korkar olmuşuz ki, çoğumuz ‘yalnız kalmak’ ile ‘tek başına’ olmanın farkını ayırt edemez hale gelmişiz.
 
Bir düşünelim: Yalnız kalmak deyince aklımıza neler geliyor?

– Terk edilmişlik mi?
– Kimsesizlik mi?
– Sıkıntıdan patlayacak oluşumuz mu?
– Endişe ve çeşitli korkular mı?
– Reddedilmişlik mi?
– Dışlanmışlık mı?
– Sevgisizlik mi?
– Değersizlik mi?
– Çaresizlik mi?
 
Peki tüm bu düşünceler aklımızdan geçerken, eğer izin verirsek yaşayacağımız farkındalıklar neler?

– Başka insanlara karşı bağımlı olduğumuz?
– Terk edilmekten korktuğumuz?
– Kendimizle baş başa kalmaktan hoşlanmadığımız?
– Kendimizden kaçmaya devam ettiğimiz?
– Yüzleşme korkumuz?
– Özsaygı eksikliğimiz?
– ‘Yarın’ endişelerimiz?
– Tüketici ve Ölümsever bir hayat sürdüğümüz?
– Kendimizi sevmediğimiz ve değer vermediğimiz?
 
Düşünsenize bazen yalnız kalmaktansa herhangi biri ile zamanımızı paylaşmaya razı oluyoruz.

O ‘herhangi biri’ belki de normalde pek tercih etmeyeceğimiz biri ve ona bile razı olmak, kendimize ondan daha az değer verdiğimizden kaynaklanmıyor mu?!…
 
Peki ‘yalnızlık yerine ‘tek başına olmak’ desem? O zaman aklımıza neler geliyor?

– Kendi ayaklarımız üzerinde durabildiğimiz?
– Kendimizle baş başa kalmaktan hoşlandığımız?
– Hobilerimize dilediğimizce vakit ayırabildiğimiz?
– Farkındalık ve yüzleşme yaşamaya hazır olduğumuz?
– İçsel yolculuğumuzu keyif haline getirmiş olduğumuz?
– Kendimizi sevdiğimiz?
– Yaşama keyifli bir pencereden baktığımız?
– Üreten ve yaşamsever olduğumuz?

Bu örnekleri dilediğimiz kadar çoğaltabiliriz, o kadar çoklar ki…

Etrafımızda kendimizden başka kimse olmadığında kendimize şu soruyu soralım?

Şu anda ne hissediyorum? Yalnızlık mı? Tek başınalık mı?