Nasılsın? Telefonda sesin pek iyi gelmiyordu ve seni merak etmeye başlamıştım. Sanırım bana öyle gelmiş. Yada merak edeceğim varmış seni. Bu gün hava oldukça nemli. Evde olduğun için memnun olmalısın. Dışarıda olmak zorunda olmak çok can sıkıcı olabiliyor bazen. Geçen gün senden ayrıldıktan sonra çok enteresan bir şey oldu. Hatırlarsan karşıda bir randevum vardı ve ben çok geç kalmıştım. Yetişmem imkansız gibiydi. Dışarı çıkınca durdum ve derin bir nefes alıp verdim. Ve içimden şöyle dedim kendi kendime: “Eğer bu randevuya yetişmem gerekiyorsa ve bu benim için iyi olacaksa mutlaka yetişirim. Eğer yetişmemin benim için bir önemi olmayacaksa veya yetişemememin bir zararı olmayacaksa zaten problem olamayacak demektir. Öyleyse rahat ol ve sen elinden geleni yap.” Birden çok rahatladım, sakileştim. İnanmayacaksın ama o andan sonra her şey yolunda gitti ve ben o randevuya tam vaktinde yetiştim. Muhteşem bir deneyim oldu benim için. Yol boyunca ne kadar kaldığına bakmadım bile. Keyfime baktım sadece. Üstünden birkaç gün geçti biliyorum ama ben yüz yüze görüştüğümüzde anlatmak istedim bu deneyimimi sana.

Herneyse, tam da saygı konusunda konuşmaya başlayacaktık ki geç kaldığımı hatırlayıp fırlamıştım yanından. Üzerinde çok düşündüm. Değişik açılardan bakıldığında görünen ve rahatsız edici olabilen, aslında beklide en doğal haliyle yaşanmasının ne kadar doğru olabileceği üzerine uzun uzun düşündüm. Yaşa, mevkiye, statüye, tecrübeye saygının diğerlerinden farkı, derecesi, şekli gibi konular bir ara iyice karıştı birbirine bende. Sonra toparladım sanırım ve duyacakların karşısında ne düşüneceğini merak etmiyor değilim.

Bu gün saygı konusunda sohbet etmeyi planlıyordum aslında ben de, ancak sabah kalktığımdan bu yana içimdeki sıkıntıyı seninle paylaşmak istiyorum. Senin çalıştığın dönemleri hatırlamaya çalıştım. Küçüktüm ama bazı şeyler hala çok net. Senin yaptığın işten keyif alıp almadığını ya da bunu bize belli edip etmediğini düşündüm. Emekli olduktan sonra da çalışmıştın hatta. Çalışmayı sevdiğini ve hiç şikayetçi olmadığını hatırlıyorum. Sabahları erkenden kalkardın ve akşam geç saatlere kadar çalışırdın. Senin yorgun olduğunu veya bezgin baktığını hiç hatırlamıyorum. Nasıl başarıyordun bunu bilemiyorum ama ben aynı başarıyı gösteremiyorum zaman zaman. Mesela bu sabah ayaklarım geri geri gitti. Çalışmayı sevmiyor muyum diye düşündüm kendi kendime ama çok sevdiğimi, tembellikten nefret ettiğimi gayet iyi bilirsin sen de. İşimden keyif almıyor muyum acaba, diye düşündüm ve en azından sevmediğim ve tasvip etmediğim bir iş olmadığı konusu rahatlattı içimi. Biraz sakin ve dingin kalmaya ihtiyacım vardı. Koltuğa oturup gözlerimi kapattım. Bu konuda yalnız olup olmadığımı sordum kendi kendime. Birden ne kadar kalabalık olduğumuzu hissettim. Arkadaşlarım, iş dolayısı ile birlikte olduğum profesyoneller, hafta sonu oturduğumuz cafede arka masada yüksek sesli sohbetlerine konuk olduğum insanlar… Hepsi de aynı şeyden şikayetçiydi. Peki neden? Sen nasıl başarıyordun bunu? Biz neden başaramıyoruz senin zamanına göre daha fazla imkana sahip olduğumuz halde memnun olmayı? Bizi aşırı yoran ve bıktıran farklılık ne?

Merak etme çok sürmedi cevapları toparlamam. Senin çalışma hayatında olmayan pek çok imkan yanında pek çok zorluğu da getirmiş bugün bize. Klimalı ve medeni ortamlarda çalışıyoruz artık ama birbirimize karşı medeni olabiliyor muyuz bilemiyorum. Sizin 10 günde yapamadığınız işleri 10 dakikada yapıveriyoruz teknoloji sayesinde ama hangi amaç için bu hıza eriştiğimizi bilemiyorum açıkçası. Sizin rüyanızda bile göremeyeceğiniz ülkelere gidip gelebiliyoruz hatta aynı gün içerisinde ama sizin ulaştığınız duyguları hayal edebiliyor muyuz bilemiyorum. Dostlarla en lüks ortamlarda eğlenebiliyoruz ama birlikte olmaktan sizin kadar zevk alabiliyor muyuz bilemiyorum nedense. Daha fazla para kazanabiliyoruz gelişen ekonomik yapının da getirdiği güçle ama harcadığımızda sizin kadar haz duyabiliyor muyuz. Tıp o günden bu güne çığır üstüne çığır açtı ama ortalama yaşam süresi uzadı mı bilemiyorum. Bütün bunlara sahip olmuşken biz niye somurttuk?

İLAN
Yaşamın ruhunu kaybettik, hükümsüzdür.
Bulanların en yakınındakine de anlatması rica olunur
.