Gençlik yıllarımda popüler bir şarkı vardı. Ne kimin söylediğini ne de sözlerin tümünü hatırlıyorum ama şarkının içinde şöyle bir nakarat vardı. “Aşk oyunu bu diyorlar bir bahar sevişiyorlar sonunda ayrılıyorlar.”

Nisan yağmuru kadar kısa süren aşklar… Peki, bu hormonal patlamalar gerçekten aşk mı?

 

Çoğu insan, değil sevgiyi aşkın ne olduğunu bile bilmiyor. Yoğun cinsel çekimi, cinsel açlığı, beğenme ve beğenilme duygusunu, tutkuyu hatta alışkanlığı bile aşk sanıyor. Galiba âşık oldum diyenleri de epey duymuşluğum var.  Galiba âşık oldum, olur mu? Aşk hamilelik gibidir ya vardır ya yoktur. Oldun mu kesinlikle bilirsin. Yarı hamilelik yoktur. Aşkı tadanlar ise yaşadıkları acı- tatlı karmaşık duyguların, aşkın başlangıcından bitimine giden süreçte yaşananların sadece kendilerine has olduğunu sanıyor. Kimsenin kendisini anlayamayacağını düşünüyor. Aşk acısını dayanılmaz buluyor.

 

Mevsim aşk mevsimi. Hızlı başlayan, kısa süren, çabucak biten yaz aşkları zamanı. Gerçi büyük aşklarla başlayan günümüz evliliklerinin de süresi yaz aşklarından pek de farklı değil. Altı ayda, bir bilemedin iki senede sona eren büyük (!) aşk evliliklerinin oranı özellikle büyük şehirlerde oldukça yüksek. Nikâh yapmamış olsalar, bu ilişkilerin gerçek ömrü yaz aşkı kadar kısa sürecek ama “büyük aşk”,  diye tanımladıkları bu ilişkinin bu kadar çabuk boşanma aşamasına gelmesinden belki de utandıkları için bu durumu son raddeye kadar saklamaya, uzatmaları oynamaya çalışıyorlar. Seçimlerimizin yanlış olduğunu kendimize bile itiraf etmek zordur. Önce ” O benim ruh eşim, gerçek aşkım” idi. Şimdi oldu ” Büyük yanılgım, baş düşmanım.”

 

SAYFA-BOLUMU

Neden böyle? Çünkü aşkı tutkuyla, alışkanlıkla, hatta sevgiyle karıştırıyoruz. En iyisi bu sıcak yaz gününde sizinle 1989 yılında Güneş gazetesinde yazdığım köşe yazılarını derlediğim Kuraldışı ve Ötesi adlı kitabımda yer alan AŞK, TUTKU, ALIŞKANLIK başlıklı makaleyi paylaşayım.

 

“Üzerine nice şarkıların, şiirlerin, romanların yazıldığı, uğruna nice acıların çekildiği, var olduğu an dilimleri için baş döndürücü hazların yaşandığı bir duygu şu aşk denilen şey. Herkesin istediği ama çok az kişinin ne olduğunu bildiği bir kavram, sevgi. Ne olduğu pek bilinmediği için de başka duygularla sıklıkla karıştırılan bir şey. Kadın-erkek ilişkileri içinde en çok karıştırılan kavramlar aşk, sevgi, tutku ve alışkanlık. Özellikle aşkı ya da tutkuyu sevgi sanan insan o kadar çok ki.

 

Aşk

Genellikle birdenbire hissedilen bir duygudur. İçinde heyecan, karmaşa, cinsel çekim vardır. Âşık olunan kişiyi düşünmek bile insanın içinin heyecanla dolması için yeterlidir. Aşk, zamanla oluşan bir duygu olmadığı için, çiftler birbirlerini yeterince tanımaya fırsat bulamazlar. Âşık olunan kişiye, kişinin gerçek özelliklerinden çok, aşığın kendi kafasında oluşturduğu, görmek istediği özellikler yakıştırılır. Aşk kapıdan içeri girdiğinde mantık pencereden dışarıya çıkar. Kişi duygularının pençesindedir artık. Tüm beklentilere karşılık verecek kişinin “o” olduğu düşünülür. “Aşkın gözü kör” olduğu için de sevgili kusursuzdur. Âşık olunan kişiyi bir an bile olsa görmek için saatlerce beklemek ya da kilometrelerce yol kat etmek olağan davranışlardandır. Her telefon çalışında yüreği hoplar insanın. Nihayet bu kez gerçek aşk çıkmıştır karşısına ve sonsuza dek sürecektir. Romantizm had safhadadır. Düşüncelerin gerçeklerle pek ilişkisi yoktur. Çiftlerin her biri, kendi hissettiklerinin diğerinden daha fazla olduğunu düşünür. Bu yüzden de kaybetme korkusuyla kıskançlık duyulur sevgiliye. Ve korkulan şey eninde sonunda başa gelir. Zaman geçtikçe, maskeler indikçe, kişilerin gerçek yüzleri ortaya çıktıkça aşkın heyecanı azalmaya başlar. “Sen değiştin” diye suçlamalar başlar. Biri, uzaklaşmaya başlar yavaş yavaş, diğeri kaybetmenin paniğiyle acı çekmeye başlar. Tekrar eski günlere dönmek için verilen çabalardan bir sonuç alınamayınca kişinin olgunluk düzeyine göre duygular, nefrete, intikama, tutkuya ya da kabullenmeye dönüşür.

Aşkın sevgiye dönüşme oranı azdır. Bu da ancak kişilikleri gelişmiş insanlar arasında mümkündür. Çünkü zaten kendi içlerinde bütünlük kazanmış insanların aşka yaklaşımlarında başından itibaren korkuya yer yoktur. Beklentilere de, illüzyonlara da. Aşkın doğasında kalıcılık yoktur. İnsanlar bunu bilmedikleri ya da kabullenemedikleri için acı çeker. Aşk hâlâ sürüyorsa sevgiye dönüşerek sürer.

 

SAYFA-BOLUMU

 

Tutku

Genellikle tek taraflıdır. Tutku bencildir, tutku esarettir, tutku vazgeçilmezdir. Sağduyunun hiç mi hiç olmadığı, yok edici bir duygudur. Kişi kendisine zarar verdiğini bile bile sürdürür tutkusunu. Aşk cinayetleri diye adlandırılan şey tutkudan kaynaklanır. Kişi putlaştırdığı, asla erişemeyeceğini bildiği objeye olan saplantısını, sevdiğini sandığı kişiye zarar verme pahasına sürdürür. Zaman tutkuyu geçirmez. Yalnızca bastırabilir. Ama yıllar da geçse, objeyle karşılaşıldığı an yine baş kaldırmaya hazırdır. Saldırgan yönü ağırlıklı olan bu duygu, saldırı, kişinin kendisine yönelmişse intihara, tutkunun objesine yönelmişse cinayete kadar varabilir. Sevgi sanılan duyguların en tehlikelisi ve tüketici olanı budur.

 

Alışkanlık

Hani kırk yıl bir yastığa baş koyup da birbirlerine bir kez bile “Seni seviyorum” sözünü söylemeyen çiftler vardır ya da partnerleri “Beni hâlâ seviyor musun?” diye sorduklarında, “Sevmesem bunca yıl seninle beraber olur muydum?” yanıtını verenler vardır ya işte bu tür uzun süreli birlikteliklerin temelinde sevgi değil alışkanlık yatar. Birbirlerine karşı yoğun ilgi duymadıkları halde, boşluğu dolduracak başka biri olmadığı için birlikteliklerini sürdüren, yalnız olma cesaretinden yoksun, özgüvenleri gelişmemiş, yeniliklere açık olmayan çiftlerin ihtiyaç ortaklığıdır. Alışkanlığa dayanan ilişkilerde tekdüzelik, tembellik, yaratıcılıktan yoksunluk vardır. Alışkanlığa dayanan ilişkiler, yerine konulabilecek yeni bir alışkanlık doğduğunda bitebilir. Yalnızlık korkusu yüzünden, mutlu bir beraberlikleri olmadığı halde ayrılmayı göze alamayan çiftler bu gruba girerler. Yani tek kişilik yalnızlıklarını paylaştıklarını sanırlar. Ama alışkanlık, yalnızlığın paylaşıldığı illüzyonunu yaratır. Yani iki kişilik yalnızlıkları.”

 

Peki, sevgi nedir? Sevgi mi?  O tek başına bir yazı konusu. Kitap konusu. Kitaplar konusu.  Bir sonraki yazım “Sevgi” ilişkisi hakkında olacak. “Seni seviyorum” ne demek? Yine aynı kitabımdan alıntı yapacağım.  Bu yazıları gazete köşemde yazmamın üzerinden 2014 yılı itibariyle 25 yıl geçti. O zamanki okurlarımın torunlarını bile kucağıma almışlığım oldu. Ama duygusal boyutta yaşananlar hep aynıdır. Çünkü konumuz aynı: İNSAN.

 

Peki, gerçek aşk var mı? Hani sevgiye dönüşerek ömür boyu süren ölümsüz aşklar? Elbette var. Nadir denilecek kadar az yaşanan bu aşklara, aslında sevginin ön izlemesi diyebiliriz.

 

Gerçek aşkın doğasını, belirtilerini, aşamalarını kavramak, yaşanılan yoğun şey her neyse, adını doğru koyabilmek için bu konuyu işleyen kitabım size yararlı olabilir. Küçük Kırmızı Aşk Kitabı – Mutlu Çift Olabilmek

 

Sevgiyle hoşça olun.

 

<div class="social4i" style="height:82px;"> <div class="social4in" style="height:82px;float: left;"> <div class="socialicons s4twitter" style="float:left;margin-right: 10px;"><a href="https://twitter.com/share" data-url="https://dergi.kuraldisi.com/yaz-asklari-ask-oyunlari/" data-counturl="https://dergi.kuraldisi.com/yaz-asklari-ask-oyunlari/" data-text="Yaz Aşkları, Aşk Oyunları" class="twitter-share-button" data-count="vertical" data-via=""></a></div> <div class="socialicons s4fblike" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="fb-like" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/yaz-asklari-ask-oyunlari/" data-send="true" data-layout="box_count" data-width="55" data-height="62" data-show-faces="false"></div> </div> <div class="socialicons s4plusone" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="g-plusone" data-size="tall" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/yaz-asklari-ask-oyunlari/"></div> </div> </div> <div style="clear:both"></div> </div> <p><img class="alignleft wp-image-3760 size-thumbnail" src="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/4/2018/02/JW0rM3p-150x150.jpeg" alt="" width="150" height="150" />1952 yılında doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nda okudu.<br /> 1972 yılında gittiği Amerika’nın Kaliforniya eyaletinde on dört yıl sürekli, on iki yıl da aralıklarla yaşadı. Kaliforniya’da alternatif sağlık, alternatif eğitim, insan potansiyeli ve hümanistik psikoloji alanlarında eğitim gördü.<br /> Zihin Bilimi, Hipnoterapi, Reiki, Rebirthing, NLP ve kinesiyoloji eğitimleri aldı. California Jaycee’s organizasyonunda uzun yıllar bireysel gelişim alanında hizmet verdi. Sorunlu çocukların gittiği okullarda gönüllü çalıştı.<br /> International Council for Self-Esteem Türkiye temsilcisidir.<br /> Türkiye’de ilk kez 1993 yılında hipnoterapi yöntemiyle ağrısız ve ilaçsız, suda doğum yaptırdı.<br /> Basın dünyasında birçok dergide ve Güneş gazetesinde araştırmacı gazeteci ve köşe yazarı olarak çalıştı. Dört yıl Bilar ve Bilsak’ta haftalık konferanslar verdi. Değişik radyolarda (Enerji FM, Show Radyo, Best FM ve Radyo TRT1) Kuraldışı ve Ötesi adlı psikoloji ve bireysel gelişim eksenli programlar hazırlayıp sundu. TGRT’de hafta içi her gün, Nil Gün ile Yeni Bir Gün adıyla bir sohbet programı yaptı. Radikal gazetesinde psikoloji ağırlıklı dizi yazıları yayımlandı.<br /> Cine-5 kanalında Çekim Yasası programını hazırlayıp sundu. (2007)<br /> Amerika’da 1981, Türkiye’de 1989 yılından beri, bireysel ve kurumsal workshop çalışmaları yapıyor.<br /> Bireysel gelişim kavramının Türkiye’ye girmesinde ve birçok yayınevine yaptığı danışmanlıkla bu alandaki yayınların tanınmasında öncü oldu. Ayrıca uzun yıllardır ideali olan, okullara Özsaygı (Self-Esteem) derslerinin girmesi için ilk adımı attı ve özel bir okulda Özsaygı dersleri vermeye başladı.<br /> Çok sayıda kitabı, çevirisi; hipnomeditasyon, zihin programlaması, motivasyon ve çocuk eğitimi CD’si vardır. Ayrıca Bütünsel Kinesiyoloji alanında yaptığı çalışmaları içeren, Bedenin Bilgeliği adında kapsamlı bir DVD çıkarttı.<br /> Öncelikli hedefi, Bütünsel Kinesiyoloji (PiKi) eğitmenleri ve danışmanlar yetiştirerek eğitim, sağlık ve iş hayatı alanlarında topluma yararlı olmaktır.</p>