Herkesle bir olduğumuz bilincini ilk ne zaman hissettiğimi, bu fikre nasıl sahip olduğumu ya da bu fikre sahip olmak için nedenlerimin olup olmadığını tam olarak hatırlamıyorum. Fakat bildiğim bir şey var ki o da zihnimin dünyayı algılamaya çalışan kısmı bana hep şunu fısıldıyordu: “Bu dünyada hepimiz biriz, aynıyız, eşitiz.” Bundan daha farklı bir gerçeklik olamaz, olursa bu yaradılışa, yaradılışın adaletine ters düşer. Hangi dini inanca mensup olursanız olun, dünyayı hangi felsefi düşünceye göre yorumlarsanız yorumlayın, benim için gerçeklik değişmez: İnsani değerler ve evrensel yasalar değişiklik göstermez. Bilimle inancın çelişmediği bir gerçeğin varlığına tüm kalbimle hep inandım ve bunu, her geçen gün, daha da çok hissediyorum.

Tahminimce bu hissiyatım gittikçe de güçlenecek. Evet, ergenlik bunalımlarımdan ve romantizme verdiğim önemden sıyrılmaya başlamamla birlikte, doğrusunu söylemem gerekirse, dünya pek de adaletli bir yermiş gibi gözükmüyordu gözüme. Birliğe, gerçeğe ve adalete olan inancımı yitirmesem de hafif artçı sarsıntılarla gelen isyanlar, “Sürekli haksızlığa uğruyorum” ile başlayan tümceler kendini göstermeye başlamış, birkaç dost kazığından sonra da insanlara samimi bir şekilde yüreğimi açabilme kapasitem giderek azalmaya yüz tutmuştu.

Sonra bir gün şikâyet ederek ömrümü geçiremeyeceğimi anlayarak sorumluluğu yüklenip ayaklarımın üzerinde sızlanmadan durmanın gerekliliğini anladım ve şikayetlerim sızlanmalarım olmadığında yere daha sağlam basabildiğimi keşfettim. Bu güzel bir keşifti tabi zorlu tohum çatlatmadan sonra filiz veren bir bitki gibi boyumun uzamaya, sınırlarımın da gelişmeye başladığını hisseder gibi olmuştum.

Evet, hisseder gibi olmuştum da hâlâ “her şey olması gerektiği gibi olur” sırrına erememiştim henüz. Belli ki o zamanlar sevgilim olan şimdiki eşim üzerinden kendimi değerli hissetme çabam baş göstermişti. Ona kendimi öyle bağlamış, sevgisinden o kadar çok sömürmeye başlamıştım ki dünyam sadece onunla olan ilişkimden ibaret gibiydi. O zaten beni çok sevmiyordu, onun için çok da önemli değildim, bazen isteklerimi anlamıyordu… Liste böyle uzayıp gidiyordu ve ben arada bir gelen salya sümük ağlamalarımdan kendimi alamıyordum.Bu ağlamalar bazen öyle anlamsızlaşıyordu ki gerçeğimin ne olduğu konusunda yol kat edemediğimin farkına varıyor gibiydim.Ancak sadece gibiydim diyorum; gerçeklerle yüzleşememenin tokadını henüz tam anlamıyla yememiştim; özümden kopuk yaşamaya devam etmenin ıstırabını başkalarına yükleyerek, enerji sömürerek yaşadığımı anlamam biraz daha zaman alacaktı belli ki.

Bu esnada hayat akmakta kararlıydı: Üniversiteyi bitirdim, öğretmen olarak ailemin yanına atandım ve biricik sevgilimle mutlu bir yuva kurmayı başardım. Başardım deyişime gülüyorum şimdi; sanki o yıllarda hiç iş sahibi olamayacakmışım ya da evlenemeyecekmişim gibi gelmiş olmalı ki bunları bir başarı konusu olarak görmüşüm. Maslow’un hiyerarşik sırasındaki temel ihtiyaçlar kısmı tamamlanır gibi olmuştu anlayacağınız hayatımda  Gelgelelim, her şey yerli yerine oturmuşken içimi kemiren kurdun neden benimle yaşamaya devam ettiğini ve neden giderek daha fazla mutsuzluğa sürüklendiğimi ben de dahil olmak üzere kimse anlayamıyordu. En çok da ben anlayamıyordum sanırım; sevdiğim bir eşim manevi doyum sağlayabildiğim bir işim vardı. Gençtim yolun başındaydım ama yaşadığım hayat beni tatmin etmiyordu. Bir yerlerde bir şeyler eksik gibiydi. Ama bu öyle el yordamıyla bulunacak bir şeye benzemiyordu. Benzemiyordu çünkü yıllardır el yordamıyla aramış ama onu bulamamıştım ne yazık ki! Biraz depresyonun içinde dolandım kendimi harap ederek yine; koşulları, çevreyi suçlayarak tam bir kurban bilincinde ilerledim ama baktım ki bunun da sonu yok; bu araya bir de hamilelik sığdırarak artık dönülmez noktaya ulaşmaya kararlı adımlarla ilerliyordum.

Biricik oğlumu elime aldığımda artık başka bir gerçekliğe geçtiğimi yavrumun yoluma bıraktığım bir kristal olduğunu ve bana hediyesini vereceğini onun saf sevgiyle bakan gözlerinde hissettiğim an dünyam bir daha eskisine dönemeyecek biçimde dönüşme evresine başlamış oldu. Belki de hikayem yeni başlıyordu…