Ve birden yüzü beliriveren üzgün küçük bir kızın  fısıltısını duydum:

“Şimdi ve burada olmaktan ne zaman vazgeçtik?!”

‘Biz mi ?’ diyecekken, perçemlerinden dağılan hüzün beni durdurdu.

Bu mutsuz bakışlar gözlerine nasıl yerleşti?
Söyle küçüğüm anlat bana,
Dudağının kenarında kıvrılan hüzün dalını kim nakşetti?
Ne zaman solgunluk kondu yanaklarına,
Yüzündeki gülüş çiçeklerinin allı moru niçin gitti?

Ardı ardına sıralamıştım soruları.

Başını yavaşça kaldırıp bana baktı,
Keskin bir iç geçiriş iniltisi …
Perçemlerinin kapattığı gözlerinde bir damla parladı.
Yanakları ıslaktı, yanaklarım ıslaktı…
Ondan süzülen yüreğime aktı.

İçimi yakan bakışlarıyla küçük kız, ne olmuştu da
Gözlerini saklarken perçemlerinin arkasına
Küskün bir damlayı
Yolcu etmişti bükük dudaklarına

*
Canım yanıyor.
“Hadi yapabilirsin, daha iyisini yapabilirsin.”

Ama daha yeni başladım, ne olur zorlama beni.
“Hayır hayır yapabilirsin, biraz daha eğil, esne hadi.
Kolunu kaldır, ayağını aç, dümdüz dur.
Haydi dedim sana, en doğrusunu sen yapabilirsin.”

Yeter yeter! Ben oynamak istiyorum…
Anlamıyor musun? Beni zorlamaktan vazgeç.
Bana zaman tanı, parmağını sallayarak
Dişlerini sıkıp burnundan soluyarak,
Emirler vermekten, egonu daha da şişirecek görevleri
Bana yaptırmaya çalışmaktan vazgeç.

Canım yanıyor anlamıyorsun.
İnciniyorum, bak esnetmeye zorlarken beni kırıyorsun.
Geçmişin hangi anı için bunu bana yapıyorsun?
Geçmişteki bir anın gölgesinde üşütüyorsun beni,
O andakini halletmek için. Kim bilir neyi?
Şu anı kaçırıyorsun, hırpalayarak beni bana da yaşatmıyorsun.
Sen ne yapmaya çalışıyorsun?
Bunu bana neden yapıyorsun?
Bırak beni bana, rahatça akayım hayatla
Ne yapabiliyorsam kendiliğimden, çabasız kolayca
Bırak onu yapayım o olayım…olduğum gibi olayım…
En başta anlaştığımız yerde, orda ve onda-kendimde olayım…

Canım yanıyor ne olur zorlama beni,
‘Onu yap, bunu yap,haydi…haydi…’
Yeter, sus, farket, anla ve dur artık.
Beni dinle biraz da,
Bırak beni bana, bırak bizi ana.
Toprağa doğru ağırlaşarak, bıraktığım gibi kendimi ben de
Ne varsa içinde şimdiye ait olmayan
Bırak sen de.

Evet perçemleri yüzüne düşmüş küçüğünüm,
Ağlıyorum ve hareket edemiyorum-hareket edemiyorsun artık sen de
‘Kim, ne, niçin…’ diye sorular soruyorsun.
Nasıl anlamazsın, nasıl…açtığın yaralar tenden de içerde?

Niçin mi ağlıyorum?

Hayatın küçücük bir anındaki tüm anlar gibi
Parçadaki bütün, çekirdekteki sürüm,
Küçük bir kare gibi,
Bir yoga matının üzerinde
Prova ediyorsun kendinin tüm hallerini.
İçindeki perçemli küçüğe, bana, yani sana ve hayata,
Yaptığını anlatmak için ağlıyorum.

Ben senin bedeninim, hiç durmadan kastığın
Sıktığın, savaştığın, savaştırdığın.
Ben senin düşüncenim,
Reddettiğin, aydınlıktan karanlığa sürüklediğin.
Ben senin ruhunum dünyaya en uygun bedenle gelen
En güzel biçimde amacımı ifade etmek için bu bedeni seçen.
Bir gün senin anlayışla dinlemeni, duymanı dileyen.

Yoga matımın üzerinde ben ve kalabalıklarım, bedenimle mücadele verirken ve onu şekilden şekle sokup zorlarken asıl anlamdan nasıl da uzaklaşmıştım. Aslında ben bu mat üstünde kendi hayatımı yaşıyordum. Burada nasıl davranıyor, düşünüyor ve hissediyorsam, hayatımda da aynen bu tavırları sergiliyordum.

Hareketlerim nefesimle bir olup uyum içinde akarken yaşadıklarımıza saygıyla ve sevgiyle perçemli kıza sarılıp gözlerinden öptüm. Onu yüreğime yaslayıp tekrar yoga matımın üstüne geldim. Evet bu sefer gerçekten Ordaydım ve Ondaydım.

İşte şimdi akmaya başlamıştım-başlamıştık.