Bireysel Gelişim yolculuğumda yürürken, aslında çoğu zaman koşarken ve tüm farkındalıklarımı yaşayıp bana zarar verenleri değiştirmeyi seçerken, kısacası bu yolculuğun aletlerini yaşamımda kullanmaya başlamışken ortaya ilginç iç deneyimleri çıkıyor. Ve akabinde de önüme güzel testler ve tesadüfler çıkıyor.

Tesadüf kelimesini içinde taşıdığı o büyü için seviyorum, ondandır bilsem de tesadüf diye bir şey olmadığını, kullanmak hoşuma gidiyor.

Bir iç deneyimi, bir test ve bir tesadüf paylaşmak istiyorum sizinle:

Tesadüf en sonunda evrenin harika mesajı ile geldiğinde kahkahalar atmak ise çok keyifli. Zaten her ne kadar bu bireysel gelişim yolculuğu değişim sürecinde can yaksa bile, kısa bir süre sonra (sanırım değişime ayak uyduran ve hayatına yediren insanlar için geçerli bu) yolculuk keyifli hale geliyor. Daha da önemlisi içini huzur kaplıyor ve onun eşliğinde diğer duygular akıyor artık. Mesajlarını vererek biri geliyor, gidiyor, sonra diğeri. Aslında onların mesajlarını almayı ve hayatımızı pozitif yönde geliştirmeyi seçmeyi, öğrenmiş oluyoruz.

Önce içsel deneyimimden başlayayım. Son 1 – 1,5 aydır içimdeki huzursuzluk gittikçe büyümüştü. Sanki bir şey içimi kemiriyordu ve sürekli beni rahatsız ediyordu.

İş yerimde olumsuz bir ortamın içinde sıkışıp kalmış gibi hissediyordum. 9 hafta sonudur gittiğim eğitimlerin sonunda ise geçirdiğim öfke krizi ile aslında kendimi çoklukla keşfetmiş ya da hatırlamıştım.

Ayrıca içimdeki çıkan negatif enerjinin yerini pozitif enerji doldurmuştu. Yine de mutluluk geçtikten sonra o yıllardır tanıdığım huzursuzluğun hala içimde durduğunu fark ettim. Bu arada tabii tüm uyarıcılarla etrafım çevrili olduğundan (telefon,müzik, iş, bilgisayar, filmler vs.) kendimle ilgilenmiyordum bir süredir.

1 – 1,5 aydır aslında. Başarı peşinde koştuğum için kendimi aşırı derecede bitkin düşürmek ise üst üste iki rahatsızlığa sürüklenmemi sağladı. İş ortamımın verdiği hijyen sorunları da bununla birleşince ben bir güzel faranjit oldum, ardından da sesim gidiverdi. İki hafta bu şekilde geçirmek iyice rahatsız edince birden gözümün önünde bir siyah panter belirdi.

Ve içimde de bir siyah panter yaşadığını anlayıverdim o anda. Ben ne kadar çok vahşi kedi seviyorum diye hayretler ederken bunu hissetmek güzel bir deneyimdi. Hatta elektronik ortamdaki tüm resimlerimi ağzını açmış hırlayan bir siyah pantere dönüştürüvermiştim. İçimden geldi.

İyi de siyah bir panterin benim içimde işi neydi?…

Onu anlamak daha kısa sürdü, birden gözümün açılması gibi, görmeye başlamak gibi. Tabii içe bakan kendimi araştıran iç gözümün.

Çok önemli bir işi varmış simsiyah panterimin. Ben son ve müthiş rahatlatıcı krizimden sonra ruhumun robotluktan kurtulduğumu anlayıp içime tekrar dönüşünü kutlamıştım. Güzel güzel kararlar da almıştım. Var olmanın keyfini de çıkarıyordum.

Peki sonra?

Sonrası eğer ruhuma, özüme ters bir hareket yaparsam ya da kararlarımı uygulamayı unutmaya kalkarsam, var olmanın gereklerini ise hayatıma sokmazsam, o zaman içim huzursuzlanıyordu. Kısacası rahatlık alanımın sonsuz güvenirliği içindeki huzur sandığım şey yok olmuştu. Zaten o huzur değilmiş, sadece geçici rahatlamalarımı sağlıyormuş.

Çok büyük bir savaşın içinde 2 sn. nefes almak için durmak gibi rahatlamalarımı. Sonra her yer aydınlandı. Esas huzuru yakalamak için ve içime yerleştirmek için sonra da kendim gibi yaşamam için rahatlık alanıma geri dönmemi sağlıyormuş siyah panterim. Ben kaçacak yer aranırken o bana hırlıyormuş hatta beni ısırıyormuş. Git sınırlarıı hayatın içinde oluştur diye, kendini ifade et diye, kararlarını uygula ki sen olasın, var olasın diye bana bağırıyormuş. Ben gerçek ben olma adımlarımı atarken de sakinleşiyormuş. Hatta gidip onu seviyorum da o zamanlarda, izin veriyor.

Sonra tabii bir eğitim daha geldi ve elime biraz daha alet edavat geçti. Kendime dönüşümle birlikte ilk önce iş yerimindeki yok sayılma durumumu hallettim. Varım artık. Oysa ben neredeyse kaçıyordum ve ben kaçtıkça hayat karşıma daha ağırını çıkaracaktı eminim. Sevgili panterim sayesinde kaçmadım ve sınır oluşturma eylemime geçtim. Harika bir his. Kararlarımı uygulamak adına plan ve program yapmaya başladım. Adım adım ilerliyorum. Eskiden yüreğimi hop ettiren olaylar geçti gitti. Evet bedelleri vardı, onları ödedim ve huzur bu sefer ona yer açtığım için gelip içime girdi. Hayat akmaya başladı.

Test de, zaten biraz önce anlattığım gibi 4 senedir çalıştığım yerin neden hayatıma girdiğini keşfetmemle başladı. Sınır oluşturmayı öğrenmek içinmiş. Kaçmadım, sınırımı oluşturdum. Yapabiliyormuşum. İnanın “YAPTIM” demek muazzam keyifli. Haz var içimde. Hatta sebepsiz neşeleniyorum. Yaşam testinden geçinde bu oluyormuş. Kendinden doğmadan vazgeçmiş biri olarak yaşamı özlemişim.

Bir de tesadüf var ki o da “Evet ya, işte bu” dedirten cinsten. Onu da aktarayım. Yine dön dolaş aynı yere geldik gerçi. İş yerinde bir sorunum vardı ve muattabı ile iletişime girme çabalarım kendisinin bana küsmesi ile son bulmuştu. Bu durumda kangren haline gelmiş problemi, boyutunun dışında çözmeye karar verdim.

Önce neredeyse işten ayrılarak kaçma girişiminde bulunacaktım ama bir kaç söz ve iç sesimi dikkate alınca vazgeçip İstanbul’daki merkez ofisimizdeki şirket sahibimizle çözmeyi uygun buldum. Buldum harika da her ne hikmetse ben İstanbul’dayken kendisi yoktu, tatile gitmiş. Yüzyüze çözümü tüm NLP bilgilerim eşliğinde 1 numarada tutuyordum.

Alternatiflerim de vardı tabii. E-mail göndermek ya da aramak. 2. hafta da dönmediğini öğrenince İstanbul’daki son günümü o çok sevdiğim müzeleri gezmeye ayırdım. Bu arada tabii Cihangir’deki bir yokuştan aşağı inerken 2. yol olarak neyi seçmem gerektiğini bedenime sormaya karar verdim.

Zaten sıcaktan yollarda çok kişinin olmamasının avantajını da kullanarak Pi-Ki uygulamaya başladım. Önce karar vermeden önce iki meridyenimi birleştirtim, sonra enerji noktalarımı açtım ve gölge bir yer bulup hangi yolun çözüm için iyi olacağını belirlemek üzere cümleler kurmaya başladım.

Doğrusu biraz vaktimi aldı ama değdi. Çünkü artık en iyi yolun e-mail yazmak olduğunu bedenimin diliyle öğrenmiştim. Ayrıca o halim bana çok şirin geldi. Gözleri kapalı öne ve arkaya sallanan biri. Her yerde yapmaya devam edeceğim Pi-Ki’yi, harika bir eminlik duygusu ve arkaya bakmaya gerek kalmadığının hissini yaşatıyor bana. Bedenimin bilgeliğine güveniyorum. Sonra başladım tabi tekrar yürümeye. İçim rahat. Küçük bir yoldan karşıya geçtim ve sola dönerken birden bire tepeden üzerime bir şey yağdı. Bana çarpmamıştı ne olduğuna bakmak için yere doğru odaklandım.

Ve ne gördüm biliyor musunuz? BİR KURŞUN KALEM. Yarısı bitmiş, kullanılan. Sanırım birisi camdan dışarı attı. Ben evren bana güzel bir tasdik yolladı diye yorumladım ama. İçten kahkahalarım sokakta yankılandı ve yüzümde kocaman bir gülümseme ile yola devam ettim.

Şimdi bu tesadüfçüğe bayıldım ben. Tam ben oradan geçerken, tam o an yere inen bir kurşun kalem. Yavaşlayıp Pi-Ki yapmasam belki hiç karşılaşmayacağım bir kurşun kalem. Daha ne olsun?

Kendim gibi yaşamayı seçtiğim için kendime ve tabii evrene hediyeleri için teşekkür ediyorum. Ve tüm bunların kilit noktası olan NEFES’ime şükran duyuyorum tüm zerrelerimle. Bana kartal gibi yüksek tepelere uçmam için göz kulak olan siyah panterime de ayrı bir teşekkür ederim tabii.  

Bu arada yazdım o e-maili. Tam iki saatimi aldı. Gelen yanıtla birlikte herşey berraklaştı. Problem çözülmüştü. İçimde rahattı. Hala öyle. Sınırlarımı oluşturma sorumluluğum bana ait. Doğru yolda giderken değişim enerjisini, bir şekilde başta çarpışmalarda yaşansa, ortaya çıkarma sorumluluğu benim. Kısacası “OLMA”, “YAPMA”, “SAHİP OLMA” sorumlulukları benim. Bundan sonra hem dürüstçe yaşamayı hem de sorumluluklarımı alarak özgürleşmeyi seçiyorum.

Bu aralar bir de bana çok güzel bir şeyin aktığını hissediyorum. Ben kendimden hoşlanan bir insan oldukça en başarısız olduğum alan olan “İlişkiler”de yoluna girecek gibi görünüyor.

Tüm testlerden geçerek yaşamı kucaklayışım bitince, biri bana doğru geliyor olacak. Çok yakında. İnanıyorum.