Hepimiz , hayat yolculuğunda birer yolcuyuz. Önümüzde yollar, arkamızda yollar. Kimi zaman bilinene, kimi zaman bilinmeyene doğru ilerliyoruz. Amacımız hep son durağa varmak. Peki ya yollar ve ara duraklar?

Yollar var, kimi zaman uzun,  kimi zaman kısa. Bazen bozkırlardan, bazen çöllerden geçer. İnsanoğlu çoğunlukla varılacak yerlere odaklandığı için, nerelerden geçtiğinin farkında olamaz.

Teknolojinin hakim olduğu, hayatın sanal boyutunu yaşadığımız günümüz dünyasında, herşey ışık hızıyla yaşanır olmuş. Bir yarış atı gibi ordan oraya koşuşturuyoruz. Yavaş olanı ezerler, yerler diye hep hızlı olmaya gayret ediyoruz. Yavaşlık, zayıflık olarak algılanıyor.

Zaman, elmas değerinde. Tabi ki zamanı boşa geçirmemek gerekiyor. Ancak, duygular bu denli hızlı yaşandığı zaman, ‘an’ın değeri kalmıyor. ‘An’ anlamsızlaşıyor.

Yolları izlemeden, çabucak varılacak yere varmanın bizlere bişeyler kattığını düşünüyorsak, aslında yanılıyoruz; çünkü kazancımızdan çok kaybımız oluyor.

O yollarda o kadar çok şey gizli ki…

Bazen, farkedemediğimiz güzellikleri seriyorlar gözümüzün önüne. Bazen de görmek istemeyeceğimiz çirkinlikleri saklıyorlar, doğanın yeşil yapraklarının altına.

Kimi zaman, yol  kenarında, yorgun bir yolcu çarpar gözümüze. İlk başta neden yorulduğuna anlam veremeyiz. Daha sonra, az ilerde bir durakta karşılaşırız bu yolcuyla. Kendi yansımamızı görürüz onda. Yol arkadaşımız olur sonra. Sevgiyi, aşkı, en yoğun duyguları paylaşırız onunla bu durakta. Biz ona bir bardak su oluruz, o bize bir yudum nefes.

Bir sonraki durakta ise, hayat acı yanı ile çıkar karşımıza. Burası acının durağıdır. Tıpkı bir hastanenin acil servisini andırır. Yaralı birçok insan vardır. Kimisi şanslıdır, yaralarını sardırıp çıkar, kimisi şanssız.

Uçurumun kenarındaki bu durakta, yıldızlar kayar, yapraklar dallarından ayrılır. Acı gibi görünse de,  aslında yaşanması gerekenler yaşanır. Bu durakta sabırla beklemesini bilenler, gelen otobüse, daha olgun, daha güçlü şekilde binerler.

Ve son durak. ‘Elveda’ kelimesinin gölgesi altında, kan tarlası gelincik şafağının izlenebileceği tek yer. Bu durakta geçirilecek vakit hesaplanamayacak kadar fazladır.

Dolayısı ile bundan önceki zamanda yavaş ilerlemek, ‘an’ın tadını çıkarmak gerekmektedir. Son durağa varıldığında yaşanmamış hiçbir duygu kalmamalıdır. Bu ise ancak ‘an’ı yaşamak, ‘an’dan zevk almasını bilmekle mümkündür.

Yazımı sevgili Can Yücel’in bir şiiri ile sonlandırmak istiyorum:

Öyle parçalandım ki ömrümde
Sevgiyle öfke arasında,
Sevgimi öfke vurdu 
Öfkemi sevgi kaçırdı
İçim parçalandı arada

Bi de bigün baktım gökyüzüne bi bayram gecesi
Bi kestane fişeği açmış yedi rengimden
Yağıyorum çoçukların üstüne.