İkigai, hayatın zevklerini ve anlamlarını ifade eden Japonca bir sözcük; “İki” (yaşamak) ve “gai” (neden) sözcüklerinden oluşuyor.

Japon dilinde ikigai farklı bağlamlarda kullanılır, ufak, gündelik şeyler kadar büyük hedef ve başarılara da uygulanabilir. O kadar yaygındır ki, insanlar özel anlamını düşünmeden gündelik hayatta kullanır. En önemlisi, ikigai, mesleki yaşamınızda başarılı olmanızı şart koşmaz. Bu bakımdan, yaşamın çeşitliliğini kucaklayan son derece demokratik bir kavramdır. İkigai sahibi olmak başarı getirebilir, doğrudur ama başarı ikigai sahibi olmak için gerekli bir koşul değildir. O hepimize açıktır.

İkigai küçük şeyler âleminde yer alır. Sabah serinliği, bir fincan çay, ışık huzmesi, balkon bahçenizdeki çiçeklerle ilgilenmek… Yalnızca tüm bu yelpazenin zenginliğini görebilenler onu gerçekten takdir edip tadına varabilir.

Bu önemli bir ikigai dersidir. İnsan olarak değerimizin ve özdeğerimizin öncelikle başarımızla ölçüldüğü bir dünyada, birçok kişi gereksiz bir baskı altındadır. Sahip olduğunuz değerler sistemi ancak somut başarıya –bir terfi ya da kârlı bir yatırım gibi- dönüşürse onun değerli ve yerinde olduğu duygusunu taşıyabilirsiniz

İkigai, “sabah yataktan kalkma nedeni” olarak da ifade edilir. Yaşamaya sizi sürekli teşvik edendir. Her yeni günü karşılamaya can attığınız bir yaşam iştahının kaynağı da diyebilirsiniz. Kitabımızda göreceğimiz gibi, Japonların yola devam etmek için pek öyle debdebeli motivasyonlara ihtiyaçları yoktur, daha çok gündelik yaşamları içindeki küçük ritüellerinden destek alırlar.

İkigai’nizin olması için elbette Japon olmanıza gerek yok, İkigai’yi kişisel bir zevk olarak düşünürsek Britanya’da karşılaştığım bir sandalyeyi size anlatmak isterim:

1990’ların ortalarında Cambridge Üniversitesi psikoloji laboratuvarında iki yıllık bir doktora sonrası araştırma yapıyordum. Ünlü bir profesörün evinde kalıyordum. Kalacağım odayı gösterirken bir sandalyeye dikkatimi çekerek, bunun kendisi için manevi değeri olduğunu söyledi. Küçük bir çocukken, babası onun için özel olarak yapmıştı.

Sandalyenin sıra dışı bir yanı yoktu; işin aslı, biraz acemi işiydi. Tasarım incelikten yoksundu, orası burası da eğriydi. Pazara götürülse pek para veren çıkmazdı. Bununla birlikte, gözündeki ışıltıdan sandalyenin profesör için çok özel bir anlamı olduğunu görebiliyordum. Önemli olan da buydu. Babası sadece ona özel yaptığından, profesörün yüreğinde eşsiz bir yeri vardı bu sandalyenin. Manevi değer böyle bir şeydir.

Küçük ama güçlü bir örnek. İkigai, profesörün sandalyesi gibidir. Hayatın sizin için anlam taşıyan zevklerinin keşfi, tanımı ve takdiriyle ilgilidir. Kendi ikigai’nizi bulabilirsiniz; oldukça özgün bir meyve vereceği o güne dek, onu gizlice ve yavaşça büyütüp geliştirebilirsiniz.

Kendinize şunları sorabilirsiniz:

  • En önemli manevi değerleriniz neler?
  • Size zevk, keyif veren küçük şeyler neler?

Bunlar, daha mutlu ve doyumlu bir hayat yolunda kendi ikigai’nizi bulmanızda iyi başlangıç noktalarıdır.

Sonuçta ikigai’nin en büyük sırrı, dünyaya hangi eşsiz özelliklerle gelmiş olursa olsun, kişinin kendini kabulü olmalıdır. İkigai’nin tek veya ideal bir yolu yok. Her birimiz benzersiz bireyselliklerimizin ormanında, kendi ikigai’imizi arayıp bulmak durumundayız. Ama ikigai’nizi ararken şöyle bir güzel gülmeyi unutmayın –bugün ve her gün!

Bunu adım adım yapmanın beş yolunu okumak için İkigai kitabımız bir tık uzağınızda.