Evlilikte olumluluk peşinde olmaya – ve “mutlu beyinlerimizi” ahenk içinde işletmeye İnce ve yakışıklı kocama teşekkür etmeyi öğrenişime Onca yılın ardından bir evliliğin daha iyiye gidebilmesine şükran duyuyorum.

Şükran dolu yaşama yılımı tasarlarken daha olumlu bir yaklaşım isteyen bir numaralı konunun evliliğim olduğuna karar vermiştim.

Kâğıt üzerinde yuvamda şükran duyacağım birçok şey olduğunu biliyordum. Kocam yakışıklı, zekiydi, ben de bulaşıkları yıkamayı dert etmiyordum. Zach ve Matt adında iki harika çocuğumuz, Connecticut kırsalında güzel bir evimiz vardı. Hepimiz sağlıklıydık, birbirimizi seviyorduk. Birlikte gülüyor, dağlarda yürüyüşlere çıkıyor, kıyıda hayranlıkla günbatımlarını seyrediyorduk.

Ama bir de gündelik yaşam vardı ki doğru bakış açısını tutturmak zordu. Psikologlar buna “alışmak” diyor. Bir şeyin – eş, ev, pırıl pırıl yeni bir araba- varlığına alışır, ardından gözümüze ilkten neden öyle özel görünmüş olduğunu unuturuz. Beyin taramaları, bir şeye tepkimizin onuncu kez gördüğümüzde ilk görüşümüzden ne kadar farklı olduğunu gösteriyor.

Fransız romancı Marcel Proust gerçek keşif yolculuğunun “yeni manzaralar aramada değil, yeni gözlerle bakmada olduğunu” söylemişti. O yeni gözleri yatağımı, şakalarımı, banka hesabımı paylaştığım adama doğrultmanın zamanı geldiğini görmüştüm.

İlk düşüncem günlüğümün ilk birkaç notunu evliliğime ayırarak her gece kocamın varlığına şükran duyacak en az bir şey yazmak oldu. Ama ilişkimiz üzerinde bir etki tasarlıyorsam şükranımı günlükte ifade etmekle kalmamalıydım. Gerçekleştirdiğim ve Today programında tartıştığım anket çalışmasında erkeklere evlilikleriyle ilgili sorular sormuştuk. Çok büyük bir kısmı (yüzde 77) eşlerinin daha fazla sevgi ve şefkat göstermesini şükranla karşılayacağını belirtmişti. Bu, yemek yapmak, tatil planlamak ya da ev işleri gibi diğer her şeyin açık ara önünde geliyordu. Ben tavuk kızartmada kocamı takdir etmekten daha iyiydim. Yalnız da değildim. Ankete katılan kadınların yarıdan azı kocalarına düzenli olarak teşekkür ediyordu.

Basit bir terbiye kuralı diyebilirsiniz ama en sevdiklerimizle hiç de öyle yaygın değil. Aynı anketten bazı sayılar daha ilginç bir hikâye anlatıyor. Katılanların yüzde 97’si hoş bir restoranda servis görevlisine teşekkür edeceğini söylerken yüzde 58 gibi takdire değer bir oranda katılımcı da havaalanındaki güvenlik görevlilerine teşekkürde sorun görmediğini belirtti. İş eşe geldiğinde oranlar düşüşe geçiyordu. Kadınların yarıdan azı (yüzde 48) en yakınları olması gereken kişiye teşekkürünü ifade ediyordu.

Kulağa ters geliyor ama neden böyle olduğunu görebiliyordum. Garsonun ekmek sepetini getirip çift pastırmalı çizburgeri sipariş verenin kim olduğunu hatırlamasına memnun olup teşekkür ederiz. Fakat bir eşten beklentilerimizin sonu yoktur. Pastırmayı sofraya getirmesi işin daha başıdır. Eşimizin en iyi arkadaşımız, tutkulu bir aşık, hafta sonu oyun arkadaşı, eşzamanlı ebeveyn, akşam yemeklerinin sohbetine doyum olmaz kişisi, koşu arkadaşı, sürekli destekleyici, profesyonel danışman ve yol arkadaşı olmasını bekliyoruz. Ha, ruh eşini de söylemiş miydim? Ruh eşliğini de unutamayız tabii.

Yani eşinize yaptığı bir şeyden ötürü tam teşekkür edecekken yapmadığı bir şey sizi dürtüverir. Belki hâlâ en iyi arkadaşınızdır da o tutkulu aşıktan geriye bir şey kalmamış, siz de biraz… içerleme duymaktasınızdır. Veya çok iyi bir babadır baba olmasına da apartmanınızda herkesin daha paralı olduğu ne yapsanız gözünüze çarpar.

Mating in Captivity (Tutsaklıkta Eşleşme) kitabının yazarı tanınmış seks ve evlilik danışmanı Esther Perel, şu kışkırtıcı soruyu sormuştu: “Zaten elimizde olanı isteyebilir miyiz? İşte size milyon Dolarlık soru.” Perel, eşimize çelişik talepler dayattığımızdan endişe duyuyor. Bir yandan güvenlik ve konfor isterken diğer yandan serüven ve heyecan olsun, diyoruz. Bir vakitler bütün bir köyün karşıladığı tüm ihtiyaçları tek bir kişinin yerine getirmesini bekliyoruz. Perel’e göre durmadan “Bana konfor sun, heyecan duyur; yenilik getir, aşinalık ver; öngörülebilirlik sun, şaşırt” demekteyiz.

İş gelip Bana ver’e dayanıyor. Evlilik bizi kendimizde hak görür hale getiriyor. Bir kez evlendikten sonra artık mutsuz, yalnız olmamalı ya da temel varoluşsal krizlerden geçmemeliyiz. Ve kendimizi dünyanın tepesinde hissetmediğimiz an kaçınılmazca gelip çattığında bu elbette (elbette!) eşimizin suçudur.

Her şeyi beklediğinizde herhangi bir şeyden memnun olmanız zordur. Böylece imkânsız beklentileri bir yana bırakıp Brad Pitt ile Bill Gates’in, çamurlu botlarıyla içeri dalmamayı her zaman hatırlayan hayali karışımı yerine elimdeki kocayı takdir etmeye başlamaya karar verdim.

İyi niyet uçar gider, onun için planımı yazıya döktüm. Bütün bu ay boyunca her gün evlendiğim adama teşekkür edecek en az iki şey bulacaktım. Hiçbir yapmacığa kaçmadan sadece şikâyetlerimi – ve hayatını iyileştirmesi yönünde hiç esirgemediğim öğütlerimi – bir yana bırakacak, onu nasılsa öylece beğenecek, kocamın birçok olumlu yanını hayatımızın arka planında bırakmak yerine bunları ortaya getirdiğimde neler olduğuna bakacaktım.

Ertesi sabah saat 6’da uyandığımda gözüm yarı açık, kocamın yatak odasının öbür ucunda işe gitmek üzere giyindiğini gördüm. Hastası çok olan bir doktor. Başka bir zaman ne demeye sabahın köründe ayaklandığına terslenir ya da biraz daha uyumak için gözlerimi kapardım. Bunun yerine gri pantolonu, mavi ipek kravatıyla jilet gibi ütülü beyaz gömleği içindeki tığ gibi bedenine baktım.

Boğuk, uykulu sesimle, “Bu sabah çok yakışıklısın” dedim. “Gözümü odamdaki bir yakışıklıya açmak ne hoş.”

Hayretle bana baktı, sonra gülümseyip yanıma geldi, bir öpücük verdi. “Lenslerini takmamışsın daha, ne göreceksin ki” diye takıldı.

“Bulanık da olsa hoş görünüyorsun” diyerek kollarımı boynuna doladım.

Hepsi hepsi otuz saniyeden fazla sürmemişti, Ron’un da odadan çıkışıyla unutması herhalde bir olacak bir şeydi. Ama bana günün kalanına yetecek bir güç vermişti. Takdir sunmak da görmek kadar iyi olabiliyor.

Her çiftin bir işbölümü vardır. Ertesi gün, Ron’a normalde söylenmeden yaptığı şeylerden – çek ödemeleri, musluk onarımı, gece geç vakit bir partiden eve bizi sağ salim getirmesi – ötürü teşekkür etmeye başladım.

“Karda arabayı kullandığın için teşekkürler” dedim garaja girerken.

Şaşırdı. “E, hep yaptığım şey.”

“İyi ki de yapıyorsun. Özellikle karanlıkta ve ikimiz de yorgunken. Düşündüm de, ne talihliyim bunu sen üstlendiğin için.”

Daha fazla üstünde durmadık ama Ron ilişkimizde bir şeylerin değişmekte olduğunun kokusunu almış görünüyordu. Ertesi akşam bana yemek yaptığım için teşekkür etti – işbölümünün her zaman bana ait olan kısmı. Omuzlarımı silktim (donmuş mantı hazırlamanın nesi övülesiydi) ama teşekkürü iyi bir duygu verdi. Ne yapıyorsak yapalım, takdir görmek hoştur.

İlk birkaç gün bilinçli olarak durup kocamı takdir etmem gerekiyordu. Fakat haftayı haftalar izledikçe iyi duygular akını doğal gelmeye başladı. Kocama şükran duymak da beni genel olarak daha olumlu bir hale getiriyordu. Neler oluyordu böyle? Kuzey Illinois Üniversitesi’nden evlilik ve aile terapisi profesörü ve Geneva, Illinois’daki Eşler Klinik ve Araştırma Enstitüsü Direktörü Dr. Brent Atkinson’ı aradım. Dr. Atkinson, beyin devrelerinin daha güçlü bağlılık hislerine zemin sağlayacağına dair güçlü nörolojik kanıtlar olduğunu söyledi. Çiftlere danışmanlıkta otomatik karşılıklarımızın yeniden yapılandırılarak beyin yapısını değiştirmeye dayanan yeni bir yaklaşım geliştirmişti. Şükran uygulamam nöral devrelerimi etkileyebilir mi diye sorduğumda cevabı hararetli bir “evet” oldu.

“Beynin neyi sık yaparsa onda ustalaştığını öğreniyoruz” dedi. “Eğer şükran yoluyla olumlu bir ruh hali yaratıyorsanız daha fazla pozitif duygu üretecek beyin yollarını pekiştirirsiniz. Şükran duymayı zihinde olumluluğu teşvik eden bir tür zihinsel egzersiz olarak düşünebilirsiniz.”

Dr. Atkinson, kişinin uzun süreler boyunca ince, sevgi dolu düşüncelere odaklanarak yaptığı “şefkat meditasyonu”nun beynin hacmini ve duygusal tepkilerle ilgili devrelerini gerçekten değiştirdiğini söyledi. Ofisinde benzer bir teknik uygulayarak hastalarına günde beş dakika oturup eşleriyle yaşadıkları iyi duygular ya da mutlu anlar üzerinde durmalarını salık veriyordu. “Araştırmalar, bu basit zihinsel alıştırmaların bağ hissi yaratan devreleri güçlendirebildiğini gösteriyor” dedi.

Kocama şükran duymanın beynimi değiştirebileceği düşüncesi biraz kuşkulu görünüyordu, ta ki Harvard’lı nörolog Alvaro Pascual-Leone tarafından gerçekleştirilen bir araştırmayla karşılaşana dek. Bu araştırmada ömründe piyano çalmamış kişilere gerekli bilgiyi verdikten sonra bir parçayı beş gün boyunca günde iki saat çalışmalarını söylemişti. Sürenin sonunda yapılan beyin taramaları korteksin parmak hareketleriyle ilgili bölümünde kayda değer ölçüde bir genişleme saptamıştı. Bu da, bedenimizin düzenli olarak kullandığımız bölümlerinin beynin kortikal “arazisinde” daha fazla yer tuttuğunu gösteren diğer araştırmalarla uyumlu. Ardından Pascual-Leone, başka bir grup gönüllüye aynı süre boyunca piyano egzersizi hareketlerine zihinsel olarak odaklanmaları – ancak tuşlara hiç dokunmamaları- talimatı verdi. Sonucu işitmeye hazır mısınız? İki grubun motor kortekslerindeki değişim hemen hemen aynı çıkmıştı.

Düşünce beyin devrelerimizi değiştirebiliyorsa yaptığıma seve seve devam edecektim, görünen o ki gereken de buydu. Dr. Atkinson bunu ağırlık kaldırmaya benzetti. Bir iki kez kaldırıp bırakın, kaslarınızda bir değişiklik olmayacaktır. Fakat hareketlere düzenli olarak devam ettiğinizde kümülatif etki hissedilir olacaktır. Aynı şekilde, eşlere ofisinde haftada bir yaptığı müdahalelerin yeterli olmadığını görmüştü. Çiftler bir aydınlanma anı (Anladım! Demek arabayı yıkaman bana sevgini gösterme yolunmuş!) ve iyi hisler patlaması yaşayabilse de bu ertesi seanstan önce etkisini kaybetmiş oluyordu. Danışanlara bu olumlu devreleri pekiştirmeye evde çalışmalarını salık vermeye başlamıştı. Buna da herkes istek duymamış. “Eşlerimizi severiz sevmesine de günde beş dakika onlara konsantre olmak aşırı gelir!” dedi gülerek.

Bir denemek isteyenlere her gün eşlerine e-posta ile tamamlanacak iki cümle göndermelerini önermiş.

İlk cümle:

Şu sıralar yaptığın ve benim takdir ettiğim…

İkincisi:

Sana ilişkin çok olumlu duygular yaşadığım an…

Bu egzersizi her sabah kendisi de evlilik danışmanı olan eşi Laura ile yapmayı da ihmal etmemiş. Sorum üzerine ona bu sabah yazdıklarını benimle paylaşmada bir sakınca görmedi. Böylece gündelik teşekkürlerin öyle yeri yerinden oynatmasına gerek olmadığı da görülebilecekti. İlk cümleyi Lisa’ya bir gün önce bir koşu yapılacak işleri halletmesinden ötürü teşekkürüyle tamamlamıştı. “Belki içimi öyle aman aman ısıtan bir şey değildi ama yağmur yağıyordu, kendisi de meşguldü ama elini taşın altına sokmuştu işte” dedi.

İkinci cümleyi de bir gece önce Lisa’nın üvey kızıyla katıla katıla güldüklerini işittiğinde ekstra pozitif hisler duyduğunu söyleyerek tamamlamıştı. Kızıyla ilişkilerini sürdürmedeki rahatlığını takdir ediyor, bu da kendisine huzur veriyordu. Bunu neden anında dile getirmemişti? Yemekle ilgileniyordu, derken telefonu çalmış, ardından… “Basit bir teşekkür ya da takdir ifadesinin nasıl da araya kaynayabildiğini görmek şaşırtıcı. Günlük e-postaların bu kadar önemli olmasının nedeni de bu” dedi.

Eşime gece evimize dönüşte arabayı kullanmasından ötürü teşekkürüme Ron’un da bana ertesi gün pişirdiğim yemek için teşekkürle karşılık verdiğini anlattım.

“Bravo!” dedi. “İnsanlar pozitif duygularını birbirleriyle paylaştıklarında beyin taramaları beyinlerinin senkronize olup benzer aktivite gösterdiğini ortaya çıkardı. Doğal sevgi kapasitenizi geliştiriyorsunuz.”

Dr. Atkinson “aralıksız pozitiflik uygulaması” olarak adlandırdığı şeye devam etmemi ısrarla tavsiye etti. Olumlu yorumları sürdürmem kocamın kendini iyi hissetmesini sağlayacaktı, beniyse daha da iyi hissettirecekti. Birçok araştırma, teşekkürünü dile getirenin payına daha fazlasının düştüğünü gösteriyor. Konu şükran olduğunda sunmak sunulmasından gerçekten daha iyi. Dr. Atkinson, süpermarkette sık sık seansları sona ereli yıllar olmuş danışanlarıyla karşılaştığını söyledi. Onlara söylediklerinden başka hiçbir şey anımsamasalar da teşekkür epostası uygulamasını sürdürdüklerini anlatıyorlarmış. Çoğu ödedikleri danışmanlık ücretinin sırf bu gündelik uygulama için bile değdiğini belirtiyormuş.

Vedalaşırken güzel öğüdünden ötürü ona teşekkür ettim. Benim için bu danışmanlık, ödediğim ücretten kat be kat daha değerliydi.

Janice Kaplan

”Hayat Sana Teşekkür Ederim” kitabından alıntı

Share This