Üç büyük şehrimizde iştahsızlık problemi yüzde doksanlara varıyor. Anneler isyanda! Hepimizin çocuğu iştahsız! Memleketin köylerinde, kasabalarında ise iştahsızlık sıfır. Yok. Namevcut. Eh, büyük şehirlerde suyumuza bir şey katmıyorlarsa, o zaman biz bir şeyler yapıyoruz bu çocuklara.

Yemeği zorla yedirmekten başka çareniz olmadığını düşünüyor olabilirsiniz, bugüne kadar tonla öneri de duydunuz, biliyorum. Peki bu sefer dinlemeye ne dersiniz?

Düzgün yeme alışkanlığı günde en az iki öğün yaşanan stresi ve savaşı üzerinizden sıyırıp alacak.

Yemek yedirmeyi çocuk için eğlenceli olmaktan çıkartın. Çocuk olduğunuzu varsayın. Anneniz sizinle en eğlenceli oyunlarını ne zaman oynuyor? Uçakların  uçtuğu, yürüyüşlerin yapıldığı, “Aaa şuna bak, buna bak” denildiği zamanlarda mı? O zaman bu oyunu başlatmak için ne gerekirse yaparsınız, birazcık açlık bu ilgi gösterisi ve özel zaman için ödenebilir bir bedel.

Yemek yemeyi eğlenceli hale getirin. Bir üst maddeyle çelişmiyor aslında. Yemek yemeyi zevkli kılın. Tabakları prensesli, bardakları süslü olsun. Siz de yanında iştahla yerken keyifli oyunlar oynayabilirsiniz. Mesela ikiniz de bir şatodaki periler olabilirsiniz. (Maalesef kızım prenses döneminden geçiyor, o yüzden tüm hayatım bir peri masalı). Bu, oyun oynamayın kuralı ile çelişmez; bu yemek yedirme değil; yemek yeme oyunudur. Herkes kendi yemeğini yer ama eğlenir.

Çocuğa ayrıca yemek yedirmeyin. Yemeklerden önce çocuğun yemeğini “halledip” daha sonra ailece yemek yediğinizde çocuğunuz çok önemli bir bağı ve alışkanlığı kaybediyor. Bütün aile sofranın başına toplanın. Çocuğunuz sizi iştahlı bir şekilde yemek yerken görsün. Yese de yemese de onu da sohbete dahil edin. Afiyetle, keyifle yiyin. Yemeğin lezzeti üzerine yorumlarda bulunun.

Aç bırakacak cesareti kazanın. İçinize sinmiyor, biliyorum. Ama bir dönem aç kaldığı için çocuğa hiç-bir-şey-olmaz. Kötü yemek alışkanlığı ise hem sizin çocukla ilişkinize hem onun yiyeceklerle olan ilişkisine büyük zararlar veriyor.

Yememesi konusunu rafa kaldırın. Sadece bir hafta boyunca bu konuda hiçbir yorumda bulunmayın. Ev halkından da yardım alın. Hiç şikâyet etmeyin. Bu konu üzerindeki tüm stresi kaldırın. Sizi çok üzdüğünü ve strese soktuğunu biliyorum ama işin çözümü daha çok sıkmakta değil, avuçlarınızı açmakta. Bir hafta boyunca çok az yemek çocuğunuzun gelişimine hiçbir negatif etkide bulunmayacaktır. Bu konuyu gündeminizden çıkartın.

Bir şey yesin de ne olursa olsun diye abur cubura göz yummayın. Abur cuburun besleyici hiçbir değeri yok. Çocuğunuzu büyütmüyor, sadece midesinde yer kaplıyorlar. Çöp yedirmekle aynı olduğunu kabul edin. Gün içinde kurala bağlı ve kısıtlı miktarda verin.

Yemek konusunda net kurallar belirleyin ve uygulayın. Her aileye göre değişebilir, bizim evde şu kurallar çok işe yarıyor: Akşam yemeğinden önce hiçbir abur cubur yenemez. Önce sebzeler ve etler, daha sonra makarna ve pilav yenilir. Akşam yemeği yenilmezse başka bir öğün yapılmaz. Beğenilmeyen yemeğin yerine yenisi yapılmaz. Bırakılan tabak sahibini yarım saat bekler, sonra kalkar. Kulağa Nazi kampı gibi mi geliyor? Değil. Bizde öğünler sohbetli ve keyifli geçiyor. Arada inat ve iletişim aksaklıkları yaşıyoruz elbette. Ama Ela her türlü sebzeyi afiyetle yiyor (tamam, patlıcan hariç!) Ben de üç öğün stressiz keyifli bir yemeğin tadını çıkartıyorum.

İnada bindirmeyin. İnat konusunda çocuklarla yarışmak, çok zorlu bir mücadeleye girmektir. Çocukların kaybedecek pek bir şeyleri olmadığı için elleri güçlüdür.  “Yiyeceksin” / “Yemeyeceğim” girdabına girmeyin.

Çocuğunuzun sizin ruhunuzu doyuracak kadar yiyemeyeceğini kabullenin. Midemiz yaklaşık yumruğumuz büyüklüğünde. Şimdi çocuğunuzun yumruğuna bir bakın. O ebatta bir torba, sizin kalbinize su serpecek kadar yiyecek maddesi alamaz.

Yemek saatlerinden sonra içinize sinmediği için sürekli yiyecek teklif etmekten vazgeçin. Çocuğunuz yemeğini uzun sürelere yayma alışkanlığı edinir. Çocuklar kolaylarına, keyiflerine ne geliyorsa, en basiti nasılsa öyle yapmayı tercih ederler. Yemek masasında yemektense sürekli yiyecek teklif edilmesi daha keyifli ise onu tercih ederler.

Çocuğunuzun anne ihtiyacını doyurun. Yemekten önce en az yirmi dakikalık bir oyun süreci koyun. Eğer programınız buna müsait değilse o zaman yemekten sonra oynayacağınızı söyleyin ve bunu uygulayın. Çok yoğun bir hayat sürüyoruz biliyorum ama televizyon kapalı olarak yirmi dakika oyun oynamak, gerçekleştirmesi o kadar da zor bir proje değil. Onu kreşten alırken, yemeği pişirirken, yedirirkenki iletişimden bahsetmiyorum. Yirmi dakika, bol göz temaslı; çocuğun yönettiği oyun zamanından bahsediyorum.

Köy sistemini kullanın. Ben bunu Ela biraz kırık olduğu günlerde kullanıyorum, sihirlidir. Yiyeceği tek bir tabağa koyun ve iki kaşık koyun. Ortak yiyeceğinizi ve ona hiç bırakmamayı planladığınızı söyleyin. Sonra hızlı ve iştahlı bir şekilde yemeğe başlayın. İlk gün çocuğunuz hepsini size bırakıp seyretmeyi tercih edebilir. (Dediğim gibi çocuklar ne kadar blöf yaptığınızı görmek için elinizi zorlamayı seçerler). Ama oyunu anladığında size yetişmek için keyifli bir şekilde yiyecektir. Hatta Ela genelde tabağı alıp benden uzaklaştırmayı tercih ediyor.

Yemek yedirmeyi kendi sorumluluğunuz olarak görmekten vazgeçin. Bu sanıyorum uygulamaya geçirmesi en zor madde olacak. Sizin sorumluluğunuz doğru beslenme alışkanlığı kazandırmak. Üç yaşını geçen her çocuk rahatlıkla ne kadar yiyeceğini ve ne zaman doyduğunu bilir.

Sevdikleri ile sevmediklerini birleştirin. Kızım en tatlı sesiyle “Annecim, bana makarna yapabilir misin?” deyip, üzerine bir de “Sen bana hiç makarna pişirmiyorsun!” diye beni azarlayınca (Buna Ela’nın ikili sistemi diyorum ben) makarna yapmaya karar verdim. Ama makarnanın haşlama suyu olarak maş fasulyesinin haşlanmış yemyeşil suyunu kullanınca ortaya yemyeşil, müthiş besleyici bir makarna çıktı. Sonuç: Eh kimse bana aşçılık yıldızı verecek değil. Ama belki “sinsi anne” yıldızına layık görülebilirim.

Kıyaslamayın. Bilmem kimin kızı ne güzel yiyor, gibi örnekler vermeyin. Hiçbir karşılaştırma hiçbir zaman işe yaramaz. Kıyaslama insanı değişim için ateşlemez, sadece moralini bozar.

Yememesi ile ilgili olarak onun yanında konuşmayın. Yemediği ile ilgili konuştuğunuzda çocukların kafasında iki fikir belirir 1: Ah! Hakkımda konuşuyor, ne güzel. O halde hep böyle yapayım, hep benden bahsetsin 2: Ben yemeyen bir çocuğum. Benim karakterim, doğam bu. Her iki düşünce tipi de çocuğu daha da yememeye itekler.

Faydalarını anlatın. Sağlıklı bir kafa, güçlü kaslar, büyümek. Balık yerse daha zeki olacağını düşünmek, güçleneceğini bilmek hoşlarına gidiyor.

Yemek yedirme uğraşından kurtulduğunuzda kazandığınız zamanı oyuna verin. Anneler, çocuklara yemek yedirmeyi ev işlerinden biri gibi görüyorlar. Bu yüzden anne “Vaktim yok” diyerek çocukla oynamayı geçiştirirken, yemek yedirmeye ise her zaman vakit buluyor. Çocuk da bu oyun fırsatını kaçırmıyor. Yedikten sonra diğer “işlere” hızla geçecek olan annenin sadece çocuğa ait olarak kabullendiği zamanını olabildiğince uzun değerlendiriyor. Mızmızlanıyor, yemiyor. Siz ona direkt istediğini verin: oyun zamanı.

Yemek yemeyi bir güç savaşından çıkartın. Tabakta yenmeden kalan fasulyeler, sadece tabakta yenmeden kalan fasulyelerdir. Sizin ebeveynliğinize dair bir gösterge değil.

Sevgiler,
Deniz

<div class="social4i" style="height:82px;"> <div class="social4in" style="height:82px;float: left;"> <div class="socialicons s4twitter" style="float:left;margin-right: 10px;padding-bottom:7px"><a href="https://twitter.com/share" data-url="https://dergi.kuraldisi.com/gunde-uc-ogun-stres/" data-counturl="https://dergi.kuraldisi.com/gunde-uc-ogun-stres/" data-text="Günde Üç Öğün Stres" class="twitter-share-button" data-count="vertical" data-via=""></a></div> <div class="socialicons s4fblike" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="fb-like" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/gunde-uc-ogun-stres/" data-send="true" data-layout="box_count" data-width="55" data-height="62" data-show-faces="false"></div> </div> </div> <div style="clear:both"></div> </div> <p>Hayatında düşük, planlı bebek, sürpriz bebek yaşamış;<br /> ebeveynlik üzerine okumuş, okumuş <a href="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/4/2016/05/deniz.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-4589" title="deniz" src="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/4/2016/05/deniz-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a>ve biraz daha okumuş;<br /> eğitimlere katılmış, denemiş, bazen harika işler başarmış bazen<br /> eline yüzüne bulaştırmış bir anne.</p> <p>Dokuz Eylül Endüstri Mühendisliğinden mezun olmuş, Amerika&#8217;da MBA mastırı yapmış, Citibank&#8217;ta minik lacivert takım elbisesi ile proje yöneticiliği yapmış sonra da hepsini satıp İzmir&#8217;e kaçmış bir kadın.</p> <p>Bahçe tutkunu, tembel, rahat, kitaplara düşkün, araştırmacı geliştirmeci, doğala düşkün bir meraklı taze.</p> <p>Montessori, yoga, çocuk gelişimi, deneysel psikoloji alanında daimi öğrenci.</p> <p>&nbsp;</p> <span class="et_social_bottom_trigger"></span>
Share This