Bazı insanlar vardır; ölüm onlara dokunmaz; bile isteye dokunmaz. Onlar yaşama sözlüdür ölümlü de olsa dünya. Bazı insanlar vardır bazı insanların kalbiyle hep temastadır.

Bazı insanlar vardır, adım attıkları yeri varoluşları ile ısıtır, serinletir, ışıtırlar. Ayaklarını bastıkları toprak parçası neresi olursa olsun, o alanı, içinde kendinizi yuvada hissettiğiniz bir şefkat sarmalı haline getiriverirler. Sadece oluşlarıyla. Soluk alıp verişleri, bakışları, sesleri ve size bir şekilde temas eden elleriyle. Sanki yürürken onlar, beş duyu organıyla algılanmaktan ziyade kalpte hissedilen bir enerjiyi yanlarında taşırlar. Sizi yaşam coşkusuyla, sevme hevesiyle, aşkla, yıllarca bıkkın oturduğunuz ıstırap tepesi üzerinde ayağa kalkıp koşma, gitme cesareti ve gücüyle yıkarlar. Kucaklaşma, sevişme, dans etme halini, tamlık hissini hücrelerinize dek yayarak iç sularınızı yeniden damıtıp ruhunuza yarenlik ederler.

Bazı insanlar vardır; bazılarınca, yüzeyden bakan bazılarınca, sırf yaşadıkları olaylarla hatırlanırlar. Oysa sadece, yıkıntı ve hayal kırıklılığı ile geçen bir ömürle değil de başlarına gelen zor olayları karşılama halleri ile anımsanmayı asıl hak ederler. Onlara olanlar sızılı da olsa, naif ve güçlü, kabulün tebessümüyle yumuşacık ve dimdik ayakta duruşlarıyla anımsanmayı hak ederler.

Hayat, değişken ve umulmadıksın.
Bazen hayal kırıklığı
Bazen umutların yeşerdiği tatlı bir halsin.
Ne garipsin yahu,
Bazen acılardan tortop olmuş beden,
Bazen kıvranan sıkıntısın.
Ama illaki sen, aslında sürprizlerle dolu cümbüşsün.

Beni büyüten kadınlardan biriydi o. Hem de hayatımda çok başka yeri olan biri. Beni doğurtan, canımı ilk ellerine alan, göbek bağımı kesen, köyün soğuk kış sabahının alacasında gözlerimin içine; ta ruhuma değene kadar içine bakan ilk kadındı-ebemdi.

Eski, boyası dökülmüş ahşap sandığında yıllarca fistan olmayı bekleyen, siyah üstüne kırmızı güllerle bezeli kadife bir kumaş vardı. Neden hiç dikilmedi o fistan bilemiyorum. Çocukken her köye gittiğimde sandıkta o elbiseye dönüşmüş kumaşı arardım nafile bir heyecanla. “Güzel olur entarisi bunun, ne dersin Badem?” (A harfi çok kısa çıkardı ağzından) derdi. Ve sanki o an için heveslenirdi, kadife entariyi giyeceği o an için. Sanırım o fistanı sırtına giyemeyeceğini hiç bilemezdi.

Tıpkı on dört yaşında, daha memeleri uç bile vermemişken -öyle anlatırdı hep o anı bana- kaçırılacağını, kadın olamadan çocukluğuyla beraber kadınlığının elinden alınacağını, zorla büyüyeceğini, ak pak ter-ü taze tenine hoyratça el konup o tenin içine zorla girileceğini de bilemeyeceği gibi.

Çok mu yani, sandıkta fistan olmayı bekleyen o parlak kadifenin bir türlü ona kısmet olamayacağını bilememesi? O daha neleri neleri, hem de ne nedamet neleri yaşayacağını hiç bilememişti. Ama yaşamıştı işte. Bazen bir urgan geçirmiş boynuna, bazen susmuş, bazen yataklara düşmüş, bazen ilk kız toruncuğun buruşuk yüzünde neşelenmişti. O zamanlar hiç bilemezdi bu toruncuğun kalbinde ebesinin nasıl da yer edeceğini. Bilemezdi, nereden bilsin, bir gün meditasyon diye otururken onun nasırlı ellerinin saçlarımda gezindiğini hissedeceğimi. Mesela bugün sabah yogamı yaparken “Badem” (A kısacık) diyen ince sesini duyacağımı. Onu hiç unutmayıp muhabbetle anımsayacağımı; belki de bilirdi, umut da ederdi bunu.

Ama gün gelip onu yazacağımı, hem de pek çok kere, pek çok farklı yazım konusu ve biçimiyle yazacağımı düşünür müydü? Nasıl düşünsün ki? Köyünün toprağında; bir zamanlar koşup oynadığı, sonra o zamanları unuttuğu, unutmak zorunda kaldığı; güleç ve yemyeşil ve pırıl pırıl ve bazen suskun ve ıslak gözleriyle yolları gözlediği; hayal kuramadan kırıldığı, ağladığı, güldüğü, kavga ettiği, barıştığı; evlat sevgisi ve acısı yaşadığı ve aslında biraz da kaybolduğu köyünün toprağında, o toprakların altında bedeninden eser bile kalmayan kadın, unutulacağını sandığı adının -Hediye’nin- yazılarım aracılığıyla pek çok insana ulaşacağını, bu satırları okuyanlarca tekrar bulunacağını… Ah nasıl bilebilirdi ki? Umamazdı, bilemezdi ala turnam.

Öldüğünde yüzünde tebessüm, huzurlu bir yumuşaklık ve nur vardı.

Bazı insanlar vardır ölüm onlara dokunmaz; bile isteye dokunmaz. Onlar yaşama sözlüdür ölümlü de olsa dünya. Bazı insanlar vardır bazı insanların kalbiyle hep temastadır.

İşte o, benim o bazı insanlarımdandı. Bunu da yani o bazı insanlardan olacağını-olduğunu da bilemezdi on dört yaşında çocukluğunun son ikliminde palamut toplarken.

Hayat sen ne delişmen-değişken
Ne allı mor
Ne çelişkili
Ve ne… ne… ne garipsin.
Hayat sen tam bir sürpriz cümbüşüsün.

<div class="social4i" style="height:82px;"> <div class="social4in" style="height:82px;float: left;"> <div class="socialicons s4twitter" style="float:left;margin-right: 10px;padding-bottom:7px"><a href="https://twitter.com/share" data-url="https://dergi.kuraldisi.com/ala-gozlu-bir-turnadir-hediye/" data-counturl="https://dergi.kuraldisi.com/ala-gozlu-bir-turnadir-hediye/" data-text="Ala Gözlü Bir Turnadır Hediye" class="twitter-share-button" data-count="vertical" data-via=""></a></div> <div class="socialicons s4fblike" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="fb-like" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/ala-gozlu-bir-turnadir-hediye/" data-send="true" data-layout="box_count" data-width="55" data-height="62" data-show-faces="false"></div> </div> </div> <div style="clear:both"></div> </div> <p>Temel ve orta seviye yoga hocalık eğitimini Cihangir Yoga’da  tamamladı.<a href="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/4/2016/05/bade2.jpg"><img loading="lazy" class="alignright size-medium wp-image-3444" title="bade2" src="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/4/2016/05/bade2-236x300.jpg" alt="" width="236" height="300" /></a><br /> Öğrencilerinden öğrenmeye ve içsel araştırmalarıyla eğitimine devam ediyor.</p> <p>Hissetmek, doğasını fark etmek, kabul etmek ve özgürce ifade edebilmek onun uygulaması. Nefes farkındalığı, meditasyon ve his araştırması derslerinin özü. Katılımcıların, güçlendiği, esnediği, köklendiği, yumuşadığı serilerden oluşuyor dersleri. Öğrencilerin, asanalara (yoga pozlarına) hem güvenli hem sınırlarını araştırarak girmelerine, kendilerine en uygun hal içinde kalmalarına ve çıkmalarına destek olurken kendilerine samimice yaklaşmalarına aracı oluyor.</p> <p>Godfrey Devereux, Svagito Liebermeister, Wayne Liquorman, Erich Schiffmann gibi isimler hem yoga anlayışını hem hayat anlayışını etkiledi, genişletti.</p> <p>Yazıyor, yazmaktan besleniyor. Yazmak onun için hem bir süreç hem sonuç. Çokça aslında kendine yazıyor. Kendine yazdıklarından, etrafına veriyor.</p> <p>Hayat onun için; araştırmak, keşfetmek, içinde olanı vermek, vermekten öğrenmek, sevmek.</p> <p>Diyor ki:</p> <p>Kuraldışı’nda katıldığım Yaşam Okulu eğitimleri hayatımı derinden etkiledi. Merdivenlerinde oturup kaldığım ve bir türlü gidemediğim o günden sonra hayatım; her an değişen, dönüşen, gelişen, kendimi arayışımla zenginleşen canlı bir organizmaya evrildi. Potansiyellerim bir bir ortaya çıkmaya başladı. Yaşamım yepyeni bir boyut kazandı.</p> <p>Bundan sonra ne olacağı meçhul. Yol nereye gider, beni nereye götürür bilinmez. Ve her şeyiyle yeniyi, geleni, olanı hevesle kucaklamayı deniyorum, mümkün olabildiğince, elimden geldiğince. Yaşamın ve kendi doğamın her haline EVET’i araştırıyorum.</p> <p>İçimdeki öz sizin içinizdeki özü selamlıyor.</p>