Şu plastikten yapılmış model atomları görmüşsünüzdür -hani ortasında katı bir çekirdek, etrafında güneşin çevresindeki gezegenler gibi dönen elektronlar bulunan. Bazen çekirdek kırmızı, elektronlar mavidir, bazen de tam tersidir.
Bu modelin yanıltıcı olduğu ortaya çıkmıştır. Elektronlar çekirdeğin çevresinde düzgün, öngörülebilir yollar üzerinde dönmezler. Hiç değil. İşin aslı, atom çoğunlukla boş alandan oluşur.
Daha da şaşırtıcı olan şudur ki kimse bir atom ya da atom altı parçacık görmüş değildir. Bilim insanları atomların varlığını deneylerde arkalarında bıraktıkları izlerden saptar, hareketlerini ise çoğumuz için çok az şey ifade eden sembollerle dolu karmaşık matematik denklemleri kullanarak öngörürler.
Temelde bir atom minik, sürekli değişen bir sistemdir -katı bir cisimden ziyade bir enerji dansıdır. Partiküllerin bu seviyedeki davranışları Newton fiziğinin alışıldık kurallarına değil, kendi tuhaf ve öngörülmez kanunlarına uyar.
“Gerçek dediğimiz her şey gerçek sayılamayacak şeylerden yapılmıştır.”
–Niels Bohr
Kuantum Dünyasına Buyrun
Çok küçük ve çok hızlı olanın incelenmesine kuantum fiziği denir. Bu isim sizi korkutmasın -kuantum fiziği, “fiziksel dünyadaki her şeyin yapı taşı olan atom altı parçacıklarıyla ilgilenen bilim” anlamına gelir, hepsi bu. Kuantum fiziği elektronların, protonların ve nötronların -görüp dokunduğunuz her şeyin (bedeninizin, evinizin, yediğiniz yemeklerin, dışarıdaki ağaçların, hatta elinizdeki kitabın) malzemesi olan partiküllerin- dünyasını inceler. Gündelik hayatta bir bilardo topu düşerse yere iner. Nerede olursa olsun ya da kim tarafından düşürülürse düşürülsün. Bu, öngörülebilir, güvenilir, tutarlı Newton fiziğidir. Kuantum dünyasındaysa Newton’un kuralları geçerli değildir. Parçacıklar öngörülemez davranışlar gösterir. Hareketleri mantığa aykırı görünür, bazen de aynı anda iki halde birden var oluyor gibi görünürler. Realiteyi farklı bir şekilde görmeye başlamanın yolu, bu geçişi -Newton’un düzenli evreninden kuantumun acayip, zihin bükücü evrenine geçişi- anlamaktan geçer. Kuantum fiziğinin varoluşun doğası hakkında öğrettiklerine girmeden önce, Newton’un modeline -insanların asırlardır dünyayı nasıl gördüğünü şekillendiren (ve hâlâ şekillendirmekte olan) modele- bakalım.
Newton’un Dünyaya Bakışı
1687’de Isaac Newton klasik fiziğin temelini oluşturan kitabı, çığır açan Philosophiæ Naturalis Principia
Mathematica’yı (Doğal Felsefenin Matematiksel İlkeleri) -daha çok Principia Mathematica (Matematiksel İlkeler) olarak bilinir- yayımlamış ve bu kitapta harekete dair antik Yunan’dan beri tartışılan fikirleri geliştirip üç meşhur hareket yasasını ortaya çıkarmıştır.
Bu çalışmayla Newton dünyanın mantıklı ve öngörülebilir bir şekilde işlediğini göstermiştir. Zamanın bilim camiasında geniş kabul gören bu fikirler şöyle özetlenebilir:
Hareket akıcı ve süreğendir. Nesneler dışarıdan bir kuvvete maruz kalmadıkları sürece istikrarlı, öngörülebilir bir şekilde hareket eder.
Her hareketin bir nedeni vardır. Bir kuvvet bir şeyi hareket ettirmek için ona etki etmelidir ve her etki, aynı oranda tepki yaratır. Zaman doğrusal bir şekilde akar, önce sebep gelir, sonra sonuç.
Evren makine gibidir. Her şey parçalarına ayrılabilir. Her bir parçanın bu fiziksel dünyanın işleyişinde belli bir rolü vardır.
Realite objektiftir. Bilim insanları evreni nötr ve tarafsız bir perspektiften inceleyebilir. Şeylerin işleyişiyle ilgili tek ve mutlak bir doğru vardır ve hiçbir şey bu realiteyi değiştiremez. Newton’un modeli insanların evreni anlayış biçimini asırlar boyunca şekillendirmiş, fiziksel dünyayı net, rasyonel, anlaşılır şekilde açıklamıştır. Ne var ki bilim ilerledikçe yeni keşifler -evrenin Newton’un düşündüğü kadar öngörülebilir olduğu fikrine meydan okuyan keşifler- yapılmıştır.
Koca Bir Makine
Newton’un modeline göre evren uzun zaman önce Tanrı tarafından çalıştırılmış kocaman bir makinedir, bu makinenin tüm parçaları birbirini etkiler. Bir tekerlek bir diğerini döndürür ve bu kati bir zincirleme reaksiyonla sürer. Artık fiziksel olguları kesin bir şekilde açıklayabilmekte olan bilim en yüksek otorite olmuştur. Sayılar, ölçüler ve formüller cevapları küsuratına kadar vermektedir. Hesaplanabilen şey gerçektir. Öte yandan Newton’un fikirleri, sadece bilimi değil, felsefeyi ve toplumun hayata bakışını da etkilemiştir. Evren bir makineyse insanlar da sadece birer makine parçasıdır. Eylemlerimiz istekanın vurduğu bilardo topları gibi öngörülebilir ve belirlidir. Determinizme göre her şey neden-sonuç ilişkileriyle yönetilir ve hiçbir şey bu kuralın dışında kalmaz. Evren nedenseldir (sebep-sonuç ilişkilerinin hükmündedir) ve deterministiktir (baştan aşağıya öngörülebilirdir).
Özgür İrade Öldü mü?
Mutlak hesaplamaların desteklediği bilimsel gerçeklerle kim tartışabilir? Dahası, makineyi Tanrı tasarladıysa madem, Tanrı’yla kim tartışabilir? Determinizmin olduğu yerde özgür irade anlamsızdır. Hayatın gidişatı bellidir. Hayaller, yaratıcılık ve kişisel seçimler sadece birer yanılsamadır -alnımızda yazanı ne yapsak değiştiremeyiz. Uzay Yolu: Yeni Nesil’in bir bölümünde bu durum yansıtılmış, Borg olarak bilinen
sayborglar esirlere “Direnmeniz boşuna” demişlerdir. Deterministlerin dünyasında da direnmek boşunadır. Makine zaten çalışmaktadır. Her şey -düşüncelerimiz, eylemlerimiz, hatta kaderimiz- önceden bellidir.
Peki, bu doğruysa herhangi bir şey yapmanın ne anlamı var? Her şey önceden belliyse neden değişmeye, gelişmeye ya da hayatımızı şekillendirmeye çalışalım? Bilim ve felsefeye asırlarca bu görüş hâkim olmuş, sonra radikal bir yeni keşif determinizmin kesinliğini paramparça etmiştir. Bilim insanları realitenin en küçük yapıtaşlarını -kuantum dünyasını- dikkatle incelemişler ve bulduklarıyla her şey değişmiştir.












































