Bir Tutam Cesaret, Bir Tutam Umut, Bir Tutam Sevgi

Merhaba,
İçinizdeki sıkıntıları dökebilrsiniz demişsiniz ya, belki daha iyi hissederim. Bu ara çok ilginç bir dönem geçiriyorum…  …Ve sonuç ayrıldık. O kendi bağlarından kopmak istemedi, ben de bencilliğinden taviz vermeyen birini istemedim. Yani hüsran. Bu arada çalıştığım işyeri de belirsiz bir sürecin içinde çalkalanıp duruyor. Maaşlarımız ödenmiyor. Kiramı nasıl ödeyeceğimi bilmiyorum. İş arıyorum. Bir yandan hayatımı kurmak için çaba harcıyorum, bir yandan okuduğumu sandığım şeyler aynı hızla elimden kayıyor. Elime  istediğim altın renginde bir avuç dolusu kum alıyorum ve hepsi parmak aralarımdan sızıp gidiyor sanki.

Sızlanmak istemiyorum. Şu dönem gerçekten kendi kararlarımı aldığım uyguladığım, bir sürü ders aldığım, yargılama ve yargılanmayı sorguladığım, belirsizlik içinde yaşamaya alıştığım ve kendimi en çok tanımaya başladığım bir dönem oldu benim için. Zaten bu dönem içinde Kuraldışı’ndan aldığım kitapların hesabı yok. Kendimi de yargılamaktan vazgeçtim; doğru, yanlış, hatalı, mükemmel, mutlu, mutsuz,  güçlü, zayıf, âşık, düşman, seven, tutkulu, iradeli… Bu dönem tüm hepsi oldum… Ve kendimi hergün kuraldisi.com ya da onla ilgili bir bölüme girerken buldum.

Şimdi kâğıda döküp, tekrar okuyunca ne kadar da basit gözüktü yazdıklarım. Halbuki… İçimde on bin fırtına koptu; her ayrılış, her başlangıç, her umut, her aşk, her hayal kırıklığı… dikey yönde zikzaklar… Ama biraz zorlanıyorum. Galiba herşeyi yeniden kurmaya çalışıp, sürekli kendimi motive etmeye çalışıyorum, hatalarımla yüzleşip, kendimi artık daha çok seviyorum.  Ama biraz yoruldum. Hâlâ her şey istediğim gibi değil ve ruhsal olarak yoruldum.

Aslında genel anlamda ruh halim güzel, hayatın akışına güveniyorum. Ama bazı zamanlarda kalbimin olduğu bölgenin biraz baskı altında olduğunu hissediyorum. Ne yapsam bilemiyorum. Yeni bir iş bulmam, hangi şehirde kalacağıma karar vermem, aşkımı kalbime gömmem ve de kendimi yeniden bulmam lazım…
 

Bu ayki yazıma bana gelen e-postalardan biri ile başladım.

Bu e-postayı seçtim çünkü içinde her şey var ve bana yazılan epostaları kendi içinde harmanlıyor. Metinden gönderenin özeline dair detayları çıkardım. Kalanlar ise okuduğunuz gibi aslında hepimize ait.

Bu e-postaya cevap yazmanızı çok isterim. İçinizden ne gelirse berna@kuraldisi.com adresine yazabilirsiniz; bu eposta sizde neler uyandırıyorsa…

“Elime istediğim altın renginde bir avuç dolusu kum alıyorum ve hepsi parmak aralarımdan sızıp gidiyor sanki” tanımlamasını sevdim. Sonra gelen bir cümle ise cevap niteliğinde: “Şu dönem gerçekten kendi kararlarımı aldığım, uyguladığım, bir sürü ders aldığım, yargılama ve yargılanmayı sorguladığım, belirsizlik içinde yaşamaya alıştığım ve kendimi en çok tanımaya başladığım bir dönem oldu benim için.”

Kum elimizden giderken bir tadı kalır, tozu kalır, rengi kalır, elimize kokusunu bırakır…
Yaşananlar da bize dersleri ve farkındalıklarımızı bırakır… En zorlu dönemler en değerli derslerin ve farkındalıkların dönemleridir; tabii bu yönde değerlendirmeyi seçersek.

Bu dönemler aynı zamanda yorgunluk hissettiğimiz dönemlerdir. Bedensel, zihinsel, ruhsal ve duygusal olarak öylesine bir yoğun yolculuk içinde oluruz ki yorgunluk kaçınılmazdır.

Yolculuk, değişen yoğunluklarla, bir ömür boyu sürer. Bu nedenle, dinlenme ve keyiflerimizi, kendi özelliklerimize uygun olarak belirlememiz ve gerçekleştirmemiz çok önemlidir. Meditasyon, yoga, kitaplar, CD’ler, dostlarla beraber olunan zamanlar, dans, resim, müzik, tiyatro, sinema, ata binmek, paint-ball, spor ve daha pek çok kendimizi şarj etme alternatifimiz var.

Yaşamın çok öz bir formülü var (bana göre):

Beklentisiz aksiyon + Hayatın akışına güven + Keyif

Size göre formül nasıl?
Yukarıdaki formülün size uyan, uymayan neleri var?

Yazın bana.

Sorunlarınızı iletin, sorularınızı sorun. Duygularınızı, düşüncelerinizi, bilgilerinizi paylaşın.
İtirafta bulunun. İçinizde birikenleri satırlarınıza dökün. berna@kuraldisi.com  adresime “Yasam Cesurlari Sever” konulu e-postanızı yollayın. İçine bir tutam cesaret, bir tutam umut, bir tutam sevgi koyun.

Bir filmdeki karakterin dediği gibi, “Yüzüstü düşme riskini göze alabilirsen her istediğini yaparsın.”

Yaşam tüm korkularına rağmen adım atanları ödüllendirir.

Öğrenmenin, deneyimlemenin sonu yok…
Paylaşmanın sonu yok…
Keyfi çoook…

Her şey çoook güzel oluyoooor 
Bana bol bol yazın, iluga (güzellikle) yaşayın

<div class="social4i" style="height:82px;"> <div class="social4in" style="height:82px;float: left;"> <div class="socialicons s4twitter" style="float:left;margin-right: 10px;"><a href="https://twitter.com/share" data-url="https://dergi.kuraldisi.com/bir-tutam/" data-counturl="https://dergi.kuraldisi.com/bir-tutam/" data-text="Bir Tutam" class="twitter-share-button" data-count="vertical" data-via=""></a></div> <div class="socialicons s4fblike" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="fb-like" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/bir-tutam/" data-send="true" data-layout="box_count" data-width="55" data-height="62" data-show-faces="false"></div> </div> <div class="socialicons s4plusone" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="g-plusone" data-size="tall" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/bir-tutam/"></div> </div> </div> <div style="clear:both"></div> </div> <p>28 Ocak 1966’da, kova üstü ikizler olarak doğmuş bir hava kadınıdır ve hayatında her alanda, sürekli <a href="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/4/2016/05/BERNA1.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-3421" title="BERNA" src="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/4/2016/05/BERNA1.jpg" alt="" width="169" height="215" /></a>hareket halinde, değişim içindedir.</p> <p>Meraklıdır ve yeni bilgiye bayılır. O kadar ki, pazarlarda meyve sebzenin gazete kâğıtlarına konduğu yıllarda, eve getirilen erzakın yerleştirilmesine yardım ederken kendisini hep o gazete kâğıtlarını okumaya dalmış bulduğunu söyler.</p> <p>Bilgileri görsel almayı tercih eder. Filmler, diziler gibi hikâye anlatan görsel araçlarla bilgiye ulaşmak hoşuna gider. Okumayı da sever. Hikâye içinde aktarılan bilgi beynine çok iyi geldiğinden, mesela, Paulo Coelho okumaya bayılır.</p> <p>Sohbet, çikolata, kahve, sinema, bir kadeh şarap ve belki hatta sıcak şarap; evinin huzuru, doğal, sakin, dingin ortamlar, güzel ve duyguları harekete geçiren müzik, dans; Kaş; sevgiyle üretilen, yaratılan her şeyin hayatı yaşanmaya değer kıldığına inanır. Hayatın bütününü meditasyon olarak görür; her saniyesini doya doya yaşayıp dolu dolu hissetmeye bakar.</p> <p>Kendisini şöyle tarif eder:</p> <p>Ben, kurumsal kültüre ve kalite belgesine sahip bir şirkette uzman ve yönetici olarak çalışma hayatı; psikolojik problemlere sahip bir annenin yaşama bağlanmasında yol arkadaşlığı, hiperaktiflikten etkin bireyliğe geçiş yapan bir gencin anneliği; üç evlilik, iki boşanma, çok değerli eğitmenlerden iş ve bireysel gelişime yönelik eğitimler, hem başarıların hem dibe vurmaların aynı doğallıkla yaşandığı ve her seferinde bir adım daha ileriye atılan, hep daha doğrunun arandığı üretken, olumlu değişimlere geçiş sağlayan bir yaşam anlamına geliyorum.</p> <p>Ve her bir hücreme işlenmiş olan ve işlenmeye devam eden tüm bilgilerimi ve deneyimlerimi evrensel paylaşıma açmaya bayılıyorum.</p>