boncuk-i

 

09.06.2016

 

Bu yazı Boncuk’a veda yazısıdır.

Çocukluğumdan beri köpeklerden korkardım. Yolumun üzerinde çok uzakta bile köpek varsa yolumu değiştirirdim. Kalbim çok hızlı atmaya başlardı. Bedenim korku içinde kasılırdı. İçimden söylenir dururdum “Hep beni buluyor bu köpekler” diye. Her yerde karşıma çıkıyorlardı ve hayatımı zorlaştırıyorlardı. Köpekleri sevdiğimi söylerdim. Onlara zarar gelsin istemezdim. Fakat benden uzakta olsunlar. Başka yerlerde yaşasınlar isterdim. Böyle öğrenmiştim ve yıllardır bunu hiç sorgulamadan yaşayıp gidiyordum. Sonra biri çıktı karşıma. Çok sevdim onu ve onun sevdiği her şeyi de sevmeye başladım zaman içinde. Sevgilimin hayvanlara olan derin sevgisi ve kocaman kalbi beni çok etkiledi. Ben de merak eder oldum nasıl bir şeydi böyle bir sevgi ve şefkat duyabilmek. Bu dönemde Gestalt Terapisi eğitimi almaya başlamıştım. Gestalt bakış açısını öğrenip, içselleştirdikçe doğa ile bir bütün olmayı, doğayı sevgiyle kucaklamayı öğrendim. Ben de diğer tüm canlılar gibi bir canlıydım aslında. Ağaçtım mesela, kediydim. Hepimiz birdik. Bir bütünün parçalarıydık biz. Böylece diğer parçalarımı kucaklama özlemim daha da artmaya başladı. İçimde oluşan bu kocaman sevgiyi ve şefkati sokaktaki canlılara verebilmek için tek engelim korkuydu. Ben korkumdan daha fazlası olmuştum artık ve beni esir alıp yönetmesine izin vermemeyi seçtim.

İş yerimde her sabah arabayı park edişimi oturduğu yerden izleyen bir köpek vardı. Korkuyla karışık ona bakarken içimden ne kadar tatlı diye geçirirdim. Gün içinde pıtır pıtır koşuşuyla bizim bahçeye gelişini izlerdim camımdan. Onu izlemek günümün en güzel dakikaları olmaya başlamıştı ve ben yolunu gözler olmuştum. Bir gün yine bahçede dolanışını izlerken yanına gitmek istedim. Bir yanım korku, bir yanım cesaret ve kalbim küt küt atarken ona ne verebileceğimi düşünüyordum. Peynirim vardı. Bir dilim peyniri kaptım ve koşarak bahçeye indim. Peyniri önüne koydum. Bir süre bakıştık. Sonra peyniri yemeğe başladı. Ben onu izlemeye devam ettim. Sonra ufacık dokunuverdim kafasına. İşte böyle başladı bizim dostluğumuz. Artık her sabah ben arabadan indiğimde yanıma gelmeye başladı kuyruğunu sallayarak. Geç kaldığımda bahçenin içinde oturmuş beni beklerken bulmaya başladım onu. Boncuk imiş adı. İlerideki fabrikada çalışan biri tarafından bebekliğinden beri bakılıyormuş. Boncuk’u kapının önünde bırakıp işe dönmek çok zor gelirdi. Her gördüğümde nerelerde kaldın çok özledim seni derdim. O da gülerdi sanki bana.

Böylece daha önce hiç tatmadığım, hiç bilmediğim bir sevgiyle tanışmış oldum. Sanki yüreğimin bir kısmı buz tutmuştu ve şimdi o buzlar eriyordu. Kalbimde kocaman bir hayat doğuyordu sanki. Bu sevgi beraberinde hiç bilmediğim endişelerde getirmeye başladı. Onun gelmediği günler bir ağırlık çökerdi üzerime. Bir şey mi oldu acaba diye tedirgin olurdum. Akşam iş çıkışları onun olduğu fabrikaya gider ve Boncuk’un bir kamyonun altında tatlı tatlı uyuyuşunu görünce derin bir nefes alırdım ve hafiflerdim. Kalbimi ferahlatırdı varlığı.

Kafasını okşarken sanki bana gülerdi. Öyle mutlu görünürdü ki onun o masumluğu bana da bulaşırdı. Ben de kendimi çocuk gibi mutlu hissederdim.

Beni sevmesini çok istemiştim. Ben de çok sevmiştim onu.

Şimdi ona veda etmek çok zor geliyor.

Boncuk fabrikalarında çalışan birinin kullandığı forklift tarafından ezilmiş. Bunu duyduğumda içimdeki öfke ve acıyla ne yapacağımı bilemedim. Sadece ağladım, ağladım. Fotoğrafına baktım. Tatlı tatlı koşuşunu ve yüreğimi sevgiyle dolduran gülüşünü düşündüm sürekli. Sonra bu yazıyı yazdım herkes onu tanısın diye. Acım paylaşılsın ve Boncuk yine gülsün istedim.

Boncukla birlikte koruyamadığımız masumluğumuzu, saflığımızı, iyiliğimizi, insanlığımızı ve her birimizin doğanın birer parçası olduğumuzu hatırlayalım istedim.

Şükran Akgün