Arkadaşlar önemlidir. Sadece çocuklar için bir keyif kaynağı ve yoldaş olmakla kalmaz, aynı zamanda öz farkındalığın gelişmesine ve başkalarının nasıl düşündüğünü anlamasına da yardımcı olurlar. Çocuklar birbirleriyle nasıl geçineceklerini arkadaşlıklar vasıtasıyla, birlikte hayal dünyaları kurarak, tartışıp barışarak ve farklı ilişkilerin kurallarını ve sınırlarını anlayarak öğrenirler. Ne var ki, çocuklar nasıl arkadaşlık kurulacağını doğuştan bilmezler, bu bilgiyi büyüdükçe kazanırlar. Çocuklar iki yaşında yan yana oynamaya ve üç yaşına geldiklerinde büyük ihtimalle işbirliği yapmaya ve paylaşmaya başlarlar. Genellikle dört yaşlarında oynarken sıraya koymayı öğrenirler ve sembolik oyun oynarken çatışmalar daha az görülür.

Arkadaşlığın pek çok tanımı vardır ama bunların hepsi de çocukların arkadaşları olmasını tercih ettiğini, arkadaşlıkların çift taraflı olduğunu, keyifli ve destekleyici olması gerektiğine dair benzer özellikleri paylaşırlar. Çocukların küçük yaşlardan itibaren arkadaşlığın ne olduğunu anladığı bellidir. Daha okula başlamadan önce çocuklara “arkadaş nedir?” diye sorulacak olsa, ilk arkadaşlıkların gözle görülür, somut özelliklerini tanımlarlar. Mesela, dört veya beş yaşlarında bir çocuk, bir arkadaşı aktivitelere katılan (“seninle oynar”), antisosyal davranışlardan ziyade (“sana bağırmaz”), toplum yanlısı davranışlar sergileyen (“şekerlerini seninle paylaşır”) ve sosyal açıdan teşvik eden ve keyif veren (“onunla evcilik oynamak çok zevklidir”) biri olarak tanımlamaya meyillidir. Çocuklar büyük ihtimalle kendilerine dostça davranan birine dostça davranırlar. Anaokulu dönemindeki arkadaşlıklar fevri bir şekilde bozulabilen (“artık senden hoşlanmıyorum”), gelgeç ilişkiler gibi görünse de bu aceleci ve atak davranışsal ifadelerin o yaş grubu için normal olduğuna ve mutlaka arkadaşlığın sona ermesi anlamına gelmediğine dair kanıtlar vardır. Hatta bu erken dönemdeki ilişkiler yıllarca sürebilir.

Bu nedenle arkadaşlıklar, büyüdükçe ebeveynleriyle ilişkileri azaldıkça ve kendi başlarına karar verme deneyimleri arttıkça, çocukların sosyal dünyayı anlamaya başlamasını temsil eder.

Çocuklar büyüdükçe arkadaşlık konusundaki düşünceleri gelişir ve daha karmaşık bir hal alır. Küçük çocuklar daha çok kendine odaklanır ve kendini ilişkilerin merkezine koyan şeyler söylerler (“arkadaşım kreşe benimle birlikte gidiyor”). Gelgelelim, büyüdükçe topluma daha çok odaklanır ve başkalarının duygu ve düşünceleriyle daha çok ilgilenirler. 7-11 yaş arasında arkadaşlık anlayışları şu nitelikleri içerecek şekilde genişler:

 

  • Yardım etmek ve destek olmak.
  • Birbirine yakınlık göstermek.
  • Benzer ilgi alanlarına sahip olmak.
  • Şefkatli olmak.

 

Çocuklar başkalarına tepki vermenin farklı yollarını anlamaya başladıkça arkadaşlarının niteliklerini irdeler fakat aynı zamanda bu niteliklerin şartlara bağlı olarak değişebileceğini de öğrenmeye başlarlar. İlişkilerde karşılıklılığı öğrenmeye ve bunu beklemeye başlarlar (karşılıklı özveri). Arkadaşlar arasındaki konuşmalar genellikle sosyal durumlarla ilgili olacaktır; bu da çocukların bu ilişkiler ve onların temelini oluşturan duygu ve düşünceler hakkında fikirler geliştirmesini mümkün kılacaktır. Aile dışındaki dünyayı ve olayları algılayıp yorumlamanın farklı yolları hakkında bir içgörü kazanırlar.

Çocuklar büyüdükçe arkadaşlıklarının doğası değişmeye ve gelişmeye devam eder. Orta öğrenimde gençler sosyalleşmenin karmaşık yollarını gitgide daha iyi anlayarak arkadaşlığın yeni ve farklı boyutlarını (mesela güven, sadakat gibi) tanımaya başlar. Ergenlik yaklaştıkça ve kendini ifade etme eğilimi (gizli inançları, duygu ve düşünceleri paylaşmak) arttıkça gençler samimiyeti arkadaşlarıyla ilişkilerinin önemli bir niteliği olarak görmeye başlar. Buna bağlı olarak, kişisel bilgileri açıklamanın risklerine karşı önlem almak için sadakat ve bağlılık beklentileri artar (“arkadaşlar sana arka çıkar”, “Sırrını arkadaşına güvenle açabilirsin”, “Arkadaşlar arkandan konuşmaz”). Çocuklar ergenliğe yaklaşırken empati kendini daha da belli etmeye başlar ama empati kurma kapasiteleri elbette farklılık gösterir.

Bazı durumlar çocukların arkadaşlık kurmasına yardım eder. İlk olarak, onlara ilgi gösterenlere tepki verirler. Ancak başkalarıyla ilişkiye girme (genellikle fiziksel yakınlık şeklinde) gibi arkadaşlığın kurulacağını öngören faktörler vardır. Bu da birbirleriyle düzenli olarak temas içinde olan çocukların arkadaşlık kurma olasılığının daha fazla olduğu anlamına gelir. Arkadaşlık kurmak sosyal ağlar vasıtasıyla kolaylaşır, böylece “arkadaşların arkadaşlarıyla” arkadaş olma olasılığı daha da artar.

Çocuklar bir şekilde kabul ettikleri (mesela çekingenlik, sosyallik, mizah duygusu) özellik ve niteliklere sahip arkadaşlar seçme eğilimindedir. Asi davranışları olan bazı çocuklar benzer şekilde itaatsiz veya serkeş çocuklardan etkilenir ve birlikte antisosyal davranışlar sergilemekten (mesela küfretmek, kuralları ihlal etmek gibi) zevk alırlar. Çocuklar benzer deneyimler yaşayanlardan da etkilenir (mesela, anne babası boşanmış olanlar gibi). Arkadaşlar ortak ilgi alanları, fikirler ve giyim tarzları geliştirmeye de yöneltir ve bunlar zamanla birbiriyle daha çok benzerlik gösterir. Birbirlerini hem olumlu hem olumsuz şekillerde etkilerler ve bu etkileşim modelleri zaman içinde pekişirken aralarındaki bağlar da güçlenir. Kendine benzeyen bir arkadaş seçmek bireyin sosyal kimlik ve benlik duygusunu onaylayabilir, kabul edildiği duygusunu güçlendirebilir.

Ancak, arkadaşlar arasında gelişen tüm bu benzerliklere rağmen her arkadaş çifti kendine özgüdür. Birbirinin aynı iki arkadaşlık yoktur ve birkaç arkadaşı olan bir çocuk bunların hepsinin farklı olduğunu, karakterinin farklı yönlerine hitap ettiğini veya farklı ilgi alanlarını teşvik ettiğini görecektir. Bu da arkadaşlıkların desteğin, çatışmanın, mizahın derecesine ve ilişkinin ne kadar özel olduğuna bağlı olarak çok çeşitlilik gösterdiğini vurgulamaktadır. Bazı arkadaşlar “en iyi arkadaş” olmak ve başkalarını dışarıda tutmak ister. Gelgelelim, herkesin bir “en iyi arkadaşı” yoktur ve tek bir çocuğun birkaç arkadaşı olabilir. Arkadaş çiftleri içindeki çocuklardan biri baskın olabilir ve itaat eden taraf bunu hoş karşılayabilir veya buna içerleyebilir. Arkadaşların aralarında hissettikleri güç dengesi, kökleri içinde yetiştikleri dünyaya uzanan deneyimlere ve beklentilere bağlıdır. Çocukların yaklaşık yarısı, içlerinden birinin sürekli baskın olmadığı dengeli arkadaşlıklar kurmaktadır.

Arkadaşlar büyük bir eğlence ve keyif kaynağı olabilir fakat aynı zamanda üzülmeye ve kıskançlık, dargınlık, güvensizlik, kaybetme ve reddedilme gibi daha olumsuz deneyimlere de yol açabilir. Çocuklar büyüyüp arkadaşlarıyla daha yakınlaştıkça, arkadaşlıkları sona erdiğinde, kayıp ve üzüntü duygularına karşı daha hassas olurlar. İlişkilerin sona ermesiyle başa çıkmayı öğrenmek önemlidir ve bu gelecekteki kaybetme deneyimlerinin temelini oluşturacaktır. II. Kısımda ebeveynlerin ve çocuklarla ilgilenen yetişkinlerin, arkadaş ilişkilerinde yaşadıkları zorluklarda çocuklara nasıl yardım edebilecekleri konusunda bilgi verilmektedir.

Share This