Önemli olduğunu düşündüğünüz şeylere
partneriniz karşı çıksa da, onun desteklediği şeylerdeki olumlu iyiyi arayın.

Her birimizin hayatta zor kararlar vermesi gerekiyor. Bu zor kararlar değerlerimizi yansıtıyor: İyi ya da kötüye, doğru ya da yanlışa, haklıya ya da haksıza, mantıklı ya da mantıksız olana karar verdiğimiz kurallar.

Değerler, özgürlük, mutluluk, eşitlik, güvenlik, kurtuluş ve aydınlanma gibi hayatta gerçekten önemli olan şeylere ilişkin yargılarımızı içerir. Başka değerler ise yardımsever, yaratıcı, zarif, kibar ve neşeli olmak gibi anlamları -hayattaki bu önemli şeyleri elde etmekte bize yardım edebilecek özellikler- içerir. En nihayetinde samimiyet, doğruluk ve etkili olmak gibi hedeflerimize ulaşmak için benimsediğimiz değerler vardır.

Bu değerler duygusal gerçeklerimizi şekillendirir ve duygusal gerçeklerimiz de değerlerimizi şekillendirir. İkisi iç içe geçmiştir.

İyi olduğunu düşündüğümüz şeyler çoğu zaman iyi olduğunu düşündüğümüz diğer şeylerle çatışma halindedir. Çocuklarımızın güvende olmasını isteriz, ama aynı zamanda özgür olmasını da isteriz. Tam özgürlük, güvenliklerini riske atabilir. Tamamıyla emniyet içinde olmak ise genellikle özgürlüğe yer bırakmaz.

En zor kararlar aslında iki farklı değere verilmesi gereken ağırlık ya da önem arasında yapılan tercihlerdir. Farklı toplumsal iyileri tartmayı gerektiren kararlara değer seçimleri adı verilir. Örneğin ABD’de bugünlerde ulusal güvenlikle özel hayatın mahremiyeti arasındaki dengenin nasıl sağlanacağını tartışıyoruz. Her ikisi de iyi değerler. Belirli bir durumda hangisinin daha önemli olduğuysa, tercih meselesi. Başka bir örnek de rahatlık ve güvenlik kurallarını dengeleyen bir tercih olan arabalarda emniyet kemeri kullanımı. Emniyet kemeri kullanımının zorunlu olmasını düşünen hükümet, bireysel özgürlük ve toplum emniyeti değerleri arasında bir seçim yapmaktadır.

Tüm bu değerler; iyi, arzu edilen ve olumlu değerlerdir. Kimse bunlara karşı çıkmıyor. Asıl mesele herhangi bir durumda hangi değerin diğerlerinin önüne geçeceğine karar vermek.

Çiftler arasındaki çatışmaların büyük bölümü, değer seçimleridir. Tercih ettiğimiz davranış şekilleri, belirli bir durumda hangi değerlerin bizim için en önemli değerler olduğunu gösterir. Her tercih, iki iyi arasındaki dengeyi temsil eder.

Duygusal gerçekliği bizimkinden çok farklı değerlere dayalı biriyle karşı karşıya geldiğimizde, her ikimizin de gerçekliği yargıladığı kurallar çatışma içine girer. Genellikle gerçeklik tanımımıza yönelik bu tehditle başa çıkma şeklimiz, karşı tarafın değerlerinin yanlış ya da kötü niyetler içerdiği sonucuna varmaktır. Bireylerden birinin disiplini pekiştirmek için harika bulduğu eğitim programı diğeri tarafından acımasız ve istismarcı bulunabilir. Bu iki kişinin değerleri öylesine farklıdır ki, birbirlerini anlayamazlar.

Çiftler ne yapacakları konusunda tartışırken, karşı tarafı çoğu zaman kendi doğrularına karşı çıkan, rakip biri gibi görür. Sizin önemli olduğunu düşündüğünüz bir şeye partneriniz, kendi doğrusuyla uyuşmadığı için karşı çıkabilir. Partnerinizin bu karşı çıkışı, kendisinin daha önemli olduğunu düşündüğü bir değeri savunmasına dayanmaktadır. Aslında ikiniz de olumlu bir iyi olarak tanımladığınız görüşleri savunmaktasınız.

Değer tartışmalarının tipik özelliklerinden biri de, iki tarafın da “karşıt tarafı” aşırı duygusal ve mantıksız, rasyonel sayılamayacak görüşlerdeki kişi olarak görmesidir.

Sizin ve Partnerinizin Farklı Değerleri Varsa

Değer farklılıklarıyla başa çıkmanın anahtarı şudur: Önemli olduğunu düşündüğünüz şeylere partneriniz karşı çıksa da, onun desteklediği şeylerdeki olumlu iyiyi arayın. Değer seçimleri siyah beyaz değildir. Genellikle dengeyi bulmak üzerinedirler: Her iki tarafın da olumlu bir değeri savunduğunu fark etmek, bir ölçüye kadar her iki değerin de hakkını vermek ama belirli durumlarda değerlendiren birine belki daha fazla ağırlık vermek. Çocuklarınızın emniyette olması iyidir ama hareket özgürlükleri de öyledir. Belirli bir durumda hangisi daha önemli?

Çift olarak sizin göreviniz her iki tarafın savunduğu değerleri belirlemektir. Diğer tarafın savunduklarını tanımladığınızda belki de o kadar farklı düşünmediğinizi görebilirsiniz. Belirli bir değerin -örneğin güvenliğin- belirli bir durumda daha önemli olduğunu düşünseniz de, rahatlığın da önemli olduğunu kabul edebilirsiniz. Ya/veya yerine hem/hem yaklaşımını benimsersiniz. Her iki değere de makul bir ağırlık vermek için birlikte hareket edersiniz.

Değerleri Tanımlamak

Değerler çoğu zaman açıkça söylenmez; konuşmada ya da davranışlarımızla ima edilir. Hayatlarımızı şekillendirmede baskın bir rol oynasalar da, açıkça bahsedilecek olduklarında çoğu zaman semboller ya da soyut kavramlar gibidirler; örneğin “annelik” ya da “elmalı pasta” gibi şeylerin inanç dışında rasyonel olarak savunulmaları oldukça güçtür. (Bağımsızlık Bildirgesi’nin yazarları dahi bu zorlukla karşı karşıya gelmiştir: “Yaşama, Özgürlük ve Refahını Arama Hakkı” gibi temel değerleri savunmaya çalışırken “Bu gerçeklerin apaçık ortada olduğunu kabul ediyoruz” cümlesine başvurmuşlardır.)

Değerleri tanımlama işini birlikte çözeceğiniz bir bulmaca gibi düşünün. İma edilen değerlerin üç işaretini aşağıda bulabilirsiniz:

  1. Değer yüklü dil kullanmak: Belirli tercihlerimizi savunmak için “parayı çöpe atmak”, “çocukların üzerine titremek” ve “hayatımızı ailelerimizin yönetmesine izin vermek” gibi deyimler açık değer yargılarını değil; ima edilen değer yargılarını içerir. Söz konusu değerler tutumluluk, disiplin ve özgürlük olabilir.
  2. Vahim bir sonuç öngörmek: İnsanlar içten içe benimsedikleri bir değerin aksi yönünde hareket ettiklerinde, çoğu zaman bunun vahim bir sonuç doğuracağını öngörür. Örneğin ebeveyn, “Her istediklerini verip çocukları çok şımartıyorsun” demektedir. Buradaki korku, özdisiplini olmayan çocukların kötü birer insan olacaklarıdır. Başka durumlarda ebeveyn çocukların büyüyünce parasız kalacağından ya da asla arkadaş edinemeyeceğinden duyduğu korkuyu dile getirebilir.

Karşı tarafın duyduğu korkunun size anlamlı gelip gelmemesinin aslında bir önemi yoktur. Bir arkadaşımın kocası, ailesinin yaşadığı Büyük Buhran yıllarındaki yoksulluktan ve İkinci Dünya Savaşı sırasındaki gıda kıtlığından çok etkilenerek büyümüş. Ne kadar parası olursa olsun, hiçbir şekilde kendini güvende hissetmiyor. Bu güvensizlik ise duygusal gerçekliklerinden biri haline gelmiş. Karısının bu durumla barışması gerekti. Anlaşmazlığa düştüklerinde, kocasının davranışlarının temelinde, kendisinin de desteklediği bir değer olan mali anlamda kendini güvende hissetme arzusunun yattığını anımsamaya çalışıyor.

  1. Saygıdeğer bir kaynağa gönderme yapmak: Kendi görüşlerini savunurken insanlar İncil’den, Başbakan’dan, güncel bir kişisel gelişim kitabından ya da işyerindeki bir arkadaşlarından alıntı yapabilir. Buradaki strateji, haksız çıkabileceği korkusuyla karşı tarafın sorgulamayacağı bir kaynaktan alıntı yapmaktır. Zorluk ise; kişilerden birinin saygı duyduğu kaynak, diğeri için (“televizyondaki ofinansal öneriler programı” gibi) oldukça tartışmalı olabilir.

Değer tercihlerindeki farklılıklara bir yaklaşım biçimi de, her iki tarafın içinde bulundukları durumda en önemli olduğuna inandıkları değerleri listelemesidir. Ardından hangi davranışların iki tarafın da değerlerini içerdiğine bakabilirsiniz.