İnsanlar sosyal hayvanlardır. Buna karşın kontrol edilemez olan pek çok şey başkalarıyla ilgili olanlardır. Örneğin başkalarının nasıl düşünüp hissettiği bizim kontrolümüz dışındadır. Kişilikleri de öyle. Yeteneklerini onlar adına geliştiremeyiz. Eğitim denen uzun ve sancılı süreci saymazsak…
Sosyal medyada insanların sürekli başkalarını kötülediğini, birbirine aptal dediğini görürüz. Kişi sosyal medyadaki diğer insanların entelektüel açıdan daha zayıf olduğunu düşünüyor olabilir. Gelgelelim bu insanların aptallığından bahsetmek Stoacı bir yaklaşım değildir. Başkasının aptallığını kontrol etme şansımız yoktur, bu yüzden söylediklerimizin kimseye bir faydası olmaz. Bir insanın duygularını ifade etmesi daima kötü bir şeydir, demek istemiyorum. Bunu yapmak sosyal ya da kişisel bir amaca hizmet ediyor olabilir. Bununla birlikte, duygusal ifadelerimizi bir bağlama oturtursak duygu dünyamız sağlamlaşır, başkalarıyla uyumlu hale gelir, biz de daha Stoacı bir hayat yaşamaya başlarız.
Stoacılığa dair bir yanlış anlaşılma ve yanlış temsil söz konusudur: Stoacı kişinin duygulardan azade olması beklenir. Bu fikir bizim iyi anlamadığımız insanlarla olan etkileşimlerimizden geliyor olabilir. Bir yabancıyı duygusuz olarak tasvir etmek onu anlamaktan kolaydır. İşin aslı, hiç kimse duygular kıtasından kopuk bir ada değildir. Aksine. Kazuo Ishiguro’nun Günden Kalanlar’ında kâhya Stevens, efendisinin karşısında duygusuz bir hizmetkâr gibi görünebilir; ama aslında son derece insani duygulara sahiptir. Özellikle de Darlington Malikânesi’ndeki meslektaşı Bayan Kenton söz konusu olunca. Bir Japon sumo güreşçisi önemli bir müsabakayı kazansa bile rakibine olan saygısından herhangi bir duygu göstermez ama içten içe mutlu olduğu kırmızı gözlerinden ve ara sıra gözlerinden akan yaşlardan belli olur. Marcus Aurelius’un Kendime Düşünceler’ini okursanız imparatorun bireysel olarak kendisi ve çevresindekiler hakkındaki duyguları epey nüanslıdır. Zaten sağlam ve Stoacı bir hayat yaşamak istiyorsanız bütün bir yelpazeyi içeren zengin duygularla -iniş çıkış, ilhamla, komik ve kasvetli, neşeli ve kederli duygularla- dolu biri olmanız şarttır.
İnsanların kimisi olumlu kimisi olumsuz olan pek çok duygusu vardır. Sıkıntılı olaylar karşısında, amigdalanın yönlendirmesiyle beynin duyguyla ilgili devreleri öfke, kıskançlık, kaygı gibi duygular yaratır. Ve hepimizin çok iyi bildiği gibi bu duygular içimize kök salınca yapıcı olmak için yapabileceğimiz pek bir şey yoktur. Aksine, bu duygulara göre hareket edersek sonuç muhtemelen olumsuz, belki yıkıcı olacaktır.
Pek çok Stoacı yazar duygularla, özellikle de öfke gibi güçlü duygularla barışmanın öneminden bahsetmiştir. Örneğin Seneca uzun uzun öfkeden bahseder, öfkenin faydasızlığından, anlamsızlığından dem vurur, hatta insanlara vebadan daha çok zarar verdiğini söyler. Duygularınızı kontrol etmenizin, hele ki baskılamanızın mümkün olmadığını bilmeniz önemlidir. İnsanlar öfkelenmemek gerektiğini söyler. Öfkelenmenin hem öfkeli kişiye hem de öfkeye maruz kalanlara felaketten başka bir şey getirmediğini… Ne var ki “öfkelenmemek gerekir” tavsiyesi pek pratik değildir. Hem sosyal açıdan hem de nörolojik açıdan. Bazen insan öfkelenir; duygular ortaya çıkar. Bizim tek yapabileceğimiz, duyguları yorumlamak, akıllıca ve yaratıcı bir şekilde yönetmektir. Yani asıl soru öfkenin -ve coşkunun- nasıl zapt edileceğidir. Burada duyguların değerinin diyadik -ya olumlu ya olumsuz- olmadığını belirtmek önemlidir. Olumsuz algılanan duygular, onları nasıl yorumlayacağınızı ve yöneteceğinizi biliyorsanız olumlu sonuçlara götürebilir. Örneğin öfke, değişim için bir yakıt olarak kullanılabilir.
Yani mesele duyguların nasıl baskılanacağı değil, onlarla bir nagomi ilişkisinin nasıl kurulacağıdır. Uyum ve birlikte var olmaya dair Japon felsefesi nagomi, duyguların düzenlenmesinde kullanmak için harika bir ilkedir. Nagomi yolunda olumsuz olabilecek bir şeyi inkâr etmez, baskılamaz ya da ortadan kaldırmaya çalışmazsınız; varlığını kabullenir, olumlu duygular kadar öfke ve kıskançlık gibi olumsuz duygulara da sahip olduğunuz gerçeğiyle barışırsınız. Duygularınızı değerlerinizle ve önemsediğiniz şeylerle hizalayarak hayatınızı sağlam ve olumlu kılarsınız.












































