‘‘Onu halen seviyor musun?’’ diye sordu. Hiç düşünmeden ‘‘Hayır’’ oldu cevabım.

Hayır. Artık onunla biz, bittik…

Hatta öyle bitmiştik ki artık onu düşünmek acı vermiyordu. Kalp sızlamıyordu. Karanlık zamanlar geçmişti. Yaşam her yerden ve yeniden kendini gösteriyordu. Mutluydum. Eskisinden daha enerjik ve umut dolu…

Oysa bir ‘‘ama’’ vardı ve o ‘‘ama’’ tüm umut dolu sözleri sıfırlıyordu…

Herkesin bir unutulmayanı var. Derinine işleyeni… Kaç zaman geçerse geçsin, söküp atamadığı… Özlediği… Her kareyi tekrar tekrar yaşadığı ve dokunamadığı… İzlerini silemediği… Yeniden sarmak istediği… Her gittiği yere götürdüğü… Atamadığı, satamadığı, unutamadığı… Her mevsim geçişinde içinin sızladığı… Vazgeçemediği… Sevmeye doyamadığı… Belki de yeterince sevemediği… Yokluğuna alışamadığı… Halen yanında hissettiği… Yıkık dökük bir aşktan geri kalanları yaşatmaya çalıştığı…

Bir yanım kıpır kıpır ve hayatla dolarken diğer yanım neden yeni gelene kapıyı kapıyordu?… Eski sevgili yeniden gelse bile ‘‘biz’’ olamayacağını bilmeme rağmen neden yeni bir birlikteliğe ‘‘Evet’’ diyemiyordu?… Bu sorular canımı sıkarken şöyle bir etrafa bakındım. Ve etrafın ‘‘eski sevgili sendromunu” atlatamayanlarla dolu olduğunu gördüm. Benim gibiler vardı! En iyi yolun yeniye adım atmamak olduğunda kararlı olanlar… Bundan sonrasını tek başına yürümenin en doğrusu olduğuna inananlar… Yarasını sardığını sanıp ‘‘ama’’ ile yaşayanlar… Kendilerini yalnızlığa mahkûm ettiklerinin farkında olmayanlar…

SAYFA-BOLUMU

Biten bir sevgiden sonra yeniden uzanmak istemiyor eller… Paramparça bir yalnızlıkta saklanmaya başlıyor… Çeşitli yollarla acı uyuşturuluyor… Bir yandan ‘‘O’’nsuz olmak öldürürken diğer yandan ‘‘O’’ olmadan yeni bir yaşama alışmaya başlanıyor… Öldürüyor… Acıtıyor… Hissizleştiriyor… Donduruyor… Hiçbir reçete o buz gibi yalnızlığı geçirmiyor… Hiçbir bakış anlamlı gelmiyor… Hiçbir söz yeterince dokunmuyor… Güneş eskisi gibi ısıtmıyor… Bulunduğun doğal ortamlar yeterli nefesi aldırmıyor… Yaşam bulunması gereken tüm alanlar kara toprağa dönüyor… O koskoca bedenler bir darbeyle yere seriliyor ve o darbe sonrası çoğu beden yaşayan ölüye dönüyor… Kolay kolay yeniden yaşama döndürülemiyor…

Çok yüksek bir yerden aşağı düşmek gibi… Sonsuz bir boşlukta kalmak gibi… Üşüyen, ürkek, savunmasız bir halde kalmak…. Yeniden nasıl ayağa kalkacağını bilememek, nefes alamamak gibi… Tüm gibileri alıp çöpe atmak ister gibi… Yaşanacak güzelliklerden ümidi kesmek…. Yalnızlığa programlanmak gibi…

Git gide büyüyen üç noktalı cümleler arasında kaybolmak… Tüm ümidi hiç gelmeyecek olana bağlamak… Olan iyi şeyleri yok saymak!… Bütün anlamları, anlamak istemeyene bağlamak… Bir yerden diğerine savrulmak… Hoş gelmek isteyene ‘‘Hayır’’ ya da ‘‘Dur’’ demek… İçeri kimseyi almak istememek… Yeni bir göze bakmak, tanımak istememek… Hazır olmamak… Duygusal yeterlilikte olmamak… Kapıyı yeniden açamamak… Donmak… Hissizleşerek öylece kalmak…

SAYFA-BOLUMU

Bir elveda can yakar. Cevaplanmayan sorularla baş başa bırakır… Düştüğün yerden ‘‘nasıl’’ ve ‘‘ne zaman’’ kalkacağını bilemezsin. Kayıp gidenleri yaşamın bir yerinde yeniden kazanır mısın (o an için) bilemezsin… Böyle böyle koca bir umudu da kaybedersin! Pandora’ya küfreder, yola ‘‘–miş’’ gibi yaparak devam edersin… Yalan bir masal son bulur ve sen yenisini yaratmanın imkansızlığına inanmayı seçersin. Oysa hayatta imkansız yoktur; onu da bilirsin!  En azından bildiğini söylersin… Belki zordur yeniden yazmak ama imkansız değil…

Sonra yağmur yağar… Gök gürülder… ‘‘Vurmayın yüzüme kar taneleri’’ diyerek bir kış geçer… Bir bahar daha çiçek açmadan geçer! Yaz gelir… Güneş, yataktan çıkma enerjisi verir. Mevsimler böylece geçer gider… İçeri girmek isteyenlerin yüzlerine kapılar kapatılır. En güneşli günde bile tek kişilik bir karanlık yaratılır. Kızlı erkekli, içkili, çalgılı sohbetlerde yalnızlık konuşulur… Aşkın baş döndürücülüğü ve yerine yenisinin konulamayışı… Gidilen yolların neden mutluluğa varmadığına dair serzenişler… Eve yalnız dönüşler, üşüyerek uyunan geceler… Mevsim geçer, yıllar geçer, bu kısır döngü böyle gelir gider…

Oysa ‘‘eski sevgili sendromundan” çıkılmadan yaşanılan, YAŞAM değildir… Olsa olsa yaşamak sanılandır! ‘‘-mış gibi” yapılandır…

Her seçim bir çözüm hakkıdır aynı zamanda. Ya geçmişe takılı yaşamayı seçer ya da geçmişten özgürleşir ve her güne umutla uyanırsın…

SAYFA-BOLUMU

Geçmişten özgürleştiğinde ve koşulsuz sevmeyi öğrendiğinde… Artık O’nunla olmanın seni mutlu etmeyeceğini bildiğinde… Geri dönse istemeyecek olmana rağmen, seversin… Güzel anları hatırlarsın. Yaşamının bir yerinde yaşamına katıldığına şükreder ve gülümseyerek iyi olmasını dilersin. Bilirsin ki sevgi bir duygudan ziyade bir bilinç boyutudur. Hepsi bu.

Çok az sayıda insan gerçek aşkı yaşıyor. O büyüde kendini kaybediyor… Kendini buluyor… İlişki bitiminde ise kendini kaybediyor… Yenisini yazamıyor, zorlanıyor… Geçmiş temizlenmeden ne gün yaşanabiliyor ne de gelecek güzel günlerin mimarı olunabiliyor…

‘‘Halen seviyor musun?’’ diye sordu. ‘‘Hayır’’ dedim. ‘‘Kesinlikle dönse bile hayatımda olmasını istemem.’’ Bu doğru! Ama sevmediğim kısmı yanlış! O’nu her zaman seveceğim. Ve her zaman iyi olmasını dileyeceğim. Kiminle olursa, nerede olursa, karşısına hep güzel insanlar çıkmasını… Arada sırada beni anmasını ve hep güzel olanı hatırlamasını… Ruhundaki huzursuzluğun son bulmuş olmasını… Ve mutlu olduğu sahneleri gözümde canlandıracağım. Aklıma her geldiğinde hem hayatıma girdiği hem de çıktığı için ona teşekkür edeceğim.

Bu yazıyı okuyan ve ‘‘eski sevgili sendromu’’ yaşayan ‘‘ben gibi’’lere de bir ‘‘Aborjin duası’’ ile koca bir gülümsemeyle ‘‘Merhaba’’ diyorum…

Aborjin Duası:

Seni ayakta tutmaya yetecek kadar güzelliklerle dolu bir YAŞAM sürmeni diliyorum.


Aydınlık bir bakış açısına sahip olmana yetecek kadar GÜNEŞ diliyorum.


Güneşi daha çok sevmene yetecek kadar YAĞMUR  diliyorum.


Ruhunu canlı tutmaya yetecek kadar MUTLULUK  diliyorum.


Yaşamdaki en küçük zevklerin daha büyükmüş gibi ALGILANMASINA yetecek
kadar acı diliyorum.


İsteklerini tatmin etmeye yetecek kadar KAZANÇ diliyorum.


Sahip olduğun her şeyi TAKDİR etmene yetecek kadar kayıp diliyorum.


Son elvedayı atlatmana yetecek kadar “MERHABA” diliyorum…

 

<div class="social4i" style="height:82px;"> <div class="social4in" style="height:82px;float: left;"> <div class="socialicons s4twitter" style="float:left;margin-right: 10px;"><a href="https://twitter.com/share" data-url="https://dergi.kuraldisi.com/eski-sevgili-sendromu/" data-counturl="https://dergi.kuraldisi.com/eski-sevgili-sendromu/" data-text="Eski Sevgili Sendromu" class="twitter-share-button" data-count="vertical" data-via=""></a></div> <div class="socialicons s4fblike" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="fb-like" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/eski-sevgili-sendromu/" data-send="true" data-layout="box_count" data-width="55" data-height="62" data-show-faces="false"></div> </div> <div class="socialicons s4plusone" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="g-plusone" data-size="tall" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/eski-sevgili-sendromu/"></div> </div> </div> <div style="clear:both"></div> </div> <p><img class="alignright wp-image-8006 size-full" src="https://test10.kuraldisi.com/wp-content/uploads/Duygu-300x2251.jpg" alt="Duygu-300x225" width="300" height="225" /><br /> 2006 yılında İstanbul Üniversitesi Sosyoloji bölümünden mezun olduktan sonra İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde Uygulamalı Psikoloji yüksek lisansı yaptı. Kuraldışı’nda Yaşam Okulu ve Bütünsel Kinesiyoloji eğitimlerini tamamlayarak yeni bir yaşama başladı.<br /> Çocukluk yıllarından beri ‘‘İnsanlık’’ fikrini ciddiye alır. Değer verdiği şeyleri büyük bir tutkuyla ister… Sevdiği işleri yaparken gayet üretkendir… Sevdiği ve tutkuyla bağlı olduğu bir mesleğe sahip olduğu için hiç işe gitmediğine ve dünyanın en şanslı insanlarından biri olduğuna inanmaktadır. Rutini pek sevmez, özgürlüğe olan düşkünlüğü zaman zaman başına iş açsa da özgürlüğünden vazgeçemez. Fiziksel ve zihinsel seyahatler yaşamının olmazsa olmazlarıdır. Hem iş hem eş hem arkadaş seçimini manevi dünyasına uyan kişiler arasından seçer ve derinden bağlanır. Yaşam onun için sanattır ve o sanatı aşkla icra etmek en büyük zenginliktir…<br /> Amaçlarını ve arzularını gerçekleştirmek için sahip olduğu bol enerjiye şükrediyor. Dost bir dünyada yaşadığına ve yaşamın armağan olduğuna inanıyor. Hayatını ruhunun ve duygularının yönetmesine izin veriyor. Açık ve meraklı bir zihinle yaşamanın tadını çıkarıyor. Her bireyin kendine özgü yeteneklerine, renklerine, hayatlarına saygı duyuyor, katkılarını şükranla karşılıyor. Düşüncelerini özgürce paylaşmaktan mutluluk duyuyor ve girdiği ortamlarda sinerji yaratmak için aktif rol oynuyor. Başkalarının başarısını da kendi başarısı gibi destekliyor ve sevinç duyuyor. Yetenek, beceri, bilgi ve deneyimlerini bütünle paylaşıyor. Herkesin huzurlu, dengeli, güvenli ve kendi merkezinde olduğu bir yaşam sürmesini diliyor. O, yolculuğun her an devam ettiğini biliyor ve her anı değerini bilerek yaşamanın keyfini sürüyor. Tüm insanlara kendi bedensel/duygusal/zihinsel ve ruhsal sağlığının sorumluluğunu aldığı, özsorumluluğunu geliştirdiği, hayatında yarattığı her şeyin sorumlusunun kendisi olduğunu bilmenin farkındalığını diliyor. Uyumlu, dengeli ve kendini gerçekleştirebildiği bir yaşamda kim olduğunu bilen bireylerin arttığı bir yaşam düşlüyor. Yazmanın ve yaşamın keyfini sürüyor…</p>