İleride bir gün, hiçbir karşılaşmanın senin dışında gerçekleşmeyeceğini bileceksin. Karşılaşacağın kişiler, mozaik parçaları gibi, bir araya gelmesi gereken parçaların olarak ortaya çıkacaklardır. Her biri senin muhtemel bir yaşamını temsil edecektir. Her biri insanlar okyanusunda senin psikolojinin bir yüzünü yansıtan bir damladır. Hatırla; diğerleri sadece aynadır, suçlayacak ve kınayacak hiç kimse yoktur. İnsan sadece kendisiyle karşılaşır!

Bu cümleler, yeni yıl tebriki olarak gelen bir epostanın en altından bana bugün “merhaba” dedi.

Beynimde Krişnamurti’nin “yalnızlık” için söylediği sözler ile bir şekilde eşleşti. Krişnamurti’nin aşağıdaki anlatısından “yalnızlık” kelimesini çıkarıp yerine, “X” harfini koydum; bu X, uzaklaşmak ya da yok etmek istediğimiz, suçladığımız, kınadığımız herhangi bir şeyi temsil edebilir.

O zaman şu cümleler ortaya çıktı:

“X”ile baş edebilir misiniz? Yendiğiniz şeyi tekrar tekrar yenmeniz gerekiyor değil mi? Anlamanın bir sonu vardır ama yenmenin bir sonu yoktur. Savaşma süreci sadece savaşmakta olduğunuz şeyi besler ve güçlendirir. Öyleyse önemli olan “X”i yenmek değil, “X”i anlamaktır ve eğer onunla yüzleşmezsek, ona doğrudan bakmazsak ve sürekli ondan kaçarsak, “X”i anlayamayız.SAYFA-BOLUMU

Hayatımıza böyle baktığımızda, yaşam denilen süreç, kendi olası hallerimizle her gün karşılaştığımız, merak edilesi bir hikâyeye dönüşüyor. Her olay ve her insan, iyi ve kötü diye etiketlemeden anlama çabasını gösterdiğimizde, bizden bir parçanın bize fragmanını sunuyor. O fragmanın yaşam filmimiz haline gelmesi seçimlerimizle alakalı.

Bir olay veya bir insanın, üzerimizde bir etkisi olduğunda, bu etkiyi tanımlarken, bir yandan da “neye göre, kime göre” sorularını hesaba katmamızda fayda var.

Örneğin, aşağıdaki iki soruyu önce kendinize sonra çevrenize sorarak küçük bir araştırma yapabilirsiniz.

1. Okul döneminizde, çalışıp hazırlandığınız bir sınav, çalışmayan arkadaşlarınızın isteği ile öğretmeniniz tarafından ileri bir tarihe atıldığında neler hissediyordunuz?

2. Sizin de katıldığınız bir hediye çekilişinde, çektiklerini bir nedenle uygun bulmayarak aralarında değiş tokuş yapan insanlar hakkında ne düşünüyor, ne hissediyorsunuz?SAYFA-BOLUMU

Bir olay veya bir insan ile ilgili, insanların farklı değerlendirmeleri olabildiğini anladığımızda, her birimizin mozaiğinde farklılığı netleşiyor. Diğer bir deyişle, her bir olay ve insan, bir “z” zamanındaki oluşumu ve varlığı ile her birimizin mozaiğinde farklı bir parçayı tamamlıyor. Muhteşem evrensel bir ağ!

Evrensel ağın sonsuz olasılıklarından kendimize en çok katmayı seçtiğimizde, güvenli limanlardan açık denizlere seyahatlere bol bol çıkıyor oluyoruz.

Tıpkı Hasan Sonsuz Çeliktaş arkadaşımızın yazdığı gibi:

Hayatta bazen gemilerini limana çekmiş ve iplerle sıkı sıkıya bağlı ürkek denizciler gibi davranıyoruz. Altlarımızda son model tekneler olsa bile önümüzdeki uçsuz bucaksız denizlere açılmak konusunda ürkek davranıyoruz, çünkü zaten doğduğumuzdan itibaren tüm yaşam süremiz boyunca ‘güvenli limanlara demir atmak’ üzerine bir öğreti öğretiliyor bize. Çok cesurca bir şeyler yaptığımızda ya da teşebbüs ettiğimizde ise ya bizi vazgeçirmek için herkes üstümüze çullanıyor ya da baltalamak için elinden geleni yapıyor. Çünkü altımızdaki gemiyle denizlere açılmamız demek, onun limanda ‘güven’ içinde duran teknesinin, o limandaki varlık nedeninin çökmesi demek ve kendisinin de kendisiyle yüzleşmesi, korktuğunu kendine itiraf etmek durumunda kalması, daha da ötesi kendisinin de denize açılabileceği gerçeğiyle yüzleşmesi demek ki, bu en büyük korku (komik bir biçimde). Fakat farkında değil ki limandan hiç açılmayan ve sürekli bağlı kalan teknelerin tabanı bir süre sonra çürür…

2011 yılında, kendimizi güvende hissettiğimiz limanlarımızın ve coşkuyu, merakı, heyecanı, potansiyel patlamalarımızı yaşadığımız açık deniz yolculuklarımızın, her birimize özel dengesini tek tek her birimize diliyorum.

House isimli dizinin bir bölümünde “Hediyeler, insanlar hakkında ne az şey bildiğimizi gösterir. Birini, yanlış yaftalanmaktan daha çok sinirlendirecek bir şey yoktur” cümlesi dikkatimi çekmişti. Bu durumda değiştirme kartları da “Seni yanlış tanımış veya tanımak için yeterli çabayı sarf etmemiş olabilirim, özür dilerim” anlamına geliyor ki, yeni yıl hediyeleriniz sonrasında yorumu tamamen sizlere bırakıyorum…

2011’de de,
Her şey çok güzel oluyor

<div class="social4i" style="height:82px;"> <div class="social4in" style="height:82px;float: left;"> <div class="socialicons s4twitter" style="float:left;margin-right: 10px;"><a href="https://twitter.com/share" data-url="https://dergi.kuraldisi.com/evrensel-ag/" data-counturl="https://dergi.kuraldisi.com/evrensel-ag/" data-text="Evrensel Ağ" class="twitter-share-button" data-count="vertical" data-via=""></a></div> <div class="socialicons s4fblike" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="fb-like" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/evrensel-ag/" data-send="true" data-layout="box_count" data-width="55" data-height="62" data-show-faces="false"></div> </div> <div class="socialicons s4plusone" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="g-plusone" data-size="tall" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/evrensel-ag/"></div> </div> </div> <div style="clear:both"></div> </div> <p>28 Ocak 1966’da, kova üstü ikizler olarak doğmuş bir hava kadınıdır ve hayatında her alanda, sürekli <a href="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/4/2016/05/BERNA1.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-3421" title="BERNA" src="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/4/2016/05/BERNA1.jpg" alt="" width="169" height="215" /></a>hareket halinde, değişim içindedir.</p> <p>Meraklıdır ve yeni bilgiye bayılır. O kadar ki, pazarlarda meyve sebzenin gazete kâğıtlarına konduğu yıllarda, eve getirilen erzakın yerleştirilmesine yardım ederken kendisini hep o gazete kâğıtlarını okumaya dalmış bulduğunu söyler.</p> <p>Bilgileri görsel almayı tercih eder. Filmler, diziler gibi hikâye anlatan görsel araçlarla bilgiye ulaşmak hoşuna gider. Okumayı da sever. Hikâye içinde aktarılan bilgi beynine çok iyi geldiğinden, mesela, Paulo Coelho okumaya bayılır.</p> <p>Sohbet, çikolata, kahve, sinema, bir kadeh şarap ve belki hatta sıcak şarap; evinin huzuru, doğal, sakin, dingin ortamlar, güzel ve duyguları harekete geçiren müzik, dans; Kaş; sevgiyle üretilen, yaratılan her şeyin hayatı yaşanmaya değer kıldığına inanır. Hayatın bütününü meditasyon olarak görür; her saniyesini doya doya yaşayıp dolu dolu hissetmeye bakar.</p> <p>Kendisini şöyle tarif eder:</p> <p>Ben, kurumsal kültüre ve kalite belgesine sahip bir şirkette uzman ve yönetici olarak çalışma hayatı; psikolojik problemlere sahip bir annenin yaşama bağlanmasında yol arkadaşlığı, hiperaktiflikten etkin bireyliğe geçiş yapan bir gencin anneliği; üç evlilik, iki boşanma, çok değerli eğitmenlerden iş ve bireysel gelişime yönelik eğitimler, hem başarıların hem dibe vurmaların aynı doğallıkla yaşandığı ve her seferinde bir adım daha ileriye atılan, hep daha doğrunun arandığı üretken, olumlu değişimlere geçiş sağlayan bir yaşam anlamına geliyorum.</p> <p>Ve her bir hücreme işlenmiş olan ve işlenmeye devam eden tüm bilgilerimi ve deneyimlerimi evrensel paylaşıma açmaya bayılıyorum.</p>