Her gün yürüdüğümüz, geçtiğimiz yollarda çevremizin ne kadar farkındayız? Ne kadarını görüyoruz, duyuyoruz?

Her sabah yanından geçtiğim binalarda asılı duran pembe, mor ve yeşil renkli saksılardaki kırmızı sardunyaları, geç budanmış dut ağacının umut veren yeni filizlenmiş yaprakları, göknar ağacının patlattığı yeni sürgünleri, mor salkımların eşsiz güzel kokusu tatlı bir huzur veriyor.

Ne kadar yaşadığımız cennet güzeli doğanın bilincindeyiz ve onunla bütünüz? Hep, şunu yapayım, bunu alayım ya da şuna sahip olayım derdi içindeyiz. Peki ya sonra elde ettiğimiz doyum ne kadar sürüyor? Bu hedeflere odaklandığımızda, anda günümüzü yaşayabiliyor, hakkını verebiliyor muyuz?

Kaçımız kuşların melodisine kendini bırakıp, keyifle sokaklarda yürüyor ya da oturduğu yerde dinliyor ve o ahengi hissedebiliyor?

Gözleriniz bağlanmış, kulaklarınız kapatılmış şekilde küçük bir odada bir süreliğine yaşadığınızı, inzivaya çekildiğinizi düşünün! Seslerden, görüntülerden, çevrenizde olup bitenlerden habersiz hayatınızı idame ettirdiğinizi hayal edin. Düşüncesi bile bana ürkütücü geliyor. Buna rağmen, çoğumuz böyle yaşıyoruz. Çevremizdeki güzelliklere kapalı bir hayat sürüyor ve kendimizi dünya güzelliklerinden –cennette yaşamaktan- yoksun bırakıyoruz. Şimdi bir anda görüyor ve duyuyor olduğunuzu, özgürce istediğiniz yere gidebildiğinizi hayal edin! Ne hissedersiniz ya da nasıl yaşamak istersiniz?

Büyük şehirlerin kalabalığının içinde etrafımızda o kadar çok uyaran var ki, farkında olmadan zihnimiz her bir detayı kaydediyor. Ne kadar kaos varsa o kadar kendimizden uzaklaşıyoruz. Belki de çoğu zaman sesleri dahi birbirinden ayırt edemiyoruz. Kuşların melodisi gibi eşsiz sesler; trafikte araç seslerinin, inşaat alanındaki buldozer seslerinin vb. arasında kaybolup gidiyor. Ama anda kalıp güzel seslere odaklanabilirsek kendimizi dinlendirebiliriz. Yaşamımızı güzelleştirmek bizim elimizde!

Seyhan Aktaş Sarıoğlu