Ebeveynlere:

Yaratma dürtüsü tüm çocuklarda eşit ölçüde güçlüdür. Erkeklerde de kızlarda da. Önemli olan hayal gücüdür. Beceri değil. Aklınıza gelen herhangi bir şeyi, dilediğiniz şekilde inşa edersiniz. Bir yatak ya da kamyon. Bebek evi ya da uzay gemisi. Birçok erkek çocuk bebek evlerini sever. Uzay gemilerinden daha insancıldırlar. Birçok kız uzay gemisini sever. Bebek evlerinden daha heyecan vericidirler. En önemli şey, ellerine doğru malzemeyi vermek ve hoşlarına giden herhangi bir şeyi yaratmalarına izin vermektir.

Yıllar içinde, Lego kutunun üstünde bitmiş ürünün resminin yer aldığı önceden tasarlanmış takımlar sunarak bu hayal gücü övgüsüne son verdi. Lego mühendislerinin tasarladığı müthiş uzay gemisini ya da korsan gemisini gören çocukların hayal güçleri engelleniyor ve onlar da uslu uslu talimatlara uyuyorlardı. Bu Lego açısından muhteşem bir iş kararı olabilirdi ama açık uçlu hayal gücü fırsatını kaçıran milyonlarca çocuk açısından ağır bir darbeydi.

Hayal gücü sadece çocuk oyuncağı değildir. Hayal gücümüzü kendi hayatımızın genel görünümünü zihnimizde canlandırmak için kullanırız. Ne kadar hayalperestsek olası yolların genel görünümünü o kadar canlı şekilde yaratabiliriz. Sınırlı bir hayal gücüyle, artımlı düşünceye mahkûm olur, sadece sınırlı değişikliklerle diğer herkesle aynı şeyi yaparız.

Sağlam bir hayal gücü olağanüstü başarılara ortam hazırlar. Amazon’un kurucusu ve CEO’su Jeff Bezos’u düşünün. 1995’te şirketi kurduğunda küresel erişimli devasa bir işletmeyi yönetmeyi hayal ediyordu. Firmaya dünyanın en büyük nehri ve Yunan mitolojisindeki efsanevi kadın savaşçılardan esinlenerek Amazon adını verdi. Bu adı, küçük girişim şirketinin hayattan daha büyük olacağını duyurmak için bilerek seçmişti.

Ya da Martin Luther King’in ünlü “Bir Hayalim Var” konuşmasını düşünün. Bu ırk eşitliği hayali -geleceğe ilişkin rüyası- bütün bir sosyal harekete ortam sağladı. “Dört küçük çocuğumun bir gün derilerinin rengiyle değil, karakterlerinin içeriğiyle değerlendirileceği bir ülkede yaşadığı” bir zamanın hayalini paylaştı.

Kendi hayallerimizi yaratmak bizim elimizde. Eski bir Stanford öğrencisi olan Kai Kight ilginç bir örnek olarak gösterilebilir. Klasik eğitimli bir kemancı olan Kai Kight, kısa süre önce başka birinin onun için kurduğu hayali oynadığını fark etti. Annesine meme kanseri teşhisinin konmasının ardından, kuyumcu dükkânı işletme hayalini gerçekleştirmesinin mümkün olmayacağı açıklık kazandı. Bu durum Kai’yi kaderinin kontrolünü ele almaya ve artık kendi istediği geleceği tasarlamasına motive etti. Klasik müzik eğitimini temel alarak, kendi eşsiz müziğini yazmaya ve sergilemeye başladı. Yarattığı eserlere tepkiler muhteşem oldu ve birçok performans fırsatı sunuldu. Bu olumlu tepki kendi hayallerinin hâkimi olduğu mesajını güçlendirmişti. Bu içgörüler “Composing Your World” (Kendi Dünyanızı Yazın) başlıklı TEDx konuşmasında paylaşıldı.

Cesur bir geleceğin hayalini kurmak, bireyler kadar sürekli değişen bir dünyada güncel kalabilmek isteyen şirketler için de önemlidir. Bu nedenle Google gibi şirketler hayalci düşünceyi teşvik ederler. Google CEO’su Larry Page, “aya yolculuklara” -yani efsanevi olma potansiyeli taşıyan cesur projelere- verdiği coşkulu destekle tanınır. 2013 yılında Wired dergisine verdiği bir röportajda, Larry Page düşünce yapısını şöyle açıklamıştır:

Artımlı gelişim, zamanla eskime garantilidir. Özellikle de artımsız değişimin yaşanacağını bildiğiniz teknolojide… Bu nedenle, işimin büyük bir bölümü insanların artımlı olmayan şeylere odaklanmasını sağlamaktır. Gmail’i ele alın. Onu piyasaya sürdüğümüzde, arama şirketiydik -bir e-posta ürünü sunmak bile bizim için bir sıçramayken, biz kullanıcılara herhangi bir başka yerde bulabileceklerinin 10 katı saklama alanı sağladık. Artımlı gelişmelere odaklansaydık, bu doğal şekilde meydana gelecek bir şey değildi.

Fortune dergisindeki daha yakın tarihli bir röportajda, Larry Page robotik, teslimat dronları, otomatik evler, glikoz takibi yapan kontak lensler ve yaşlanmayı önleyen ilaçlar dahil olmak üzere firmanın en yeni aya yolculuklarından bazılarını anlattı. “Sıfır milyon dolarlık araştırma sorunları” -dünyada başka hiç kimsenin üzerinde çalışmadığı zorlukları- arıyor. Larry Page, bilgisayar bilimcisi Alan Kay’in “geleceği tahmin etmenin en iyi yolu onu icat etmektir” felsefesinin ateşli bir takipçisi.

Küresel bir işletme okulu olan INSEAD’ın profesörlerinden Felipe Santos, doktorasını Stanford’da yaptı. Lisansüstü çalışmasında firmaların iş alanlarının sınırlarını nasıl tanımladığına odaklanmıştı. Bu sınırların her firmanın tespit ettiği fırsatları nasıl belirlediğini açıklamıştı. Her birimiz gibi, şirketler de iş alanlarının etrafında inşa ettikleri yapay sınırlara girmeyen fırsatlara karşı kördürler. Örneğin, Google iş alanını sadece online araştırma faaliyeti olarak tanımlasaydı, asla sürücüsüz otomobiller geliştiremezdi; Amazon kendini sadece kitapçı olarak görseydi, asla web hizmetleri işini kuramazdı ve Facebook sadece bir sosyal ağ olsaydı, asla sanal gerçeklik dünyasına giremezdi.

Bu nokta kritik önem taşır: tanımladığınız sınırları bizzat siz kendinize dayatırsınız ve kendiniz için hayal ettiklerinizle sınırlıdırlar. İster yarışa katılın ister siyasi kampanya yürütün ya da şirket yönetin, başarabileceklerinizi kendiniz için kurduğunuz hayal tanımlar. Bu, hayaliniz ister mütevazı ister devasa olsun, geçerlidir. Hayal gücü yolculuğunuza ortam hazırlar. Varış noktasını görerek, oraya giden yolu ortaya koyarsınız.  Amerika Birleşik Devletleri başkanlığına aday olanlar, Broadway’de sahneye çıkanlar ya da Manş Denizi’ni yüzerek geçenler hep çok öncesinden bir hedefle -henüz gerçekleşmemiş bir şeyin imgesiyle -başlarlar. Albert Einstein’ın dediği gibi: “Hayal gücü her şeydir. Hayatta sizi bekleyen güzelliklerin ön özlemesidir.”

Üstünde hayatlarımızı oynayacağımız sahne hakkında -aktif ya da pasif olarak- biz karar veririz. Bazıları için, sahne aileleridir ve bazıları için okulları ya da şirketleridir; başkaları için yerel toplum ve daha başkaları için küresel sahnedir. Her sahne dünyayı ve üstündeki yerimizi farklı şekilde görmemize olanak tanır. Üstelik halihazırda üstünde hayatlarımızı oynadığımız sahneye ilişkin hayalimizi dilediğimizde değiştirebiliriz.

Örneğin, yepyeni bir kurabiye ürettiyseniz, biraz pişirip kendi başınıza keyfini çıkarabilir ve ailenizdekilerle paylaşabilirsiniz. Kutularca kurabiyeyi paketleyip arkadaşlarınıza verebilirsiniz. Onları semt pazarında satabilir, mahallenizde bir kurabiyeci açabilir, hatta ülke ya da dünya çapında bir kurabiyeci zinciri kurabilirsiniz. Sahip olmak istediğiniz erişimi ve etkiyi artırdıkça sahneniz büyüyecektir. Kurduğunuz hayal, başaracaklarınızın önkoşuludur. Hedefiniz muhitinizde başarılı bir kurabiyeci olmaksa, bu sonuçla yetinirsiniz. Bunun yerine, küresel bir kurabiye firması işletmeyi amaçlarsanız, bunun gerçekleşmesini sağlayacak fırsatları görür ve değerlendirirsiniz.

Nancy Mueller işte tam da bunu yaparak 1977 yılında Palo Alto, Kaliforniya’da Nancy’s Specialty Foods firmasını kurdu. ‹şe kendi tatil partileri için büyük miktarlarda mini kişler yaparak başladı. Öylesine lezizdiler ki arkadaşları onu kişleri satması için cesaretlendirdi. Onların teşvikine karşılık, Nancy kişleri yerel olarak satmaya ve aracının arkasındaki dondurucuya koyduğu kutuları dağıtmaya başladı. Burada durabilirdi ama durmadı. Başarısından aldığı cesaretle, Nancy işiyle ilgili hayalini genişletti ve satışlarıyla birlikte büyümeye devam etti. 1993’e gelindiğinde, Nancy’s Special Foods 250 kişi çalıştırıyor, yılda 30 milyon dolarlık satış yapıyor ve Safeway, Giant ve Farm Fresh gibi birçok ulusal market zincirine ürün veriyordu. En sonunda, Nancy şirketi Heinz Foods’a sattı ve o da Nancy’s Quiches ürünleri satmaya devam eti. Esasen, Nancy zamanla üstünde oynadığı sahnenin boyutuyla ilgili ­hayalini genişletti ve bu sayede kendisi için daha küçük bir sahnede asla göremeyeceği yeni fırsatlar tanımlayabildi.