Yazıma, her zaman olduğu gibi, epostalardan cümlelerle başlıyorum. Metinlerden gönderenlerin özeline dair detayları çıkarıyorum. Aşağıdaki satırlar aslında hepimizin satırları, bize ayna tutuyor, bizi anlatıyor.

Sadece bunu söylemek bile gerçekten iyi hissettiriyor.
Ben çok yoruldum…
Bu cümleyi buraya yazmak bile, yaşam enerjimin tekrardan içimde kımıldanmasını sağlıyor sanki.  Sanki bağlı bir şeyler çözülüyor yeniden… Özgürlüğüne kavuşuyor… Yoruldum ve bırakıyorum… Çekiliyorum… Yargılama yok, suçlama yok… Neden bulmaya çalışmak  yok… Kendimi de ürkütmeden… Yavaş yavaş bırakıyorum… Hemen olmuyor belki ama yavaş yavaş… Bırakıyorum…
….
Olanı olduğu gibi, kendini olduğu gibi ve insanları olduğu gibi kabul etmek; ben buna huzur derim.
….
Yargılamayayım demekle yargılamamak olmuyor. Kabullenemediğimiz, rahatsızlığını duyduğumuz bir şeyler varsa, bir gölgemiz vardır tabii. İçine dönüp bakmalı, başkasına sarmaktansa.
….
Aldığım en önemli ders hata yapmaktan korkmamak.
….
Ben kendimi seviyorum, üzdüğüm kendimi de sevmeye başlıyorum.
….
Bendeki bu düşmeler beni daha çok üzüyor, bazı farkındalıklar yaşadıktan sonra yine düşmeler yaşıyorum. Benden başka böyle olan insanlar var mı acaba?
….
Kelimeleri bulamayacakmışım gibi geliyor… Bir yandan yazarken  insanlar çok acemice diyecekler diye endişeleniyorum. Ama olsun, bu sefer endişelerimin ve korkularımın beni engellemesine izin vermeyeceğim… Ve güvenli alanımdan çıkacağım…
….
Kendimi suçladığım anlarda kendimi çok seviyorum diyorum ve o an kendimi daha iyi hissediyorum… Ve kendimi çok seviyorum demeyi çok seviyorum.
….
Çok güzel hatalar yapıyorum ve bunlara izinliyim diyorum.
….
hatırlamak bile istemediğim;  yok belki de “en kötü dediğim en iyi yılım” ve gelecek yıllarımın başlangıcı olan geçen yıl…
….
Babamın önyargılı olduğunu ve o nedenle ilişkimize  mesafe koyduğumu fark ettim.
Ne komik ,bir insanın önyargılı olduğuna dair bir önyargıyla ilişkiye mesafe koymak (Nasıl bir yargılamadır bu )
….

Yanlış yolların içinde zaman geçirirken ve başarı hırsıyla hareket ederken, cepte olan şeylerin rahatlığını yaşamaya çalışırken, insanın ruhu acı çekiyor ve ben bunu yaşıyormuşum. Kibrim, komplekslerim ve mükemmeliyetçiliğimle hayatımı yiyip bitiriyormuşum. Bereketi de kalmıyor hiçbir şeyin o zaman. Kendimin en yadsıdığım yönümün müzik ve şarkı söylemek olduğunu keşfettim.
Tutkumun akmak ve benimle birlikte insanların akmasını sağlamak olduğunu bulmuştum.
Ve aktığım yer müzik benim, enstrümanım da sesim.
….
Zenginliği yaratan da farklılıklar ve farklılıklara yaklaşımlar.
….
… her insanın çözümleri farklı farklı sorunlar karşısında ve bunları çıkarabilecek olan da sadece kişinin kendisi.
….
Evet, sigarayı bırakmaya çalışmaktan yoruldum ve hep yenildim… Tamam o halde bırakmaya çalışmaktan vazgeçiyorum ve suçlamaktan da… Onun karşısındaki zayıflığımı kabul ediyorum… Şu anda içimde büyük bir mutluluk ve hafifleme oldu… Kabulün getirdiği, direnmeyi bırakmanın rahatlığı… Ve ben artık veda zamanının çok yakınımda olduğunu hissediyorum.
….
Düşmelerimi farkındalıkla yakalayarak kendime baktığımda yanlış yapmış ve yakalanmış çocuk gibi bir ifade görüyorum ruhumda ve teslim oluyorum bütün kabulümle.
….
Jöleyi severim, çocukluğumda annem çok sık yapardı, sonra bıraktı neden bilmem… Özellikle çilekli olanı, içine çilekler de koyardı. Cam gibi oluşunu severdim ve aynı zamanda içini görebilmeyi, şeffaflığını… Aynı zamanda jöle bir bütündür ama aynı zamanda esnektir… Rüzgâra, melteme ya da sarsıntılara karşı hareket eder ama bütünlüğünü bozmaz… Bu yanı da hoşuma gider…
Bir de rengârenk oluyor ya, istediğin kalıpla, istediğin şekli verebiliyorsun ya, eğlenceli. Yeter ki sen ne yapmak istediğini bil, huzurunu, sevgini, neşeni ve yaratıcılığını kat… Tıpkı hayat gibi…
….
Yaşamlarımız niyetler ve aksiyonlar örgüsü.

Niyetlerimizi farkında olmadan oluşturabiliyoruz. Gönülden söylenen bir cümle hatta bazen bir soru bir hareket başlatabiliyor.

Bize aksiyon gibi gelmeyen şeyler anlamlı aksiyonlarımız olabiliyor. Evde geçirilen boş bir gün çarpıcı farkındalıklar yaratabiliyor.

Hiç birimizin bir diğerine benzemediğimizin, özgünlüğümüzün farkında olmak, niyetlerimizin ve aksiyonlarımızın yaşanışının da özgünlüğünü idrak etmemizi sağlıyor.

Normlarla ve formlarla, tek tip olmaya özendirildiğimiz, özgünlüğümüzden vazgeçmeye yönlendirildiğimiz en yoğun zamanların ergenlik zamanlarımız olması çok mümkün. Bir ergen için sosyal kabul, en azından alay edilmeyen olmak önemli bir yaşam gerçeği.

Ergenlik dişlileri kadar bebeklik, çocukluk dişlileri de bireyin ruh, zihin ve duygular bütününü sıkıştırıp, ezip, parçalayabiliyor.

Özgün doğan ruh, yaşamın içinde yol alırken, özgünlüğünün sıkıntılarını yaşamaya başlayabiliyor.

Bir çalışmanın içinde, gençlerle dolu dolu beraber olma şansını yakaladım.

Genellikle, en zorlandıkları şey kendilerini olduğu gibi, rahatça ifade edebilmek. Çünkü daha şimdiden “karşımdakini üzmemeliyim, kırmamalıyım, duruma uygun konuşmalıyım” yaşam kalıplarını öğrenmişler.

Ve yine genellikle, kendilerine saçmalama hakkını tanımıyorlar ve mükemmel olmayı önemsiyorlar.

Tüm bunlar, öyle ya da böyle, yetişkinlere aşina konular.

Ben ufacıktım tefeciktim, içi dolu turşucuktum, sokağı evimin camından, elimi cama hiç sürmeden seyrederdim. Camda el izi olmaması gerektiği bana öğretilmişti.

Sonra yaşam boyu bana çok şey öğretildi.

Ve ben hep, kendim için en doğruyu, bana en uygunu bulup çıkartmaya niyet ettim, varlığımın tıkıştırılmış köşelerinden.

Öyle ve de böyle, bir sürü aksiyon içinde oldum.

Geldiğim noktada, kardeşimin önerisini seve seve, eğlenceyle ve keyifle gerçekleştiriyorum; cama el sürüyorum, hem de iki elimi birden, şöyle yapıştıra yapıştıra, hatta reçelli… Tüm camlarda izler kalacak şekilde…

Size de tavsiye ediyorum, kendi “el izleriniz” ne ise bırakın çıksın ortaya… 
berna@kuraldisi.com  adresime “Yasam Cesurlari Sever” konulu epostalarınızı yollarken içine bir tutam cesaret, bir tutam umut, bir tutam sevgi koyun.

Bir filmdeki karakterin dediği gibi, “Yüzüstü düşme riskini göze alabilirsek her istediğimizi yapabiliriz”.

Yaşam, tüm korkularına rağmen adım atanları ödüllendirir.

Öğrenmemizin, deneyimlememizin sınırı yok…
Paylaşmamızın keyfi çok…

Her şey çok güzel oluyor 
Bana bol bol yazın, iluga (güzellikle) yaşayın

<div class="social4i" style="height:82px;"> <div class="social4in" style="height:82px;float: left;"> <div class="socialicons s4twitter" style="float:left;margin-right: 10px;"><a href="https://twitter.com/share" data-url="https://dergi.kuraldisi.com/hayata-el-izi-birakmak/" data-counturl="https://dergi.kuraldisi.com/hayata-el-izi-birakmak/" data-text="Hayata El İzi Bırakmak" class="twitter-share-button" data-count="vertical" data-via=""></a></div> <div class="socialicons s4fblike" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="fb-like" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/hayata-el-izi-birakmak/" data-send="true" data-layout="box_count" data-width="55" data-height="62" data-show-faces="false"></div> </div> <div class="socialicons s4plusone" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="g-plusone" data-size="tall" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/hayata-el-izi-birakmak/"></div> </div> </div> <div style="clear:both"></div> </div> <p>28 Ocak 1966’da, kova üstü ikizler olarak doğmuş bir hava kadınıdır ve hayatında her alanda, sürekli <a href="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/4/2016/05/BERNA1.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-3421" title="BERNA" src="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/4/2016/05/BERNA1.jpg" alt="" width="169" height="215" /></a>hareket halinde, değişim içindedir.</p> <p>Meraklıdır ve yeni bilgiye bayılır. O kadar ki, pazarlarda meyve sebzenin gazete kâğıtlarına konduğu yıllarda, eve getirilen erzakın yerleştirilmesine yardım ederken kendisini hep o gazete kâğıtlarını okumaya dalmış bulduğunu söyler.</p> <p>Bilgileri görsel almayı tercih eder. Filmler, diziler gibi hikâye anlatan görsel araçlarla bilgiye ulaşmak hoşuna gider. Okumayı da sever. Hikâye içinde aktarılan bilgi beynine çok iyi geldiğinden, mesela, Paulo Coelho okumaya bayılır.</p> <p>Sohbet, çikolata, kahve, sinema, bir kadeh şarap ve belki hatta sıcak şarap; evinin huzuru, doğal, sakin, dingin ortamlar, güzel ve duyguları harekete geçiren müzik, dans; Kaş; sevgiyle üretilen, yaratılan her şeyin hayatı yaşanmaya değer kıldığına inanır. Hayatın bütününü meditasyon olarak görür; her saniyesini doya doya yaşayıp dolu dolu hissetmeye bakar.</p> <p>Kendisini şöyle tarif eder:</p> <p>Ben, kurumsal kültüre ve kalite belgesine sahip bir şirkette uzman ve yönetici olarak çalışma hayatı; psikolojik problemlere sahip bir annenin yaşama bağlanmasında yol arkadaşlığı, hiperaktiflikten etkin bireyliğe geçiş yapan bir gencin anneliği; üç evlilik, iki boşanma, çok değerli eğitmenlerden iş ve bireysel gelişime yönelik eğitimler, hem başarıların hem dibe vurmaların aynı doğallıkla yaşandığı ve her seferinde bir adım daha ileriye atılan, hep daha doğrunun arandığı üretken, olumlu değişimlere geçiş sağlayan bir yaşam anlamına geliyorum.</p> <p>Ve her bir hücreme işlenmiş olan ve işlenmeye devam eden tüm bilgilerimi ve deneyimlerimi evrensel paylaşıma açmaya bayılıyorum.</p>