Artık hakikaten şakası kalmadı gıda işinin. İyi düşünmek zorundayız, alabileceğimiz tüm tedbirleri almak zorundayız…

Sahi, neler yapılabilir?

En azından diyelim bir muhallebi olsun istiyorsunuz akşam menüsünde. Bunda hazıra kaçmayın. Üç ana malzemesi var: süt, şeker ve pirinç unu. Süt UHT değil de, pastörize günlük süt olsun. Şekerde “% 100 pancar şekeri” ibaresi arayın. Mısır şekeri ya da mısır şekeri ile karıştırılmış pancar şekerinden uzak durun. Taneciklerin küp şeklinde durabilmesi için yapıştırıcı kullanılır kesme şekerlerde. Bunu da çıkartalım hayatımızdan.

Pirinç unu mu istediniz? Pirinci alın, iyice yıkayın, havlu üzerinde kurutun. Atın rondoya, çekin iyice. Pirinç ununu kendiniz yapın yani. İşlenmiş gıdadan kaç basamak öne geçebilirseniz o kadar kârdır.

Makarna mesela… Yirmi, otuz liraya satılan, elle kolayca makarna çıkartabileceğiniz makineler var. Güzel bir un alın, yumurta ile yoğurun, bastırın makineye… Taze taze alıp tuzlu suda pişirin. Tereyağı, kıyma, yoğurt… Her ne ile sunarsanız sunun fabrikasyon soslardan bin kat iyidir.

Ya da köfte… Neden hazırından olsun ki? Koyun eti ve yerli dana, diğer tüm etlere göre daha sağlıklı. Koyunla danayı parça etten çektirin. Kıymaya biraz ıslanmış “gerçek” ekmek içi, bir yumurta, biraz tuz ve birazcık karabiberle maydanoz ekleyin. Yoğurun, tamamdır. İsterseniz boş bir cumartesi gününde bol bol yapıp dondurun. Hazır kıymadan, hazır köfteden, hazır köfte harcından mutlaka ama mutlaka uzak durun.

Pilav… “Alacağım pirinç bembeyaz olsun, içinde bir tane bile renkli tane, bir tanecik bile taş olmasın” diye inat etmeyin. Tüketicilerin bu arayışı Sortex denen sistemin yaygınlaşması ile sonuçlandı. Bunu araştırın. Sonra gidin renkli renkli, karman çorman pirinçten alın. Tepsiye serin, ayıklayın. Asla bulyon kullanmayın. Tereyağınız gerçek olsun, mis gibi koksun. Başka arayışa girmeyin.

Dondurmayı hazırından almayın. Süzme yoğurt yapın, bal ve pekmez ile ezin. Dondurun. Sonra bir kaba koyun; dövülmüş ceviz, meyveler, eritilmiş kaliteli çikolata ile kandırın çocuğunuzu. Salep alıp da uğraşamayanlar için dünyanın en kolay ev tipi dondurma tarifini okudunuz az önce.

Kahvaltılık tahıllar… Hazır karıştırılmışlarını almayın. Meyvesinde ayrı ilaç vardır, içindeki şekerin ne olduğu belirsizdir, koruyucusu, kimyasalı… Ne gerek var ki? Yulaf ezmesini günlük süt, kuru meyve, bal ve taze meyveler ile karıştırın. Bayılarak yersiniz.

Ayıklanmış ıspanak, dondurulmuş balık, pizza tabanı, hazır çorba, boyalı yoğurt ile beslemeyin çocuğunuzu ne olur… Ben biliyorum, ne mutlu ki hiçbiriniz okula giden çocuğunun çantasına cips ve renkli yumuşak şeker koyan annelerden değilsiniz, ne mutlu… Ama çok anne var bilinçlenmesi gereken. Gıda işinin şakası kalmadı. Hakikaten kalmadı.

Ben yazdım, ben söyledim, ben konuştum, ahkâm kestim. Duydum, kulaklarım açık dinledim, öğrendim, size ilettim… Yaşayarak edinilen bilgilere her şeyden fazla değer verdim. Yazanlardan paylaşmak için izin aldım, isimlerini çıkarttım, marka ve şirket isimlerini de çıkarttım. Birazcık da kısalttım.

*

Pınar Hanım Merhaba,

Anneler örgütlenmesi çok gerçekçi ve umut verici. Ben olsam adını “Anneler Bilse” koyardım. Çünkü kızım (…) işletme bölümünden mezun oldu ve hem o, hem arkadaşları Türkiye’nin tüm hipermarketlerinde satılan, arabalar dolusu aldığımız uluslararası endüstriyel yiyecek firmalarında staj yaptılar. Arkadaşları o firmalarda çalışıyorlar şu anda. Kızım teknolojiyi tercih etti insanlara bu kadar zarar veren firmalarda çalışmayacağım diye.

Çocukların anlattıklarına inanamıyorduk. Kızıma çocukluğunda içsin diye yalvardığım meyve suları renklendirici, aroma ve en kötü elmanın kurusunun tozu ve kanserojen koruyucular ile hazırlanıyor. Her unlu gıdada Çin’den çuvallarla getirtilen, firmaların Ar-Ge bölümlerinde yiyenlerde tekrar yeme arzusu yaratan toz diye tanımlanan MSG var. Raf ömrü üç günü geçen (ki geçmeyen yok) her üründe koruyucu kanserojen madde… Ürün ismi vermek istiyorum, bir arkadaşı, (…) ‘nin içine neler konduğunu bilse anneler kırıntısını bile yedirtmezdi bebeklerine dedi. (…) En iyi salça markası % 25 domates kurusu ihtiva ediyor. % 75’ini siz düşünün…

Benim evde olabildiğince zararsız ürün üretme maceram böyle başladı. Sürekli yabancı yayınları okuyorum. Olay sadece gıda maddeleri ile ilgili değil, yemek pişirdiğimiz kaplar, her evde bulunan, su kaynatmaya yarayan plastik ya da inox su kaynatıcıları ya da çaydanlıklar… Plastik cezveler, her çeşit yapışmaz tava, üzerinde alaşım oranı yazmayan, “çelik” diye adlandırılan tencereler, yemek karıştırma kaşıkları, neler neler… Olabildiğince toprak, cam ve iyi kalite çelik kullanmak bugün için en az zararlısı gibi gözüküyor.

*

Ne kadar doğru söylüyorsunuz. Aynı konuyu ben de ne zamandır söylüyorum. Dünyayı kirlettiler. (…) ‘nun geliştirip patent aldığı GDO’lu tohumlar ve (…) adlı firmanın ayrık otlarını öldüren ilaçları var. Şimdi doğa intikamını alıyor. Bu ilaca bağışıklık geliştiren superweeds, yani süper otlar yetişiyormuş tarlalarda. Ayrıca Çernobil’in kirlettiği Karadeniz, Trakya vs. ‘de halen kirlilik sürüyor. Neden derseniz, bu radyoaktif maddeler çözünürken başka radyoaktif maddelere dönüşüyorlar. Daha en az 50 – 100 sene sonra aktif durumları sona erecek. Kız kardeşim o ara Moskova’da çalışıyordu. Tiroit kanseri oldu. Tiroidini tamamen aldılar, ilaca bağımlı kaldı.

Bu arada Japonya’daki Fukuşima Nükleer Santrali ise Çernobil’in en az yüz misli zehri halen hem okyanusa hem de havaya salıyor. Orası çok uzak, buraya gelmez dememeli. Zira rüzgârlar her şeyi taşıyor. Çocuklarda bile kanser var. Aliağa’da termik santral yapımı başlamış. Foça’yı öldürecekler. Denizi ve insanları ile beraber…

<div class="social4i" style="height:82px;"> <div class="social4in" style="height:82px;float: left;"> <div class="socialicons s4twitter" style="float:left;margin-right: 10px;padding-bottom:7px"><a href="https://twitter.com/share" data-url="https://dergi.kuraldisi.com/hazira-kacmayin-artik-sakasi-kalmadi-bu-isin/" data-counturl="https://dergi.kuraldisi.com/hazira-kacmayin-artik-sakasi-kalmadi-bu-isin/" data-text="Hazıra Kaçmayın Artık Şakası Kalmadı Bu İşin" class="twitter-share-button" data-count="vertical" data-via=""></a></div> <div class="socialicons s4fblike" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="fb-like" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/hazira-kacmayin-artik-sakasi-kalmadi-bu-isin/" data-send="true" data-layout="box_count" data-width="55" data-height="62" data-show-faces="false"></div> </div> </div> <div style="clear:both"></div> </div> <p>1997 yılında, çok sevdiği Ege’ye yerleşiyor Pınar Kaftancıoğlu. Önce Kuşadası’nda geçen birkaç yıl, ardından Aydın-Nazilli’de bir doğal kaynak suyu fabrikasını işletme, kızının doğumu, işlerin stresinden bunalıp fabrikayı devretme derken otuzlu yaşlarının sonunda emekliliğini ilan ediyor!</p> <p>Nazilli’de anadan kalma bakımsız araziyle birkaç zeytinliğini ıslah edip şu an yaşadığı çiftlik evini inşa ettirmeye karar veriyor. Komşuların yardımıyla yaylalardaki irili ufaklı araziye çekidüzen veriyor. Tarlalar sürülüyor, köydeki ineklerin dışkılarıyla gübreleme yapılıyor, dağ köylerinden hediye gelen fidanlarla tohumlar ekilip dikiliyor.</p> <p>Ve tarlalarda ilk ürünler çıkmaya başlıyor.</p> <p>“Kızım, İpek artık Milupa’nın ‘organik’ etiketli kavanozlarına mahkûm değildi. Kahvaltı masamızda hepsine isim koyduğum ineklerin sütleri ve o sütlerden yaptırdığım peynirler vardı. Ekmeği marketten almıyor, kendi fırınımda yapıyordum. Yumurtalar bahçenin sağından solundan, çoğu zaman da tavuklarımın folluğa çevirdiği ayakkabılıktan toplanıyordu. Zeytinden ve zeytinyağından bol şeyimiz yoktu. Bahçenin orasında burasında kendiliğinden yetişen otların her birinin bir adı olduğunu ve neredeyse hepsinden enfes yemekler yapıldığını öğreniyordum. Yılladır marketten aldığım kırmızı şeylerin, gerçek bir domates ile alakası olmadığını anladım. Havuçlar, marullar, fasulyeler, börülceler&#8230;”</p> <p>İpek Hanım Çiftliği böyle kuruluyor.</p>