İlk insanların barışçıl ve eşitlikçi olduğunu sık duyarız. Bize onların yiyeceklerini paylaştığı, ateşin çevresinde toplanıp bağ kurduğu söylenir, bu yüzden onları sosyal rekabet içinde görmekte zorlanırız. Bu bölüm ilk insanların hayvanlarınkine ürkütücü bir şekilde benzeyen statü oyunları oynadığını gösteren kanıtları ortaya koymaya çalışacak. Kanıtların geldiği yer, en eski yazılı kayıtlar ve yazının icadından önceki bazı kaynaklardır. İnsanların dünyadaki ilk yıllarından beri birbirine üstün gelmeye çalıştığı nettir.

Çok eski medeniyetler kendi düşüncelerini yazıya dökerek onlara bizim de bakış atabilmemize olanak tanımışlardır. Bu yazıların büyük kısmı da rekabetle ilgilidir. Büyük liderler daima takipçilerini bir araya getirerek düşmanlarını yenmiş ve yeni liderler daima eskilere meydan okuyarak başa geçmiştir. Eski kaynaklara göre insanlar kendi statülerini ya da parçası oldukları grubu yükseltme fırsatı doğunca işbirliği yaparlar. Eski Mısır, Çin, Orta Amerika, Ortadoğu, Güney Amerika, Hint, Yunan ve Roma yazılarında benzer örüntüler görülmüştür.

Şiddet genellikle antik statü oyunlarının parçası olmuştur. İnsanlar daima bir yerden bir saldırı beklemiş ve buna hazırlanmıştır. Ezilme ihtimali karşısında sürekli tetikte olmak çok eski zamanlardan beri pekiştirilen bir düşünce döngüsü olmuştur.

Kadim medeniyetlerle şempanze grupları arasındaki benzerlikler şoke edicidir. Liderler güç gösterisi yapar, bölgelerini korur ve dişi biriktirirler. Lider çoğu zaman çok sayıdaki kendi çocuklarından oluşan ayrıcalıklı bir grupla kaynakları paylaşır. Bu elit grup, içinde ciddi statü çatışmaları barındırır ama kendi statüleri karşısındaki ortak tehditlere direnmek için işbirliği yaparlar.

İlk medeniyetler hayvanların yapmadığı bir şey yapmıştır: Yandaşlarından ve rakiplerinden üstün olduklarını açıklamak için soyut kavramlar üretmişlerdir. Biz bu kavramlara “mitler” ve “efsaneler” deriz, ama onlar o insanlar için gerçekliğin kendisi olmuştur. Hayvanlar statü arayışlarını gerekçelendirmek için sözel açıklamalar üretmez. Dil biz insanların, yaşamsal ihtiyaçlarımızı karşılamak için geliştirdiği bir şeydir. Bir eylem planı yapıp başkalarıyla koordine olmamızda dil bize yardım eder. Mitler ve efsaneler insanların nörokimyasal ödül sistemlerini koordine etmeleri ve birlikte çalışmalarına yardımcı olur.

Kadim medeniyetlerin inanç sistemleri genelde onlara zorla empoze edilmiştir. Hükümdarlar geçerli kozmolojiyi sorgulayanlara çok sert yaptırımlar uygulamıştır. “Tanrı adına konuşma yetkileri” inanç sisteminin herkesçe paylaşılan düşünce kalıplarını tasarlamış ve dikte etmiş, dolayısıyla da hükümdarların gücünü sürdürmesine yardımcı olmuştur. Papazlar cömertçe ödüllendirilmiş, bunun sonucunda da en yüksek statüyü elde etmişlerdir.

Bugün kadim medeniyetlerin kötü bir imajı vardır. Onlardan önce gelen ütopik dünyayı yok etmekle suçlanırlar. Pek çok akademisyen Taş Devri’nin barışçıl ve eşitlikçi olduğuna inanır. Bu düşünceye uyan gerçeklere odaklanıp uymayanları görmezden gelirler. Buna karşın hayvanlar âleminde Taş Devri’nden önce de sonra da sosyal rekabet olduğunu biliyoruz. Beynin limbik siteminin Taş Devri öncesi ve sonrası aynı olduğunu biliyoruz. Zihinlerimizi tarih öncesinde statü oyunlarının var olduğu ihtimaline açarsak bulacağımız ne olabilir?

 

ÇATLAMIŞ KAFA TASLARI

Arkeoloji uzak geçmişle ilgili iyi bir kaynaktır. Arkeologlar şiddet sonucu ölüme işaret eden kafatasları bulmuşlar, böyle kafataslarının sayısının çokluğuyla şoke olmuşlardır. Aralarında şunlar vardır:

  • taştan yapılmış ok uçlarının saplı olduğu iskeletler,
  • ancak bir kesici aletin sebep olacağı şekilde yarılmış kafatasları,
  • özensizce birlikte gömülmüş iskelet yığınları,
  • üstteki iki omurun bağlı olduğu kafatasları ki bu kafanın kesilmiş olmasına işaret eder,
  • sınır duvarlarında yığın olmuş iskeletler,
  • iskeletlerdeki, yamyamlığa işaret eden kesik ve kazıma izleri,
  • savaşta kullanılmış, mermi şeklinde büyük taş depoları.

 

Bu kanıtlarla arkeologlar tarih öncesinde şiddete bağlanabilecek ölüm yüzdelerinin günümüzdeki tehlikeli sayılan fakir bir şehirdekinin dört katı olduğunu tahmin etmektedirler.

Arkeologlar başta bu kanıtları görmezden gelmişlerdir, çünkü tarih öncesindeki insanların barışçıl olduğundan eminlerdir. Yukarıdaki olguları bulunca farklı yorumlar getirmeye çalışmışlardır. İnsanın kökenini açıklamakta kullanılan “ateş etrafında empati” bakış açısına bağlı kalanlar akademik statüyle ödüllendirilmiş; tarih öncesi şiddeti kabul edenler karalanıp dışlanmıştır. Ne var ki ciddi kariyer risklerine rağmen Taş Devri’nde sosyal rekabete dair kanıtlar toplanmaya devam etmiştir.

Arkeolojik kayıtlarda şiddetsiz rekabet de görülmektedir. Güney Afrika’daki tarihi kafatasları insanların istedikleri görünüşü elde etmek için çocuklarının alnını bazı araçlarla baskılayarak düzleştirdiğini gösterir. Ebeveynler komşularının düz alınlarını görmüş ve kendi çocuklarının geri kalmasını istememiştir.

Tarih öncesi çatışmaların bir başka işareti de insanların dünyanın dört yanına dağılmış olmasıdır. Bugüne kıyasla dünya nüfusunun çok çok az olduğu bir çağda insanlar kendilerini dünyanın dört bir yanına atmıştır. Bilim insanları bize grup bağlarının hayatın merkezi olduğunu söyler ama buna rağmen belli ki pek çok insan gruptan ayrılmıştır. Belki grup çok büyüdüğü için, şempanzelerin yaptığı gibi gruplar halinde ayrılmışlardır. Sonuç olarak, Taş Devri homo sapien’lerinin gezegenin farklı farklı yerlerinde bulunduğu gerçeği, ayrılmak için güçlü bir motivasyona sahip olduklarını gösterir.

Ayrılma dürtüsü hayvanların açısından bakıldığında hayli anlaşılırdır. Yırtıcılar pusuya yattığında memeliler toplaşır, ortam güvenli olduğunda ise etrafa yayılırlar. Hiçbir hayvan tarafından avlanmayan tek memeli türü kaplanlar ve orangutanlardır ve bu hayvanlar aynı zamanda yalnız yaşayan tek memeli türüdür. Şebekler çatışmayı önlemek için ikili gruplar halinde etrafa yayılırlar. İnsanların da diğerleriyle aralarında boşluk bırakarak çatışmadan kaçınmaya çalıştığını anlamak zor değildir. Bu sizin kaynaklara erişiminizi artırmakla kalmaz, hiyerarşinin tabanında olmaktan kurtulmanızı da sağlar. Başkalarını da sizinle birlikte gruptan ayrılmaya ikna ederseniz birdenbire üstün pozisyonda olursunuz. Elbette bazı insanlar içine doğdukları gruptan ayrılınca telef olmuştur ama diğerleri zamanla kendilerini gruptan ayıran yeni düzenler kurmaya devam etmiştir. Ayrılmak dolaysız bir çatışmadan galip çıkacağını düşünmeyenlerin statülerini yükseltmesi için etkili bir yoldur.

Modernite öncesi insanların, yaşamları boyunca göç haricinde nedenlerle köyünü terk ettiği nadirdir çünkü yabancılar tarafından öldürülme riskleri çok fazladır. Bugün güvenli ortamımızda sürekli yabancılarla temas halindeyiz ve bunun ne büyük bir başarı olduğunun farkında değiliz. Bununla birlikte el sıkışırken elimizde gizli bir taş olmadığını kanıtlamaya yönelik eski bir geleneği yankıladığımız da bir gerçek. Eski insanların elinde barış çubuğuyla gezdiğini düşünmek istiyoruz ama gerçek şu ki onlar çok fazla çatışıyorlardı.

Share This