Hep bir ağızdan bağırış çağırış isyan ediyorlardı.Yeter artık, bıktık, şu saygısızlığa bak, nankör (!)

Hücrelerinin birbirleriyle anlaşmazlıkları yoktu aslında, sorun Sevim’i ikna edememekti. İçlerinden biri çıktı ve bir konuşma yapmak istediğini söyledi. Diğerleri kabul etti ve sessizce dinlemeye başladılar:

“Derdimiz şudur ki; yıllardır yaptığımız tüm uyumlu çalışmalar, emekler takdir görmüyor, üstelik çalışmalarımızı devam ettirebilmemiz için ihtiyacını duyduğumuz besinler uzun bir süredir sağlanamıyor. Yıllardır bitmeyen öfkesi ve olumsuz düşünceleri üzerimize kara bulut gibi çöktü. İhtiyaçlarımızla alakalı kaslara bilgi verdik. Ama Sevim’ in bu kaslarıyla daha önce hiç iletişime geçmediği ve onların uyarılarını tanımadığı bilgisini aldık. Beyne gerekli bilgilendirmeyi sürekli yapıyoruz ancak Sevim’ i bir türlü ikna edemediğini, artık bizimle ilgili konularda bütün iletişim kanallarının kapalı olduğunu söylemiş. Yani sesimizi artık duyuramıyoruz! Acil bir önlem almazsak; varlığımızı sürdüremeyeceğiz.”

Herkes endişe içinde moralleri bozuk dinlemeyi sürdürüyordu. “Yine de her şey bitmiş değil ve hâlâ bir şansımız var” dedi konuşmacı. Diğer hücreler meraklandı ve “Anlat her şeye razıyız” dediler.  “Beynin dikkatini üzerimize çekebilirsek, Sevim’i sert bir dille ikna edebilir diye düşünüyoruz.  Ancak bu çetin bir savaş anlamına geliyor, bir kısmımızı kaybedebiliriz, bir kısmımız da dönüşüme uğrayabilir. Ancak savaş bittiğinde büyük bir kısmımız varlığını bir süre daha devam ettirecektir” dedi.

“Peki, bu savaşa rağmen Sevim’i ikna edemezsek ne olacak?” diye bir soru geldi arka taraflardan.

“O zaman çalışmayı tamamen durdurup bütün yolları biz tıkayacağız ve ona son bir şans vereceğiz. Ama bunun sadece iki sonucu olacaktır; ya Sevim de dahil olmak üzere tüm diğer organlarla birlikte ölürüz ya da hayatta kalanlarımızla devam ederiz” dedi. Derin bir sessizliğin ardından “umarım vereceği karar çok geç olmaz” diye mırıldandı korkuyla.

Ve yıllardır uyum içinde harıl harıl çalışan ve yaşayan meme hücreleri için karar vakti gelmişti. Sevimle Savaş! Zamanını öfke ve umursamaz bir tavırla yaşayan Sevim’i artık uyarmanın vakti gelmişti.

Plan şu şekilde idi:

İçlerinden bazı gönüllüler mutasyona uğrayarak zararlı hale gelecekler, yani kanserleşecekler.

Beyin; kanserli hücreleri her zaman yaptığı gibi ortadan kaldırmaya çalışacak. Ancak bu sefer şans eseri değil bilerek mutasyona uğradıklarından çoğalmalarının hızına yetişemeyecek.

İşte tam da bu sırada Beyin, Sevim’i kendi üslubuyla uyaracak.

Sağlam kalan hücreler bu sırada çalışma hızlarını düşürüp bekleyecekler. Bu bekleme durumundayken, Sevim ikna olursa zaten ihtiyaçlarını sağlayacak. Bu sırada Beyin de mutasyonluları temizleyecek. Ve meme dokusu da az bir hasarla savaşı kazanmış olacak. Hâlâ anlamıyorsa, direnişe devam ta ki en sona kadar!..

Tam da dediklerini yaptılar ve beklemeye başladılar. Ama ihtiyaçlardan ses seda yok. Mutasyonluların sayısı artmaya başladı, o kadar arttı ki dokunun duvarlarını kırıp dışarı taşmaya başladı. Herkes üzgün bir şekilde olan biteni izliyordu. Sevim’in vurdumduymazlığı ve yıllarca bitmek bilmeyen öfkesinin hazin sonucuna doğru yavaş yavaş ilerliyordu hepsi. Beyin çaresizce bütün savunma hattını mutasyonluları öldürmek için bölgeye göndermişti. Tabii bu sayede tüm diğer organlar savunmasız kalmıştı. Artık Sevim’in bir şeylerin ters gittiğine ikna olabilmesi için son aşamaya gelinmişti.

Derken tüm bölgedeki kanserli hücreler renk değiştirmeye ve teker teker dışarıdan yapılan bir müdahale ile öldürülmeye başlandı. Herkes çalışma hızını düşürmüş savaşın sonucunu merakla bekliyordu. Kanserli hücreler diğer organları etkilemiş olsa da sonuçta hepsi temizlendi. Sevim mesajı almış ki; tüm ihtiyacı tekrar karşılamaya başladı, düzenli beslendi, sigarayı bıraktı, düzenli egzersiz yapmaya başladı. En önemlisi kızgınlık/öfke duygusunu yönetebilmek ve sağlıklı düşünebilmek için gelişimini destekleyecek uzmanlardan yardım aldı. Artık, Kinesiyoloji (bedenin bilgeliği) konusunda daha çok bilgi edinerek; bedeninin sesine kulak vermeyi öğrendi. Kendine ve sağlığına özen gösterdi, Duygusal tepkilerini yönetmeyi öğrendi, meditasyon yaparak bedenine ve sağlığına olan minnettarlığını her gün tek tek iletti. Sevim’in etrafında yarattığı pozitif enerjiyi hisseden tüm hücreleri teşekkürü alıyor, kabul ediyor ve karşılığını misliyle huzur olarak geri veriyordu…

Bengi Çağatay

<div class="social4i" style="height:82px;"> <div class="social4in" style="height:82px;float: left;"> <div class="socialicons s4twitter" style="float:left;margin-right: 10px;"><a href="https://twitter.com/share" data-url="https://dergi.kuraldisi.com/isyan/" data-counturl="https://dergi.kuraldisi.com/isyan/" data-text="İSYAN" class="twitter-share-button" data-count="vertical" data-via=""></a></div> <div class="socialicons s4fblike" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="fb-like" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/isyan/" data-send="true" data-layout="box_count" data-width="55" data-height="62" data-show-faces="false"></div> </div> <div class="socialicons s4plusone" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="g-plusone" data-size="tall" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/isyan/"></div> </div> </div> <div style="clear:both"></div> </div> <p>14 Nisan 1983  Sinop doğumluyum. Eskişehir’de yaşıyorum. Makine mühendisiyim ve uluslararası bir firmada yönetici pozisyonunda çalışmaktayım.</p> <p>Güzel bir doğum günü hediyesi vasıtasıyla tanıştığım Kuraldışı’nda, Yaşam Okulu eğitimlerime devam ederken; kendimi tanıma yolculuğumdaki keşiflerimi yazılarım aracılığıyla paylaşmak istedim.</p> <p>&nbsp;</p>